Emre CAKA


ARTI GERÇEK- Adana Yeşiloba Hipodromu'nda 6 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirilen 10'uncu koşuda birbirlerine çarparak düşen at ve jokeylerin ardından, yarışların 'Adaleti' yeniden tartışılmaya başlandı. 

Geçtiğimiz ay ise, yaklaşık 30 yıldır jokey olan Selim Kaya'nın "Kırbaç kullanımı yasaklansın" sözleri bu kazandan sonra tekrar gündeme geldi. 

PEKİ YA ATLAR NE OLDU?

Adana'daki yarışta yere devrilen jokeylerden bir tanesi Damaris isimli ata binen apranti (Jokey çırağı) Harun Çanakçı'ydı. Çanakçı'nın hemen arkasında Kuanpo isimli ata binen Vedat Abiş ve Beykoz isimli ata binen Hişman Çizik de yere düşen isimler oldu. Hışman Çizik ve Vedat Abiş kazanın ardından ayağa kalkarken, Harun Çanakçı ise yerde hareketsiz kaldı. Çizik, dili boğazına kaçan Çanakçı’ya müdahale ederek yaşamını kurtardı. 

Çizik, bu müdahalesi sonrası bir çok kişi tarafından tebrik edilirken, Türkiye Jokey Kulübü (TJK) ve at sahipleri, kazada sakatlanan atların durumuna ilişkin bir açıklama da bulunmadı.

Türkiye'de 9 hipodrom bulunurken yılda yaklaşık 10'a yakın at sakatlıklar sonrası iğne ile öldürülüyor ve 300'e yakın at yıl içerisinde kendi başına ahırda ölü bulunuyor. 

HİŞMAN ÇİZİK 2015'DE ATI KAMÇI İLE BAYILTMIŞTI

Apranti Harun Çanakçı'yı kurtardıktan sonra TJK tarafından tebrik edilen ve bir çok medya kuruluşunda övgüyle bahsedilen Hişman Çizik, 2015 yılında, Şanlıurfa Hipodromu'nda bir skandala da imza atmıştı. Çizik, günün 3. koşusunda 'İstambul Kızı' isimli atı koşunun başından sonuna kadar kamçılamış, bitiş çizgisinde ise atın bayılmasına neden olmuştu.

'ATLARIN YILLARCA CANINI ACITMIŞIZ'

Yaklaşık 30 yıllık jokeyliğin ardından jubile kararı alan Selim Kaya ise at yarışlarında ki kamçı vurmanın kaldırılması gerektiğini, atlara bu yöntemle acı çektirdiklerini söyledi.

Kaya, Doğan Haber Ajansı'nda verdiği röportajda, "Biz bu atların yıllarca canını acıtmışız. Başta ben olmak üzere biz bu konuda suçluyuz. Ben de yıllardır diğer insanlar gibi düşünüyordum ancak artık farkına vardım, idrak ettim" dedi.

5 Ocak günü Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde bulunan pistte gerçekleştirilen yarışa 'Benim Zaferim' isimli atına jokey bulamadığı için kendisi binen Kaya, hiç kamçı kullanmayarak burun farkıyla birinci oldu.

Kaya yarışın ardından "Ben istiyorum ki dünyadaki tüm yarış atları koşarken artık kırbaç yemesin" ifadelerini kullandı. 

KAMÇI VURMAMAK YETERLİ OLACAK MI?

At yarışlarında yaşanan ölümler, at yarışı endüstrisi ve kamçının yasaklanmasının yeterli olup olmayacağını Cumhuriyet Gazetesi yazarı ve hayvan özgürlüğü aktivisti Zülal Kalkandelen'e sorduk.  Selim Kaya'nın önerisini duyduğunu söyleyen Kalkandelen, "Selim Kaya bir video paylaşmış, 'Bugüne kadar atlara çok acı çektirmişiz' demişti. TJK’nın bunu kabul etmemesinin nedeni, atları daha hızlı koşturmak için kamçı kullanımının gerekli olduğuna inanmaları. Bu yönde baskı yapan at sahipleri ve jokeyler çoğunlukta. Tek düşündükleri para olduğu için ne kadar kamçı, o kadar hız formülüyle hareket ediyorlar. Atlara 'Dört ayaklı darphane' diyenlerden ne beklenir..." dedi. 

