Enflasyonun boynunu, belini, ağzını, burnunu kırdık mı?

Enflasyonda baz etkisi ile yıllık seviyede düşüş dönemine girdik, herkese hayırlı, uğurlu olsun.

Malum, enflasyonla mücadele politikası Türkiye’de uygulanmıyor. Son bir sene içinde %19’dan %85’e fırlayan resmi enflasyon verisi bu gerçeği çoktan bir tartışma konusu olmaktan çıkardı. İktidar basit bir siyasi hesap yaparak ekonomi politikasını belirledi. Kritik bir tercihle, mutlaka büyümenin yavaşlaması yönünde maliyeti olacak enflasyonu düşürme politikalarına öncelik vermek yerine, seçim öncesi büyümeyi kısa vadede hızla körükleyecek politikaları devreye sokmayı tercih etti. Reel faizi eksi %60’lara taşıyacak şekilde aşırı derin eksi faiz uygulamasıyla, ucuz faizle kredileri, yatırımları ve dolayısıyla büyümeyi artıracağına inanırken, TL’de değer kaybının yaratacağı enflasyonun sınırlı olacağı varsayımından yola çıktı.

Her iki varsayım da yanlıştı.

TL’de değer kaybı, küresel gelişmelerle birleşince enflasyon kontrolden çıktı. Bir anda çık hızlı gelen enflasyonun “yardımıyla” her gün fiyatları artma eğiliminde olan mal ve hizmetlere olan talebin öne çekilmesiyle Türkiye ekonomisi önce hızla büyüdü. Ardından enflasyon kemikleştikçe, ekonomik büyümenin soluğu kesilmeye başladı. Yatırımlar artacağına duraksama eğilimine girdi. Ekonomistlerin zaten böyle olacağına dair uyarıları kulak arkası edildi. Yanlış politikadan vazgeçerek enflasyonu dizginleyecek, düşürecek ve büyümeyi kısa orta ve uzun vadede istikrarlı, sağlıklı dengelere oturtacak politikalara geri dönüş “kişisel inat” malzemesi yapılarak bilimle inatlaşma tercih edildi. Doğru politikalar yerine “makro-ihtiyati” önlem kandırmacası son 12 aydır tempolu şekilde yoksulu aç, orta gelirliyi yoksul yapacak servet transferi adımları eşliğinde uygulandı.

Bugün TCMB’nin swap hariç rezervleri eksi 45-50 milyar dolar arasında takılı. Elde parası olan herkes risk almaya zorlanarak Borsa İstanbul’a yönlendirilmekte. Sabit gelirlinin tüketim için gücü eritildi, temel ihtiyaçlarını karşılayamaz halde yaşam savaşı verme sınırında.

AKP SİYASETÇİLERİ ŞİMDİ BAŞARI ÇIĞLIKLARI ATACAK

DNA’sı bozulmuş bir Türkiye ekonomisi yaratma bahasına TL’yi baskılama ve böylece maliyet enflasyonunu kontrol altına adımlarının sonuçları ancak 12 ay sonunda enflasyon tarafında bir kırılmaya yol açacak. Enflasyonla mücadelede hatalardan öteye ekonomik temelleri olan hiçbir politika üretmeyen iktidar siyasetçileri/bürokratları da aylardır sabırla bekledikleri şekilde “enflasyonun boynunun kırdık” açıklamaları yapmaya alan bulacak.

Hatta seçim meydanlarında TL’de yaratılan yalancı bahar sonucu devreye giren “baz etkisi” sayesinde Yeni Ekonomi Modeli’nin hedefi 12’den vurduğu söylemlerini, dini göndermeler eşliğinde faizsiz düzenin tıkır tıkır işlediği iddialarını yüksek perdeden anlatacak. TCMB Başkanı Kavcıoğlu tam da bu hafta yaptığı açıklamalarda izleme şansına sahip olduğumuz gibi uyguladıkları ve dünyayı kendine hayran bırakan para politikası sayesinde enflasyonun baz etkisinden öteye düşmeye devam edeceğini, koşar adımlarla tek haneli seviyelere doğru ilerlediği hikâyesini yüzü kızarmadan anlatacak.

Aylardır sabırla beklenen baz etkisiyle yıllık enflasyonun %85’ten Aralık 2022 ve Nisan 2023 döneminde %45’lere kadar yavaşlaması seçim meydanlarında kullanışlı bir araç haline dönüşecek.

GERÇEK FARKLI: ENFLASYON ARTIK YAPIŞKAN VE YÜZDE 50 CİVARINDA BİZİMLE

İşin gerçeği ise bu söylemden çok farklı.

Mevcut AKP ekonomi yönetimi uzun süredir ekonomi politikalarını sadece 2023 seçimlerini kazanmaya odaklamış durumda. Türkiye’de yaşayan vatandaşların refah seviyesini artırmak üzere seçildiklerini varsaydığımız iktidar politikacıları koltuklarının gerçek bir tehdit altında olduğu farkındalığıyla aldıkları büyük makroekonomik risklerin yansımalarını seçim sonrasına atacak şekilde saatlerini kurdular.

Enflasyon da bu başlıklardan sadece bir tanesi.

Kasım itibarıyla tüketici fiyatları yıllık enflasyondaki %84,4 seviyesine karşılık üretici fiyatları yıllık enflasyonu %136’da. Bu farkın anlamı da her iki enflasyonda da önümüzdeki beş ayda izleyeceğimiz baz etkisi kaynaklı düşüşe rağmen maliyet yönlü enflasyon baskılarının devam etmekte olduğu.

