Bir ay önce ABD düşünce kuruluşu Rand Corporation’un raporu yayınlandı. Raporda Türkiye’nin iç ve dış siyasetine ilişkin tespit ve analizler vardı.

Raporda Türkiye’ye ilişkin 4 senaryo ihtimal dahilinde görülmüş:

-Türkiye Amerika için zorlayıcı bir müttefik olsa da NATO’dan ayrılmaz.

-ABD destekli muhalefet ve askerlerin iktidara gelme olasılığı yükseliyor. Bu durumda Türkiye yeniden Batı’ya yönelecek.

-Ankara, Atlantik ile Avrasya arasında denge siyaseti izlemeye devam edecek.

-Türkiye NATO’dan çıkarak, Batı'yla ilişkisini tamamen koparacak.

Bu ihtimallerin hangi koşullarda gerçekleşebileceği ve ABD’nin ve diğer bazı ülkelerin rolleri üzerinde de analizlere yer verilmiş.

Raporun Türkiye’deki yorumları ağırlıklı olarak yandaş medya ve yazarları tarafından yapıldığından, objektif bir tartışması da olamadı. Gerekir miydi, o da ayrı bir soru tabii.

Her biri birbiriyle çelişkili, adı üstünde “senaryo”lar içeren bir rapor üzerine, dikkat çekici biçimde yandaş medyada birden “darbe” çığırtkanlığı başladı.

Akmedyanın 4 ünlü ‘istihbaratçısı’ rapordan bir ay sonra vahiy gelmiş gibi hepsi birden ‘ayılarak’ raporu keşfettiler aynı gün neredeyse aynı kelimelerle “darbe geliyor” minvalinde yazılar döşemeye başladılar. Sahibinin sesi ekranlar da geri kalmadı elbet.

 Sabah’ta Melih Altınok FETÖ tartışmaları odağında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile İlker Başbuğ’u hedef alırken, Türkiye gazetesinden Cem Küçük şunları yazdı:

CHP ve lideri Kemal Kılıçdaroğlu tehlikeli sularda yüzüyor… Raporda söylenen özetle şu: ‘Orta kademe subaylarda bir rahatsızlık var. FETÖ soruşturmaları kendilerine uzanır diye korkuyorlar. Orta vadede darbe olabilir.’ Eğer Başbuğ ve Kılıçdaroğlu’nun kulağına bir yerlerden bir şeyler fısıldandıysa kendilerine üfürülenlere dikkat etmelerini öneririm. ‘Erdoğan gidici’ söylemine bürokrasi içerisinde yatırım yapan kişiler olduğu biliniyor. Eğer ‘Erdoğan gitmez, onu darbeyle devirelim’ diyenler varsa, niyetleri buysa yanlış yolda olduklarını onlara hatırlatırım.”

Küçük’ü, tehditkâr dili öne çıksa da siyasetin arka planını ifşa etmesi bakımından işlevsel buluyorum. Örneğin bürokraside iktidarın değişme ihtimalinin güçlendiğini ondan öğreniyoruz. ‘Değişim’ kanaatinin yaygınlaşması halinde başta yargı olmak üzere pek çok kurumun ellerinin altından kayabileceği korkusunun ağırlığını da. Burası çok önemli (!)

Medyayı yönetenler Abdülkadir Selvi’yi ‘görevsiz’ bırakacak değil. O da Hürriyet’te “AK Parti, FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması üzerinden askeri vesayetin yeniden güçlenmeye çalıştığı kanaatinde. İlker Başbuğ ve Kılıçdaroğlu’nun aynı merkez tarafından harekete geçirildiğine inanıyorlar” diye pek ‘tarafsız’ bir cümle kurduktan sonra kendini tutamayarak engin kanaatlerini aktarıyor:

Askeri vesayet yeniden güçlenmek için hamle yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ne pahasına olursa olursun mücadele etmekte kararlı olduğu anlaşılıyor… FETÖ'nün siyasi ayağıyla ilgili tartışma, yeni bir siyasi iklimin oluşmasına neden oldu. Rejim tartışması yeniden gündeme geldi. Askeri vesayetle mücadele yeniden gündem maddesi oldu.”

