Cumhur İttifakı’nın oy oranı Eylül ayından bu yana istikrarlı bir şekilde düşüyor. Konda’nın Eylül ayı verilerinde AKP’nin oyu yüzde 36,7, MHP’nin oyu yüzde 10.6 idi. Ekim ayında Metropoll Araştırma Şirketi’nin anketine göre, AKP’nin oy oranı yaklaşık 8 puan daha düşerek 28,5, MHP’nin 7,9 oldu.  Avrasya Araştırma'nın Kasım ayı anket sonuçları da düşüş trendinin değişmediğini gösterdi. AKP'nin oy oranı %33,2, MHP'nin oy oranı %8,6'da kaldı.

Cumhur İttifakı’nın olası bir seçimi kazanması zor görünüyor. Ama daha önemlisi MHP’nin baraj altında kalma ihtimalinin güçlenmesi. Eğer seçim yasaları, seçim kurulları v.s gibi ara yollarla bir olanak yaratılması mümkün olmazsa, bir sonraki seçimde Meclis’e giremeyeceği belli olmuş bir parti artık MHP.

Başka deyişle dillerinden düşürmedikleri ‘millet’in artık Meclis’te bile görmek istemediği bir parti ile ‘millet’in yüzde 70’inin hükümette görmek istemediği bir partinin ortaklığında yönetiliyoruz.

İktidar ortakları arasındaki dengenin oy dağılımına bağlı olarak bozulması, çıkar çakışması/güç çatışması ekseninde doğan gel-gitler, seyirlik değil ürkütücü ve uyarıcı yansımalarla siyaseti şekillendiriyor, hayatımıza yön veriyor. 

 Yakın tarihten bildiğimiz gibi mafya-devlet ilişkisiyle siyaset üstünde hegemonya kurulduğu, bütün demokratik alanların kapatıldığı süreçler,  toplumda rıza üretilemediği zamanlardı.

HDP’yi kriminalleştirerek, CHP’yi tehdit ve itibarsızlaştırma kampanyaları ile etkisiz hale getirmeye çalışan AKP-MHP blokunun ipuçlarını verdiği “seçim hazırlıkları”nın sınırları inanılmayacak kadar esnetilmiş gözüküyor.

MHP ve AKP sözcülerinin peş peşe Kılıçdaroğlu’nu “milli güvenlik sorunu” olarak tanımlaması, akmedya yazarlarının açıkca Kılıçdaroğlu’nu “parti içindeki ulusalcıları temizlemekle” suçlaması, CHP’nin hedef alınmasındaki kritik noktalardan biri. Bir diğeri de açık ya da gizli HDP dahil bütün muhalefet partileri ile Millet İttifakı’nın sürdürülmesindeki katkısı. 

Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdidi “yürüyen ölü” tanımlamasıyla yazmak, kamuoyunu adım adım bir plan dahilinde hazırlama görevi verilmiş birinin gösterebileceği cüret olabilir ancak. 

Ne CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mayfa tarafından tehdit edilmesi, ne İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na IŞİD saldırısı iddiası vahametin büyüklüğünü göstermeye yetiyor.

Durum 1 Kasım seçimleri öncesinde olduğu gibi “IŞİD ihbarları” ve “patlatmadan yakalanamayan bombacılar”ı bile aşan bir tehlikenin varlığına işaret ediyor.  Ki onu da akmedya kumanda merkezinin dağıttığı “PKK’ya destek veren 17 iş adamı deşifre oldu” manşetinden anlayabilirsiniz.

Örgütün 20 yıllık arşivini üstünde taşıyan biri ele geçirilmiş; kamu görevlilerinden, avukat ve sağlık çalışanlarına, müteahhitlerden -dikkatinizi çekerim- sivillerden oluşan hücrelere, planlanan saldırılara kadar neler varmış neler!

 Tansu Çiller’in “PKK’ye destek veren iş adamları” listesini herkes hatırlar. 20 Nisan tarihli yazımı şuraya bıraktıktan sonra (https://artigercek.com/yazarlar/incihekimoglu/mekanin-sahibi-geldi)   2012 yılında ilk kez resmen kabul edilen,  1996’da Susurluk sonrası MİT’in hazırladığı raporla devam edeyim.

Darbeleri Araştırma Komisyonu üyesi CHP’li Mehmet Şeker’in talebi üzerine  komisyona gelen raporun “Ciddi Bulgu ve Belgeler” bölümünde, Çiller Özel Örgütü doğrulanıyordu. MİT, JİTEM, Kontrgerilla ve ülkücü mafya işbirliği ile oluşturulan “Özel Büro”nun, infazlardan, eroin kaçakçılığına, Azerbaycan'da darbe girişiminden Eşref Bitlis ve Behçet Cantürk'ün öldürülmesine tüm suçların merkezinde olduğu belirtiliyordu. Özel Büro'nun Abdullah Çatlı ve Alaaddin Çakıcı'yı kullandığı da yer verilen “Ciddi Bulgu ve Belgeler”dendi.

Raporda, Özer Çiller, Tansu Çiller, Korkut Eken, İbrahim Şahin, Mehmet Ağar, Mehmet Eymür gibi isimlerin karıştığı iddia edilen suçlar sıralanıyor, uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin ile Mehmet Ağar’ın irtibatlı olduğu da iddia ediliyordu.

Akmedyanın giriştiği yeni kampanyaya bakılırsa, kriminalize ederek cezaevine atma, parti kapatma, “milli güvenlik sorunu” olanları devre dışı bırakma niyeti HDP ile sınırlı kalmayacak.

HDP’nin parti yöneticilerinden sonra seçmenine kadar uzanan operasyonların sertleşerek CHP’yi ve ilk vuruşu “HDP ile anayasa hazırlama” ve “FETÖ’cü il başkanı” suçlamasıyla yapan Ümit Özdağ öncülüğünde İYİ Parti’yi de kapsaması beklenebilir.

Bir yandan “milletin iradesini” geri çektiği  bir iktidar var ama bir yandan da sandık gücünü yitirmiş, sırtını hukuk dışı oluşumlara dayamış bir ortakla  iş yürütmek zorunda olan bir ‘Reis’ var. Bizim meselemiz ise bu mecburi yol arkadaşlığının aralarında doğuracağı çatışmanın, yoksulluğa, işsizliğe, salgına, emekçilere yansımasının da ötesinde.

Anlaşılan nokta atışlarla suikastlar, uydurulmuş muhbir ve delillerle kilit siyasi figürlerin saha dışına atılması, parti yönetimlerinin el değiştirmesi dahil devlet olanaklarının tümü kullanılacak.

Bu kritik  eşik, bütün muhalefet partilerinin kamuoyu önüne birlikte çıkıp güven vermesi, güç birliği yapması, tüm kesimleri kapsayan ortak bir demokrasi deklarasyonu ile  aşılabilir ancak.  Çünkü artık siyaset alanının daraltılması değil tümden kapatılması, söz konusu olan.