ARTI GERÇEK - Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, "Yaklaşık 18 yıldır, tam 212 aydır hesaplanan tüketici güven endeksi ağustosta bu 212 ayın en düşük 10'uncu değerine indi. Vatandaş 212 ayın 205'inde "Ekonomiye güvenmiyorum" demiş ama bundan ne iktidar ders çıkarmaya yanaşıyor, ne de muhalefet bu veriyi kullanarak harekete geçme gayreti gösteriyor..." değerlendirmesinde bulundu.

Aktaş, "İlginç olan şu; vatandaş yıllardır durumun iyi olmadığına dikkat çekerek “Ekonomiye güven duymuyorum” diye haykırıyor. Haykırıyor da ne oluyor; ne iktidar buna göre politika değişikliğine gidiyor, ne de muhalefet vatandaşın temel sorununun nerede olduğunu görüp ona göre ikna edici, inandırıcı politikalar üretebiliyor" dedi.

Aktaş, "İktidar da, muhalefet de bu verilerden ders çıkarmalı" başlıklı yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:

"TÜİK ile Merkez Bankası’nın birlikte gerçekleştirdikleri bir anket var; tüketici eğilim anketi. Hani zaman zaman yapılan “Bu pazar seçim olsa oyunuzu kime verirdiniz” gibi, “Ekonomik gidişattan memnun musunuz” gibi veya “Dış politikadaki uygulamaları benimsiyor musunuz” gibi soruların yöneltildiği kamuoyu araştırmaları vardır ya, işte TÜİK ile Merkez Bankası’nın yaptığı, bu araştırmaların ekonomik boyutlu olanının en kapsamlısı. İnsanlar ekonomiyle ilgili düşüncelerini aktarırken kuşkusuz diğer gelişmelerden de etkileniyor, ona göre yanıt veriyor. Dolayısıyla tüketici eğilim anketi ve bu anketin sonuçlarından elde edilen tüketici güven endeksi çok önemsenmesi gereken bir çalışma.

Ama gelin görün ki bu çalışmayı en başta dikkate alması gereken siyasilerin çoğunun böyle bir anketten pek haberdar olduğunu bile sanmıyoruz.

Evet, bu çalışmayı en çok dikkate alması, sonuçları üstünde kafa yorması gerekenler siyasiler; iktidarıyla, muhalefetiyle...

Çünkü bu endeks vatandaşın ekonomiye bakışını, güven duyup duymadığını ortaya koyuyor.

Ve ilginç olan şu; vatandaş yıllardır durumun iyi olmadığına dikkat çekerek “Ekonomiye güven duymuyorum” diye haykırıyor.

Haykırıyor da ne oluyor; ne iktidar buna göre politika değişikliğine gidiyor, ne de muhalefet vatandaşın temel sorununun nerede olduğunu görüp ona göre ikna edici, inandırıcı politikalar üretebiliyor.

Adeta iktidarıyla muhalefetiyle iki taraf gizli bir anlaşma yapmış ve kulaklarının üstüne yatmışlar; arada olan vatandaşa oluyor.

İKTİDAR RAHATSIZ DEĞİL, PEKİ YA MUHALEFET?

Yaklaşık 18 yıldır vatandaşın ekonomiye güven duymasını sağlayamamış AKP iktidarı belli ki bundan rahatsız değil. Her ne kadar yeni sistemde birinci parti olmak öyle çok önemli değilse de AKP hala açık ara birinci parti, uzun süre de öyle olacağı anlaşılıyor.

Peki ya muhalefete ne demeli? Vatandaş yıllardır “Yandım” diye haykırıyor ama nedense oyunu gidip yine ağırlıkla kendisini böylesine feryat ettiren partiye veriyor. Demek ki muhalefet partileri iktidara alternatif olabilecekleri, daha iyi bir program uygulayabilecekleri konusunda vatandaşı ikna edemiyor.

Bu çok ciddi bir başarısızlıktır. Kimse vatandaşı suçlamasın. Muhalefetin görevi tabii ki yapılan yanlışları dile getirmek ama bundan daha fazla o yanlışların yerine neyin nasıl konulacağı konusunda vatandaşı ikna etmektir.