'TEK SORUN KAMÇI DEĞİL'

Böyle bir karar elbette yeterli olmaz. Çünkü at yarışı ile ilgili tek sorun kamçı kullanımı değil diyen Kalkandelen, "Bir kere insan gibi bilinç sahibi duyguları olan bir canlı at. Onların insanın para ve hız tutkusu için yarıştırılması, başlı başına hayvan sömürüsü. Yarış sırasında sakatlanan atlar, çoğu durumda bir iğne ile öldürülüyor" diyerek at yarışlarındaki hayvan sömürüsünün ölümle bittiğine dikkat çekti. 

'ACI ÇEKTİĞİNDEN DEĞİL MASRAFI ÇOK DİYE'

İğne ile öldürülen atlar için acı çekmemesi için yapıldığına dair söylemlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Kalkandelen, "Bunu at çok acı çekmesin diye yaptıklarını söylüyorlar. Evet, at çok acı çekiyor ama bu aslında iyileşmesi uzun zaman alacağı, tedavisi çok masraflı olduğu ve at muhtemelen bir daha koşamayacağı için yapılıyor" dedi. Çok sayıda at bu şekilde yarış pistlerinde can veriyor ifadelerini kullanan hayvan özgürlüğü aktivisti Kalkandelen, "Atın üzerine yüklenen ağırlığın bedeninde yaptığı ağır hasarların yanında, ağızlarına takılan kantarma gibi araçlar da acı verici. Performansı artsın diye yapılan doping, haralarda mal üretir gibi yarış atı üretmek, hepsi zincirleme sömürü..." şeklinde konuştu. 

ATLAR DÖVÜLÜYOR

Yarışlarda başlama noktasına girmek istemeyen hayvanların dövüldüğünü söyleyen Kalkandelen, "İyi performans gösteremeyen ya da çıkış yapmak istemeyen atlar dövülüyor, şiddet görüyor. Yarış atlarının bazılarının sonu ise mezbaha oluyor" dedi.  

İNSAN EVLADINI PARA İÇİN KOŞTURUR MU?

Kamçı kaldırılsa da bu yüzyılda hayvanları yarıştırmak, bunun bahis konusu olması korkunç bir durum diyerek sözlerine devam ede Kalkandelen, "Bu sistem sona ermediği sürece hayvanlar ıstırap içinde olmaya, işkence görmeye devam edecek. “Kamçıyı kaldırıyoruz, atlar da zaten koşmayı sever, biz atlarımızı evladımız gibi seviyoruz, iyi bakıyoruz” deseler de buna inanacak değiliz. Hızlı koşsun diye bakıyorlar tabii! Ama bir insan evladını para için koşturur mu, onu sakatlanırsa öleceği bir yarışa para için sokar mı... At yarışı sistematik zulümdür" ifadelerini kullandı. 

Kalkandelen daha önce Cumhuriyet Gazetesi'nde yazdığı köşe yazısından da notlar paylaşarak sözlerini şöyle tamamladı: 

Yıllık cirosu 7 milyar TL’yi bulan bir sektör at yarışı. 

Devletin bu işten kasasına ayda yaklaşık 250-300 milyon TL koyduğu, vergi kazandıran, 84 bin kişinin doğrudan gelir sağladığı bir sektör.

Var olan 9 hipodromda koşan 6 bin 200’den fazla aktif ata ek olarak, yeni başvuran kısraklar, damızlıklar, aygırlar ve taylarla birlikte 10 bin dolayında atın sistem içinde yer aldığı bir sektör.