Kendinden yana söylendiği ve yapıldığı sürece kanunların, genelgelerin, yönetmeliklerin döne döne, hatta neredeyse zevkle, şehvetle, “biz ayrıcalıklıyız” havasıyla çiğnenmesi, açıkça suç işlenmesi sorun değilken…

Hatta mevzuatın, bizzat altında imzası olanlar tarafından ihlal edilmesinde, yöneticilerin kendilerini kanunlar, genelgeler, yasalar üstü görmesinde bir terslik, bir acayiplik görülmezken…

Daha dün bir yetkilisinin, AKP’li Mustafa Elitaş’ın, eski bakan Ruhsar Pekcan hakkındaki ağır irtikap iddialarını savunduğunu küçük dillerimizi yutarak izlerken…

Sedat Peker videoları, ülkenin nasıl bir suç deryasına gark olduğunu ifşa ettiği halde hukuk kurumlarından bir soruşturma girişimi gelmediğine tanık olurken… Memleket içinde dışında irili, ufaklı mafya karargahlarından siyaset raconu kesilirken…

Her gün bir suç, bir foya ortaya çıkarken, skandalsız gün geçmezken…  

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında, “araştırmanın metodoloji notu eksik” diye suç duyurusunda bulunulmasını, hükümetin, hükümet kurumlarının yüksek norm, intizam titizliğine mi bağlayalım?

ENAG ya da her hangi bir grup eğer enflasyonu TÜİK açıklamalarındaki oranlara çok yakın düzeyde veya altında açıklıyor olsaydı, bu rahatsızlık, bu suç duyurusu olmazdı. Hükümet veya kurum araştırmanın metodolojisinin tam olup olmadığıyla ilgilenilmezdi? Ama ENAG’ın aylık açıklamaları, TÜİK rakamlarının 2 – 3 katı geliyor. Hükümeti, TÜİK’i rahatsız eden şu tablodur:

ENAG, en tartışmalı konulardan birinde, enflasyon konusunda çalışmalar yapıyor. 8 aydır aylık enflasyon açıklıyor. Başka bir çalışma daha vardı. Online enflasyon hesaplama inisiyatifi olarak tanıtılan Enflasyon Metre, çalışmasını durdurmuştu. Kendisi mi vazgeçti, bir telefon mu gitti, nedeni bilmiyorum. Ancak o akademik bir çalışma değildi, TÜİK’in sepetini kullanarak yazılımla bir hesaplama girişimiydi. ENAG ise bir akademisyen grubu ile çalışıyor. Yeni, başka endeksler üzerinde de çalıştığını açıklamıştı.

ENAG hakkında ilk açıklamayı Bakan Lütfi Elvan yaptı ve “Bu grubun amacı TÜİK’i itibarsızlaştırmaktır” dedi. Bakan’ın açıklaması suç duyurusunun “itibarsızlaştırma” hakkında olduğunu düşündürdü. Ancak, tepkiler nedeniyle mi değişti, bilmiyorum, TÜİK’in suç duyurusunun “itibarsızlaştırma” gerekçesine dayandırılmadığı anlaşıldı.

Kurumun 10 Mayıs tarihli açıklaması şöyleydi:

“Kamuoyunda adı zikredilen grup (ENAG kastediliyor-yzn) uzunca bir süre herhangi bir metaveri bilgisi paylaşmamıştır. Sonraki dönemde internet sitelerinde açıklanan mevcut metaveri bölümü de standartlardan uzak ve son derece yetersizdir. (…) Bu çerçevede, kanunun ilgili maddelerine aykırı davrandığı değerlendirilerek suç duyurusunda bulunulmuştur. Suç duyurusunun içeriği; ilgili grubun bültenleriyle birlikte gerekli açıklayıcı bilgileri yayınlamamalarıyla sınırlıdır (…) çalışmayı engellemeye veya durdurmaya yönelik değildir.”

