İngiltere merkezli yardım kuruluşu OXFAM’ın hazırladığı “Eşitsizlik Virüsü” raporunda Amazon’un sahibi Jeff Bezos başta olmak üzere en zengin 10 milyarderin servetlerinin sadece koronavirüs pandemisinin ilk 9 ayında 540 milyar dolar attığını okuyunca eminim bir çok okurun aklından aynı şey geçmiştir.

Bu zenginliğin bir sınırı yok mu?

İnsanların, böylesi bir zenginliğe en azından bir limit konulmasını istemek gibi bir hakkı olamaz mı?

Tamam bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler dönemi de, nereye kadar yapacak, nereye kadar geçecekler?..

Sosyalizm elbette ki bir çözüm. Ama demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, kadın hakları, azınlık hakları, küresel ısınma, temiz enerji için mücadele edenler nasıl bu meseleleri devrime havale etmiyorsa, aşırı zenginliğe karşı mücadeleyi de buna eklemek gerekmiyor mu artık?

Bugüne dek dünyanın en büyük sorunlarından birisi olarak bir çok kaynak, yoksulluğa işaret etti.

Böylelikle de asıl sorunun zenginlik olduğu gerçeği gözden uzak tutuldu.

Örneğin bütün dünya ülkelerinin kabul ettiği bir yoksulluk ya da açlık sınırı var.

Ama dünyada hiçbir ülkede şu anda zenginlik için bir sınır, bir limit yok.

Oysa ki, bırakın yaratılan başka sorunları, savaşları, çatışmaları, silahlanma yarışlarını, bu dünyada en zengin %1, yüzyılın son çeyreğinde en alttaki %50’nin iki katı kadar karbon tüketti ve iklim felaketine sebep oldu.

Zenginle yoksul arasında giderek büyüyen uçurum, toplumsal cinsiyet ve etnik temeldeki asırlık eşitsizlikleri körükledi, toplumsal barışı bozan en büyük tehlike haline geldi.

Koronavirüse karşı bilimin büyük bir özveriyle yürüttüğü mücadele sonunda bulduğu aşı bile şu anda dünya barışını tehdit eden en büyük silaha dönüşmek üzere.

Ülkeler arasındaki eşitsizlik nedeniyle gelişmiş ülkeler parasını verip ihtiyaçlarının da üzerinde aşıya erişim sağlamak için girdikleri yarışı neredeyse savaşa dönüştürmüşken yoksul ülkeler bu süreci sadece uzaktan izliyorlar.

Dünya Sağlık Örgütü her gün; “Herkes güvende olmadan hiç kimse güvende değil” uyarısı yapsa da kimsenin umurunda değil.

Bu eşitsizliğe dur denilmediği sürece toplumsal patlamaların artarak sürmesi kaçınılmaz.

Son yıllardaki böylesi toplumsal patlamaların yaşandığı ülkelerde daha baskıcı iktidarların iş başına gelmesi ise umutsuzluğu arttırıyor.

Bu günlerde eşitsizliğe karşı geliştirilen formüllerden birisi, çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın dünya üzerinde yaşayan herkese evrensel bir maaş ödenmesi. Bu öneri, yoksullukla mücadele için önemli, bazı ülkelerde deneme çalışmaları başladı bile.

Daha az tartışılan konu ise zenginlikle mücadele.

İyi haber, dünyanın asıl sorununun aşırı zenginleşmek olduğunu vurgulayıp buna bir limit konulması gerektiğini söyleyenlerin varlığı.

Bu konu üzerinde çalışanlardan birisi de Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi Öğretim üyelerinden Belçikalı filozof İngrid Robeyns.

Robeyns, milyarderlerin biriktirdiği bu aşırı servetin sınırlandırılmasını temel alan ideolojiyi “Limitaryanizm” diye adlandırıyor. Milyarderlerin elinde biriken para için “aşırı servet” tanımını yapıyor.

Çok özet olarak söylemek gerekirse, “Dünyada herkesin gelişmesini istiyorsak paramız zenginlere yetmez” diyor. Bu ideolojiye göre;

Aşırı servet, bir sorun.

Çünkü harcamayla bitmeyecek bu servet, işyerlerinde, politikada, zengin olmayanlar üzerinde egemenlik kurmak için kullanılıyor. Dünyanın doğal zenginliklerinin ele geçirilmesi, kullanılması, yok edilmesinin temel nedeni sayılıyor.

Harcamayla bitmeyecek bu zenginlik örneğin seçim kampanyalarında kullanılıyor. Medya organları satın alınıyor. Dolayısıyla başkan seçiminden parlamenter seçimine, yerel yönetici hatta dernek oda seçimine kadar en etkili rolü, bu aşırı servet oynuyor.

Kısacası bu zenginlik, bu servet demokrasinin çok seslilik ruhuna zarar…

Ya da ihaleler ve benzeri işlerde rüşvet olarak kullanılıyor. Fırsat eşitliği ilkesi, aşırı zenginlik sayesinde sizlere ömür.

Kara para, yolsuzluk, off- shore hesapları gibi vergilendirilmeyen servet de yine bu aşırı zenginliğin hem nedeni hem sonucu.

Ayrıca, muhtemelen içinden çıktıkları ve beslendikleri kapitalizmin sonunu da bu kesimler ve servetin küçük bir azınlığın elinde aşırı büyümesi getirecek.

Dolayısıyla aslında kapitalizmin sürdürülebilmesi için de aşırı servetin sınırlandırılması, zenginliğe bir limit getirilmesi gerekiyor.

Zenginliğe sınır getirilmesi, vergilendirilmesinden farklı bir kavram. İşe yaraması için bir ülkede değil, bütün dünyada uygulanması şart ki, aşırı servetin kaçacağı bir yer olmasın.

Rüşvet ve yolsuzluklarla zenginleşen siyasetçileri de bu kapsama sokmak lazım tabii. Sarayına saray, uçağına uçak ekleyenler, itibardan tasarruf olmaz diyenler dünyanın sonunu her gün biraz daha yaklaştırıyorlar.

Bir de zenginliği tartışmaktansa yoksulların devletten aldıkları yardımları kendisine dert edenlerin varlığı da ayrı bir sorun. İngrid Robeyns ve çalışma arkadaşlarının Hollanda’da yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre, araştırmaya katılanlar tepkilerini zenginlere değil çalışmayıp devletten yardım alanlara yöneltmiş. Milyarderleri ayakta tutanlara destek de sıradan insanlardan geliyor, ne acı...

OXFAM’ın, her yıl Davos toplantıları sırasında açıkladığı raporlar, son yıllarda Davos gündeminin önüne geçiyor.

Koronavirüs nedeniyle 2 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği ve yüz milyonlarca insanın yoksulluğa sürüklendiği bu dönemde OXFAM’ın hazırladığı raporun grafiklerini, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı Türkçeleştirmiş.

Bence raporu okuduysanız da bir kez daha göz atmakta yarar var.

Bu zenginliği daha fazla konuşup tartışalım ki, değişimin yolu açılsın.

“Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” diyenlere inat…

 

 

https://www.kedv.org.tr