SSCB çöktükten sonra Türkiye hemen Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan’a yoğun ilişkiler geliştirdi.

1991’de SSCB’de yaşanan değişikliklerin Türki cumhuriyetleri kontrol etmek için bir şans olduğunu herkesten önce Türkiye anladı.

Türkiye buralara yumuşak güçle müdahale etti.

Bu çerçevede TİKA kuruldu. TİKAnın görevi Türki cumhuriyetlerinin yeniden yapılanmasını oluşturmak oldu.

TİKA dışında bu işler için bir de TÜRKSOY ve Yunus Emre Enstitüsü kuruldu.

1990’dan itibaren bu organizasyonlar aktif olarak farklı projeleri geliştirmeye başladılar ve yeni oluşmuş olan cumhuriyetlerde okul, kreş, mescit, kültür merkezleri ve yaşlı evleri gibi birçok yer inşa ettiler.

Birkaç yıl içerisinde Türki dediğimiz ülkelerde okular açıldı ve birçok insani yardım kuruluşları kuruldu.

Ankara öğrenci değişim programları ve burs aracılığıyla açıkça Türk milletçiliği ve İslami değerler çerçevesinde birleşme propagandası yapmaya başladı.

Ama bir süre sonra Türkiye’nin bu çalışmaları azaldı.

Bunun nedeni Rusya’nın kontrolündeki eski SSCB cumhuriyetindeki bu çalışmalara karşı tavrı oldu. Moskova’ya karşı direkt bir çatışmaya girmek istemeyen Ankara daha dikkatli davranmaya başladı.

Türkiye iktidarı NATO’dan bir destek almadan bunu göze alamayacak. Türkiye şu anda NATO’dan yardım geleceğine inanmıyor. NATO ve Türkiye’nin kültür ve insani yardım çalışmalarına bakışları farklı olduğu için bu mümkün gözükmüyor. Türkiye’nin İslami kimlik çerçevesinde yürüttüğü «yumuşak güç» politikası NATO için kabul edilemez bir şeydir.

Türkiye’nin yumuşak güç politikası Ukrayna’da da uygulanmaya kondu, TİKA bu ülkede birçok çalışma yürütmekte, savaş muhabirlerini eğitmekte. Yunus Emre Enstitüsü ise aktif olarak öğrencilerle ilgilemekte ve onlara fon vermekte.

Ukrayna’da yayılmayı taktik bir hedef olarak görüyor ve bunu Rusya ve Batıya karşı baskı aracı olarak planlıyor.

Kültür projeleri politikadan uzak gibi gözükseler de aslında öyle değil. Ankara bu projelerle kendine bağlı yeni nesiler yetiştiriyor ve böylelikle bu ülkelerde kendi çıkarlarını geliştiriyor.

Yani bu projelerin gerçekleştirilmesi sonucunda yeni nesille zoraki değil gönüllü bir bağlılık kurulmakta.

Türkiye’nin verdiği fonlarla okuyan bu nesil yakında büyüyecek. Bu tür yumuşak istilaya kimse engel olamaz. Şu anda Türkiye parasıyla yaşayan sadece Azerbaycan değil geleneksel olarak Rusya uydusunda olan Ukrayna, Kazakistan ve Moldova gibi ülkelerde de Ankara’yı büyük kardeş olarak görüyorlar.

Eğer Moskova kendi politikasını değiştirmez ve bu eski SSCB toprakları olan ülkelere el atmazsa, bu ülkeler kendisine bağlı müttefikler olmaktan çıkarak istenmeyen komşulara dönüşecekler.

Böyle olursa bu ülkelerle işbirliği çok zorlaşacak.

Bu durumun nasıl gelişeceğini önümüzdeki zaman gösterecek.