Özetlersek, rahatsızlık “itibarsızlaştırmakla” ilgili ama suç duyurusu “metodolojisinin yetersizliği” gerekçesine dayanıyor.

Yine AKP tarzı! Yine bir amacı saklama, yine bir o değilden gelme durumu… Yine kurnazlık…

Elbette metodoloji, veri, örneklem hacmi vs. mutlaka açıklanmalıdır. ENAG’ın resmi internet sitesinde var. Yeterli olup olmadığını takdir etme katında değilim. Ayrıca, “TÜİK’in rakamları kesin yanlış, ENAG’ın rakamları kesin doğru, evet tamı tamına bu” gibi bir iddia da ileri sürmüyorum. Ama şunu biliyoruz. Toplumun büyük bir kesimi TÜİK rakamlarını gerçekçi bulmuyor. Daha kötüsü, düşük rakamların, iyi niyete rağmen bir eksikliğin sonucu olmadığını, kasıtlı olarak düşük sonuç veren veri toplama yöntemleri izlendiğini düşünüyor. Rakamlara güvensizlik olduğu kesindir ve yönetimin dikkate alması gereken de asıl budur.

Bu noktaya da yine yönetimin tasarruflarıyla gelindi.

Eylül 2018’deki enflasyon açıklamasından sonra (aylık yüzde 6,5, yıllık yüzde 24,5 olarak açıklanmıştı!) kurumda enflasyon hesaplamasından sorumlu birimin başında olan TÜİK Başkan Yardımcısı Enver Taştı görevden alındı.

Peki, hangi gerekçe açıklaması, bu tasarrufun güvensizlik doğurmasını önleyebilir? Böyle yapıldığında yalnızca bir kişi görevden alınmış olmaz, o kurumun itibarı da elinden alınmış olur.

Enver Taştı’nın görevden alınmasından sonra gazeteci Ahmet Takan’ın 5 Ocak 2019 tarihli “TÜİK, enflasyonu böyle düşürüyormuş” başlıklı yazısının kaynağı, TÜİK’den bir üst düzey bir bürokrattı ve anlatımına göre, fiyat toplama noktalarına müdahale ediliyodu. Bu bürokrat, “Bütün metodoloji ve kuralları bozdular” demişti.

Bakan Elvan, TÜİK için güven talep ediyor:

"Rakamlarla oynanamaz, TÜİK bağımsız bir kuruluştur. TÜİK teknik konularda talimatlandırılamaz.  Enflasyon konusunda algı operasyonu yapanlar var. Hiçbir şekilde TÜİK'e müdahale etmemiz söz konusu değildir. TÜİK'i ilişkili kuruma dönüştüreceğiz."

Ancak kamuoyu başka bir tablo biliyor:

Kurumun başına, Enerji Bakanlığı döneminde Berat Albayrak’la çalışan Yinal Yağan atanmıştı. Alındı görevden. Bu kez Emine Erdoğan’ın özel kalem müdürü̈ olduğu belirtilen hanımefendinin eşi Muhammed Cahit Şirin atandı. Sonra o da görevden alındı, yerine kurum içinden Ahmet Kürşat Dosdoğru atandı. Üzerinden biri iki ay geçmedi, bu kez Prof. Dr. Sait Erdal Dinçer atandı. 11 ay içinde üç başkan değişikliği oldu.

Bu müdahale edilmeyen bir kurum tablosu çiziyor mu?

Şimdi güven kazanmak için “ilişkili kurum” haline getirmek neyi çözebilir?

Merkez Bankası da kanununa göre bağımsız kuruluş. Ama iktidar faizlere doğrudan müdahale ediyor. Başkanlarının hiçbir güvencesi yok. İki satırlık yazılarla gece yarısı görevden alınıyorlar! TÜİK’i ilişkili kurum haline getirecek yeni mevzuatta hangi vurgulu ifade TÜİK’i müdahaleden uzak tutabilir?