Selvi’nin yazısı da üstünde durmayı hak ediyor.

Mesela “askeri vesayet” konusu.

FETÖ’nün tasfiyesinden sonra, özellikle de ‘15 Temmuz kalkışması’ndan sonra FETÖ’nün tasfiye ettiği askerlerle, askeri vesayetin en bilinen temsilcileri MHP, Doğu Perinçek, Mehmet Ağar, Tansu Çiller gibi isimlerle ittifak yapan AKP değil mi?

Bir önemli nokta da “FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışması. Anlaşılan bu konu tahmin edemeyeceğimiz ölçüde panik yaratmış.

Gelelim Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan’a.

Sağ olsun Kaplan, Erdoğan’ın çözüm bulması artık mümkün olmayan iç ve dış politikadaki sıkışmışlığına paralel olarak yükselen toplumsal muhalefet ve rıza üretemediği kitleler karşısında uygulanacak iktidar politikalarının yol haritasını sunmuş bize.    

Rand Corporation’a atıfla “Bu pespaye adamlar, ‘demokratik muhalefet’in gücüne dikkat çekerek ülkemizin güvenliğini, sosyal barışını tehdit eden darbe çığırtkanlığı yapan, provokatif raporlar yayınlayan bu aşağılık adamları deşifre edip mahkûm etmek yerine bunların sözcüsü ve gözcüsü gibi hareket eden ülkemizdeki sözümona aydınları, aydın bozuntularının şiddetle kınıyorum” diyen Kaplan devam ediyor:

Türkiye’de laik-dindar gerilimi oluşturarak darbelere zemin hazırlayacak türden sosyal medya provokasyonlarının takibe alınması… gerekli ve hızlı adımların atılması gerekiyor.” (Alıntıların tamamı düzeltilmeden kondu.)

Kaplan’ın, rapor üzerinden CHP ve HDP’nin altını çizdiği “demokratik muhalefette birleşme” önerisini özellikle hedef alması da önemli bir mesaj niteliği taşıyor.

Ve Gezi davasında bütün hukuk dışılığına rağmen sivil toplum önderlerine ağır cezalar istenmesinin yakın geleceğe yönelik iktidar tedbirlerinden biri olduğunu da çıkarabiliriz Kaplan’ın yazısından.

Hepsinin aynı gün 14 Şubat’ta rüyalarında görmüş gibi aynı konuyu işlemelerinden iki gün sonra Erdoğan, Kaplan’ın yazısında söz ettiği önlemleri almak üzere harekete geçildiğini haber verdi: “Sosyal medya bu bakımdan tam bir çöplük, tam bir başı boş mecra haline dönüşmüştür. Gerçek hayatta suç olan her şeyin internet ortamında da aynı karşılığı bulması şattır.”

Sanki binlerce maaşlı troll kadrosu açmakla övünen AKP’nin bakanı değilmiş gibi.

Tabii ki Cumhurbaşkanı “darbe” sözcüğünü ağzına almadı. Dillendirmesi de düşünülemez. Kalemşörleri ortamı ısıtırken, o da gereğini yerine getiriyor.

Ama ya kafaları çok karışık ya da kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar.

Darbe iddiasını Pentagon’un yan kuruluşundan çıkan rapora dayandırıyorlar ama Avrasyacıların darbe hazırlığında olduğunu iddia ediyorlar.

Bu ne yaman çelişki!

Bir tuhaf yanı da ABD güdümlü olduğu iddia edilen FETÖ’nün siyasi ayağını gündeme getirdiği için hedef olan CHP’nin ABD yanlısı darbe eğilimli olduğunu iddia etmek.

Darbe tartışması başlatıp gündeme sokan, sonra da “adını anmak bile utanç verici” diyenler, belli ki yeni bir “lütuf” arama ya da yaratma peşindeler.

Eh sevdiler tabii darbelerin ‘lütuf’larını.