Yoksa biz vatandaşın ekonomiye güven duymadığı ama bu güvensizlik ortamını yaratan parti ya da partileri el üstünde tuttuğu daha çok yıllar yaşarız.

İKTİDAR ŞİMDİLİK RAHAT

Muhalefetin eleştiri ötesine geçememe alışkanlığı kuşkusuz iktidarın da çok işine geliyor. Belki de “Aman muhalefet partilerinde kadrolar fazla değişmesin” diye içten içe temennide bulunuluyordur.

Yirmi yıla yaklaşan dönem bize şunu gösterdi; iktidar partisinin ekonomide yapıp yapacağı bu. Ama gerçek bir muhalefet henüz ortada yok. Dolayısıyla farklı bir muhalefet tarzı ortaya çıktığı an Türkiye’de tüm dengeler bir anda değişecek demektir.

BÜYÜK FOTOĞRAF NE SÖYLÜYOR?

Tüketici güven endeksinin hesaplanmasına 2004 yılının ocak ayında başlandı. Yani endeks tam 17 yıl 8 aydır, bir başka ifadeyle 212 aydır hesaplanıyor.

Endeks, tüm güven endeksleri gibi sıfır ile 200 arasında değer alıyor; 100’ün altı kötümserliğe, 100’ün üstü ise iyimserliğe işaret ediyor.

Tüketici güven endeksi 2004 yılından bu yana geçen 212 ayın yalnızca 7’sinde, yanlış değil yalnızca 7’sinde 100’ün üstünde gerçekleşmiş. 100’ün üstündeki değerlerin 6’sı 2004 yılının ilk altı ayında, biri ise 2006 yılının nisanında oluşmuş.

Yani vatandaş 212 ayın 205’inde ekonomiye güven duymadığını belirtmiş.

Ama eğilim de önemli... Ekonomiye duyulan güvensizlik yatay mı seyrediyor, yoksa giderek derinleşiyor mu?

Yanıt grafikte... İki çöküş yılı var. Biri 2008-2009 küresel krizinin yaşandığı dönem ve çöküş 2008 yılında yaşandı. İkinci çöküş ise 2019 yılında.

İlk çöküş küresel krizden kaynaklandı. Peki ya 2019'daki?

Onu da “mahir” ellerimizle ve verdiğimiz kararlarla ya da geciktirdiğimiz kararlarla biz yarattık. 2018’de rahip krizini çok kötü yönetmek, faizi gerektiği zaman artırmaya ayak direyip sonra çok artırmak zorunda kalmak ve kurun fırlayıp gitmesi karşısında çaresiz duruma düşmekle 2019’a zaten çok kötü bir giriş yaptık. Bunlar yetmezmiş gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini yeniletip güveni iyice düşürdük. 2019’daki düşüş zaten mayısta başlıyor, bu da seçimin tekrarının etkisi.

2019’da dip yapan endeks, 2020 ortalamasında biraz iyileşme gösterdi, bu yılın ilk sekiz ayında biraz daha iyileşti. Ama grafiğin bütününe baktığımızda çok somut olarak görülen son üç yılın hiç iyi gitmediği.

212 AYIN EN KÖTÜ 10’UNCU AYI

Tüketici güven endeksinin 2004 yılı başından bu yana hesaplandığını belirttik. Yani bu ağustos da dahil tam 212 aydır hesaplama yapılıyor. İşte ağustos ayındaki 78.2’lik endeks, bu 212 ayın en düşük 10’uncu değerine işaret ediyor. Yani durum o kadar kötü.

Güven endeksinde iyimserliğe geçiş sınırı 100 ve vatandaşın bu sınıra ulaşabilmesi, ekonomiye duyduğu güvenin yüzde 28 artmasıyla mümkün olabilir. Böyle bir artış mümkün görünmediğine göre kısaca "Tüketici ekonomiye öyle kolay kolay güven duyar hale gelemeyecek" demek galiba en doğrusu."