Seran VRESKALA

ARTI GERÇEK - Bu zamanda 22 yıllık birikimini, yani varını yoğunu satarak tiyatro açmak için kullanan kişiye aslında deli denir ama karşımızdaki son derece duyarlı, olaylara tepkisiz kalmayan ve gelecek nesillere bir şeyler bırakmak için uğraşan biri… Adalet yürüyüşüne katılmanın, Diyarbakır Sur’daki çocuklara malzeme yardımı yapmanın, Nuriye ve Semih’e destek vermenin taraf sayıldığı, politik fikirlerin saklandığı bu zamanda siyasi duruşuyla haksızlıklara ses çıkaran birilerinin olduğunu görmek umut verici… En son Gülse Birsel’in yazdığı Aile Arasında filminde Demet Evgar’ın eşini oynayan Çoruh’la tüm birikimini yatırdığı tiyatrosu Baba Sahne hakkında konuştuk. Harabe halindeki sinemayı bir tiyatroya dönüştüren Çoruh, inşaatın tüm aşamalarında bizzat bulunmuş; duvarlara çakılan çivilerden takılan kapı kulplarına kadar tüm detaylarla tek tek ilgilenmiş. Öyle ki, konservatuarda ileride tiyatro açmak isteyebilecekler için kesinlikle inşaat mühendisliği dersinin okutulması gerektiğine inanıyor. Tiyatrosuna neden böyle bir isim verdiği sorulunca, -ba hecesinin çocuk sesinden türediğini söyleyerek, ‘kızan, karışan, sinirlendiren, koruyan, sarılan, özlenen, manası yokluğunda daha iyi anlaşılan kişi; dolayısıyla bizim tiyatro da öyle’ diye cevap veriyor.

-Siz de gözünü açtığında oyuncu doğanlardan mısınız?

Oyuncu olunmaz doğulur gibi tuhaf bir şey söyleyen var mı bilmiyorum ama bu epey saçma bir laf olurdu. Öyle olsaydı dünyanın her yerinde on binlerce oyunculuk okulu olmazdı. Oyunculuk benim için bir meslek, zanaat; fırıncı ekmek yapar, ayakkabıcı ayakkabı, marangoz masa, oyuncu da oyunculuk yapar, bu kadar basit. Bu zanaatı sanat seviyesine getirebilmek zanaatkarın maharetidir.

-Tanınana kadar oyunculuğun sefaletini yaşadınız mı? Şimdiki oyuncular daha mı rahat ve kolay elde ediyorlar bulundukları yerleri?

Ben Gülsuyu Esenkent Gecekondu Önleme Bölgesi Ertuğrul Gazi Lisesi’nde okudum. Bu isimde bir lisede okumuş birinin sefalet çekmediğine inanır mısınız? Bizim konservatuvara girdiğimiz yıllarda televizyonlar ve radyolar yeni açılmış ve bize önemli maddi fırsatlar sunmuştu. Şimdiki kuşaklara da öncekilerin yanında internet yeni bir fırsat sağlayacak gibi görünüyor. Fakat başarı hiçbir dönemde rahat ve kolay değil. O zaman oyunculuk bu kadar popüler değildi çünkü tiyatrocuların maddi açıdan çok sıkıntılı bir hayat sürdüğü düşünülürdü ve öyleydi. İş ve rekabet azdı. Şimdi bu işi yapanların çok iyi şartlarda yaşadığı düşünülüyor ve rekabet çok yüksek, eğitimli eğitimsiz herkes oyuncu olmak istiyor.

-12 yıl bu dizide komiseri canlandırdınız; bu karakter hiç ruhunuzu ele geçirdi mi bunca yıldan sonra? Ya da hiçbir karakterin içinde hapsolmuş hissettiniz mi?

Herhalde ben o kadar konsantre bir oyuncu değilim, yani eve giderken birilerini tutuklamaya hiç çalışmadım. Ama sizle ilgisi olmayan başkalarının, izleyenlerin ya da sektördekilerin çok uzun süre aynı rolü oynadığınız için aynı tip rollerin teklif edilmesi kaçınılmaz olabiliyor.

Arka Sokaklar neden bu kadar tuttu sizce? Hamaset edebiyatı yapıldığı için olabilir mi?

Neden tuttuğunu bilsem, formülünü yapımcılara satar çoktan şatomda yeni açacağım sahnelerin projelerini inceliyor olurdum. Bizim dizimiz sadece bir polis dizisi değil, karakterlerin tüm yaşamlarını ekrana taşıyan bir dizi; sadece Hamaset edebiyatı yapılıyor demek biraz acımasızlık olur.

-Sizin dizideki olaylar aynı zamanda ülkemizde yaşananlarla paralel de gitti; darbe de vardı, terör olayları da…

Görmezden gelinemeyecek kadar önemli olaylar bunlar, ayrıca bu seyirciyi hikâyeye inandırma açısından da gerekli diye düşünüyorum.

-1 Nisan’da tiyatronuz Baba Sahne’yi açtınız. İnsan kalkıp tüm birikimini bir tiyatro için harcar mı, sizin derdiniz ne? Bir de bu kadar borca rağmen hala Ana Sahne’yi de açmayı da düşünüyormuşsunuz.