Kaldı ki iktidar benimsediği temel iktisadi rejim yönünden de taahhütlerine hiçbir zaman bağlı kalmadı. Serbest piyasa ekonomisini, serbest ihale rejimi olarak uyguluyor! Serbest kur rejimi diyor ama kuru tutmak için Merkez Bankası’nın 128 milyar lirasını sattırabiliyor. Serbest piyasa ekonomisi diyor ama marketleri terörist ilan edilebiliyor. Soğan depoları basabiliyor. Salgında uzun süre vaka sayılarını gizleyen, vefat sayılarını hala çarpıttığına inanılan bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyayız. Sürekli algı peşinde olan, sürekli görünüş örgütleyen, sürekli gerçekliği perdeleme peşinde olan bir anlayışla karşı karşıya iken TÜİK ya da her hangi bir kurum kendisini güvensizlikten kurtarabilir mi?

Ayrıca, kurumda, kapasite yönünden nasıl bir aşınma yaşadığını da bilmiyoruz. Mülakat ve kasıtlı soru bariyerleri ile elekten geçirilerek neredeyse sadece AKP seçmenlerinin, sadece iktidar ve ittifak destekçilerinin işe alındığını düşünürsek, kurumun nepotizm yıkımından sıyırmış olması zor. İktidarın, kurumlara atadığı yetkililerden beklentisi, “şeffaf, denetlenebilir, aktif ve kaliteli kamu hizmeti” olmaktan çıktığında; beklenti “davaya, partiye hizmet” olduğunda, atanmış bürokrat sadece diyet ödeme duygusuyla değil, hizmet motivasyonu” ile hareket eder. “Dava için elinden geleni yapmak, hükümeti desteklemek” TÜİK gibi bir kurumda nasıl işleyebilir?

Kurullar niye lağvedildi?

TÜİK’in en çok tartışılan rakamları işsizlik, enflasyon, büyüme rakamları, güven endeksleridir. Bu ve benzeri konularda bundan önceki başkan, dışardan akademisyenlerin de katılımıyla çalışma kuruları kurmuştu. Bu kurullar, üzerinden bir iki ay geçmeden neden kaldırıldı? Neden lağvedildi?

 İşsizlik açıklamasındaki yöntem değişikliğini bu kurullara mı borçluyuz, bilmiyorum ama yıllar yılıdır TÜİK dar tanımlı işsizlik açıklamasıyla yetindi ve başka bir gerçeklik yaşayan kamuoyu da haliyle bu rakamlara güven duymadı. Şimdi “atıl işgücü” de açıklanıyor ve gerçekçi de bulunuyor.

Enflasyon rakamları konusunda, bağımsız çalışmalar yapan akademik gruplara müdahale etmek, soruşturmalarla bunaltmak yerine, hesaplamalar bu akademisyen gruplarına neden açılmaz?

Şurası doğru… Birçok ülkede açıklanan enflasyonla hissedilen arasında makas vardır. Ancak bizde asıl güven açığı büyük. TÜİK’in güvensizlik duyulan her rakam için kamuoyunu tatmin edici açıklamalar yapması, bağımsız, yetkin akademik incelemelere açılması gerekiyor. Güven kazanmanın yolu bu.

Gelir tırpanı gibi çalışıyor

Konu hepimizi ilgilendiriyor. Çünkü enflasyon oranı birçok iktisadi karar için baz oluşturuyor. Bu nedenle açıklanan rakamın doğru olması çok önemli. Çünkü enflasyon adaletsiz vergidir. Gelir dağılımını bozar. Dar gelirlinin alım gücünü azaltır. Emekliler, memurlar, ücretliler… Enflasyon ve enflasyonu ücretlere yansıtma biçimden büyük kayıp yaşıyor. Enflasyonu iktidarlar gelir tırpanı olarak kullanıyor. Formül basit: Gerçekte olduğundan daha düşük enflasyon, sadece hükümetleri enflasyonda başarılı göstermiyor, aynı zamanda ücret – maaş zamlarını da baskılıyor. Düşük enflasyon değil, düşük enflasyon rakamı = düşük zam!