TÜFE alt kalemleri içinde gıda fiyatları enflasyonunun 2004 yılını baz alan endekste ilk kez üç haneye ulaşması ise en çarpıcı detay. Tarım sektörünün AKP eliyle 20 senede getirildiği yer haliyle de, çok yüksek gıda fiyatları enflasyonunun geçici olması mümkün görünmüyor. Bu nedenle zaten hükümet zincir marketler üzerinden bir “cambaza bak oyunu” oynamakta.

Çekirdek enflasyon göstergelerindeki detaylar ayrıca önemli. B ve C endeksleri de manşet enflasyon gibi baz etkisiyle zirveden sırasıyla %76,2 ve %68,9'a gerilemiş durumda. Fakat rahatlamaya fazla alan yok keza aylık çekirdek enflasyon sayıları yıllıklandırıldığında bu düşüşün ancak %50 civarına kadar devam edebileceğine işaret ediyor.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önümüzdeki aylarda sıklıkla dillendirilecek olan “politikalarımız sayesinde enflasyondaki düşüş başladı, tek haneye kadar devam edecek” anlatısını dinlerken, gerçek bambaşka: Manşet enflasyon baz etkisiyle düşerken, temel enflasyon göstergeleri enflasyonun giderek yapışkan hale dönüştüğünü gösteriyor. Grafikte izleyebileceğiniz şekilde enflasyon “Yayılım Endeksi” yapışkan enflasyonun temellerinde son 12 ayda giderek geniş tabanlı hale dönüşmüş fiyatlama hareketleri olduğunu gösteriyor.

ekran-goruntusu-2022-12-09-223751.jpg

DOĞRU PARA POLİTİKASI OLSAYDI NE YAŞAYACAKTIK?

Filmi Eylül 2021’e TÜFE enflasyonun %19 olduğu günlere geri saralım.

Erken ve küresel gelişmelerden kopuk faiz indirimleriyle bir TL şoku yaratılmasaydı ve sadece Ukrayna işgaline bağlı enerji şoku içinde 500-600 baz puan kadar faiz artışıyla doğru faiz politikasıyla hareket eden bir merkez bankası olsaydı, enflasyon bu yapışkan seyre bürünmez ve genele yayılmazdı.

Grafikten de izlenebileceği üzere 2018 örneğinde olduğu gibi doğru zamanlı ve doğru ölçekli (geciktirilmemiş) faiz artışlarının ardından yapışkan hale dönüşmeden, genele yayılmadan düşmeye başlayan bir enflasyonla karşılaşacaktık. Grafikteki 2018 dönemi aşağı kırılmadan izleneceği üzere, “enflasyonun boynu kırılmış” olacaktı. Ukrayna işgali ile başlayan maliyet şoku para politikasının kontrolü dışında olması nedeniyle faiz artışına rağmen enflasyon yine çıkacaktı. Fakat zirve %85 yerine büyük olasılıkla %35’ler civarında oluşacaktı. Doğru para politikası ve baz etkisi eşliğinde enflasyonun hızla 12 ay içinde düştüğü yer de muhtemelen %15 civarı olacaktı.

Şimdiyse baz etkisinin olumlu dönemi içinde dahi %45-50 arası salınan bir TÜFE enflasyonu ve %50 civarına oturmuş bir seyirle baş etmek durumundayız. Yeni bir TL şoku da olmayacağını varsayarak.

Çok uzun süre yükselmesine izin verilen, çok yükseğe çıkan enflasyon nedeniyle bundan sonraki süreçte enflasyonla mücadele zorlu ve daha yüksek maliyetli olacak. AKP’nin ekonomi mirası olarak kayıtlara geçecek.

Gelişmekte olan ekonomilerin çoğu 2022’de yaptıkları önleyici faiz artışlarıyla enflasyonla mücadelede 2023 yol kat etmiş olacaklar ve büyümeye yeniden ivme verecekler. Gelişmiş ekonomiler açısından enflasyonla mücadele daha zorlu ancak önemli kazanımlar eşliğinde büyümenin kapıları 2024 ortasından sonra yeniden açılacak.

Türkiye’de biz 2023’te %85’ten %50 civarına gerileyen, ekonomik büyümenin daha da kalitesizleşerek, gelir dağılımını daha bozucu şekilde düştüğünü izlemekle yetinmek zorunda kalacağız.

Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan makro ekonomik dengelerin yeniden kurulması ve büyümenin sürdürülebilir hale dönüştürülmesi için başlangıç noktası olarak faiz artırılması gereğini vurgulayan ekonomistlere “mandacı” hakaretini sıklıkla yapmaktan kaçınmıyor.

Enflasyonu böylesi kalıcı şekilde yükselterek AKP döneminde iyi kötü elde edilen başarıları dahi sıfırlayan, potansiyel büyümeyi aşağı çeken AKP ekonomi kurmaylarına nasıl bir sıfat kullanacağını da herhalde herkesten çok en iyi yine kendisi biliyordur.


Güldem Atabay: 1990’da İzmir Amerikan Lisesi’nden mezun oldu. 1995 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek Lisansı’nı Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü'nde yaptı. 27 yıldır çok farklı kurumlarda ekonomist olarak çalıştı. UniCredit Menkul Değerler, Ekspres Invest, Global Menkul Kıymetler bunlardan bazıları. Paraanaliz, PolitikYol yazar kadrolarında yer aldı. Mesele Ekonomi ve Kampana News’da düzenli ekonomi programları yaptı.

Önceki ve Sonraki Yazılar