Hayatta her insanın bir amacı olması gerektiğine inanıyorum. Amaçsız bir hayat yaşanılacak hayatlar içinde en manasızlarından biri gibi geliyor bana. Benim hayalim amacım buydu, ben ustamdan böyle gördüm. Müjdat Gezen bütün birikimini koskoca bir köşke yatırdı, ben ve benim gibi yüzlerce sanatçı arkadaşım o okuldan mezun oldu. Derdiniz ne diyorsunuz ya? Sanırım böyle bir derdiniz olması için böyle dertlere sahip ustalarınızın olması ve size örnek olması lazım.

-Bir devlet kurumu yapmıyor diye ben yapıyorum, bizler yapmak zorundayız bunu demişsiniz. Hatta sponsor arayışında politik duruşunuz yüzünden hep eliniz boş çıkmışsınız; ne tip oyunlar oynayacağınızı bile sormuşlar görüşmelerde… Buna rağmen size sponsor olmaya cesaret eden birileri oldu mu?

Hayır, bir sponsorumuz yok. Ama olmak isteyenlere kapımız açık.

-Nasıl gidiyor Baba Sahne peki, hayal ettikleriniz oldu mu? Aralık ayı tamamen doluymuş, böyle bir zaman tiyatroların yalnız bırakılmaması bir umut, değil mi?

Çok şükür, bunca zorluğu, sıkıntıyı seyircimiz bize unutturuyor; insanlar iyi niyetinizi ve işinizi iyi yaptığınızı düşündüklerinde yanınızda oluyor. Biz seyircisine çok saygılı bir tiyatroyuz, bunu salona geldiklerinde, oraya harcanan emeği gördüklerinde hissediyor ve bize söylüyorlar. Turnelerimiz de başladı ve onlar da çok iyi gidiyor. Üç oyunumuz var ve üçü de büyük bir başarı ile sahneleniyor.  

-Hangi şehirlerde oyun oynuyorsunuz?

Şimdilik bu yıl İzmir, Ankara, Eskişehir, Edirne, İzmit ve Antalya’dayız ama ileride turnelerimizi çoğaltmayı düşünüyoruz.

-Tiyatronun açılışında Müjdat Gezen ‘Tuluat Fesini’ neden size verdi, sizden daha eski oyuncular varken?

Bence bu sorunun muhatabı ben değilim. Bunu Müjdat hocama sormanız gerekiyor. En doğru cevabı o verir.

-Peki, Savaş Dinçel’in doğum gününde açtınız tiyatroyu, logonuz da Savaş Dinçel’in hatırası; sizin için ne ifade ediyor Dinçel, bir nevi baba mı?

Savaş hoca, sadece benim için değil, Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuarı’nda okuyan tüm oyuncu arkadaşlarım için baba, usta, arkadaş, abi, öğretmen ve daha uzun uzadıya sayabileceğim pozitif birçok şeydir kendisi...

-Oyunlarda yabancı yazarlar yerine yerli yazarlara ağırlık vermek istiyormuşsunuz. Hisseli Harikalar Kumpanyası ya da Metin-Zeki ikilisinin yaptıkları komediler gibi bir şeyler yapmayı düşünüyor musunuz?

Yerli yazarlara ağırlık vermek gerek çünkü bu toprağın insanının hikayelerini yine en iyi bu toprağın insanları yazabilir. Bizi bir Amerikalı yazar anlatamaz, bizi bize Haldun Taner, Aziz Nesin, Ferhan Şensoy ve yeni yetişecek yazarlar anlatabilir.

-Bunun devamı bir okul olabilir mi? Böyle bir eğitim merkezi kurmayı düşünüyor musunuz?

Hayır. Çünkü bizim okulumuz var. Gerçi yakmaya çalıştılar ama hala dimdik ayakta. O okuldan mezun olan meslektaşlarımın oynayacağı sahnelere ihtiyacımız var. Borçlarımdan kurtulduğumda, okul yerine Ana Sahne’yi açmayı tercih ederim.

-Sizce sanat siyaset yapar mı? Yapmalı mı?

Sanat hayat demektir, hayatın içinde ne varsa sanatçı bunu kendi platformunda yapar; siyaset hayatın en önemli damarlarından biri olduğuna göre sanatçı neden siyaset yapmasın? Sinema ve tiyatro türlerinin politik diye alt başlıkları var; demek ki yapılıyor ve yapılmalı da.

-Beykoz’da bir sokağın ismini ‘Ahmet Şık’ olarak değiştirdiğiniz bir fotoğrafı paylaştınız mesela; böyle şeyler yapmaktan, fikirlerinizi söylemekten çekinmiyor musunuz bu devirde?

Ahmet Şık’ın gösterdiği cesaretin yanında benim yaptığım çok ufak kalır. Umut dediğimiz şey, Ahmet Şık ve onun gibi dürüstçe işini yapmaya çalışan ve bunun için bedel ödemeye hazır insanlar olduğu sürece var olacak. Ben içinde şiddet, hakaret ve tehdit olmayan her sözün söylenebileceği bir dünyadan yanayım, bunu düşünürken neden bir şeyleri söylemekten çekineyim?

-AKM’nin yeni projesi hakkında ne düşünüyorsunuz peki?

Proje hakkında sadece bir resim gördüm, içeriği hakkında hiçbir fikrim yok, umarım tecrübelerimizden faydalanırlar; tiyatro inşa etmek çok zor, hele kendi ceplerinden çıkan para ile yapıyorlarsa Allah kolaylık versin. (Gülüyor)

Baba Sahne: https://babasahne.com/

Baba Sahne’nin açılışını gösteren link:  https://www.youtube.com/watch?v=PHu3b0Ct9LY