Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire kararı beklendiği gibi çıktı.

2. Daire ne demişti: “Demirtaş’ı derhal serbest bırakın”

Büyük Daire bir adım daha ileri gitti,

“Tüm tutuklu vekilleri bırakın” dedi.

AİHM kararının sonuçları sadece tahliye ile sınırlı değil, suçlamaların düşmesini de istiyor.

Daha doğrusu 18. Madde ihlalinin otomatik sonuçları, davaların düşmesini de beraberinde getiriyor.

AİHM 2. Daire kararında 18. Madde ihlali tartışmalara neden olmuştu. Büyük Daire de 18. Madde ihlalinde ısrarcı oldu. 18. madde ihlali demek, “bir hakkın sınırlanmasının siyasi amaçla bir siyasi hedefe yönelik olarak yapıldığı” anlamına geliyor. Mahkeme’nin Demirtaş’ın hukuki değil siyasi nedenlerle tutuklandığına yönelik görüşü de bu ihlal tespitine dayanak gösteriliyor.

Ulaştığım Mahkeme kaynakları, 18. Madde ihlalinin basit bir ihlal olmadığına dikkat çekiyor. AİHM bir konuda 18. Madde ihlaline karar veriyorsa, bunun tüm sonuçlarıyla giderilmesini de üye ülkeye dayatıyor. Şunu söylüyorlar: “AİHM Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istiyor ayrıca 18. Madde ihlaliyle de “Demirtaş hakkındaki tüm suçlamaları düşürülmesini istiyorlar.”

Türkiye bugüne kadar AİHM kararlarına hep “Tazminatı ödeyelim, bildiğimizi okuyalım” şeklinde yaklaşıyordu. AİHM Büyük Dairesi’nin bu kararı, Türkiye’nin politikasını da suya düşürüyor. AİHM Büyük Dairesi’nin kararı başlı başına son beş yıldaki hukuk-siyaset ilişkisine dair büyük bir eleştiri metni. Klasik bir mahkeme kararından öte Türkiye’nin hukuk politikalarını eleştirip, yeni düzenlemeler yapmasının da zorunlu olduğunu dayatan bir metin.

Karardaki tespitlerden en önemlisi de kuşkusuz dokunulmazlıklara ilişkin yorumlar oldu. Büyük Daire, dokunulmazlıkları bir kereye mahsus kaldıran Anayasa 83. Maddesindeki değişikliğin uygulama alanını eleştiriyor, “kötü niyetli uygulamalara” dikkat çekiyor, bir milletvekili hakkındaki tutuklama kararının Meclis tarafından verilebileceğini söylüyor.

Bu da 4 Kasım 2016’da Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile başlayan zincirde tutuklanan tüm milletvekillerinin durumunun da hukuksuz olduğunu ortaya koyuyor.

Demirtaş bu durumu Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ana davasının ilk duruşmasında söylemiş, yargılandığı mahkeme Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi için de başvuruda bulunmuştu. Ancak yerel mahkeme bu başvuruyu reddetmişti. Dört yıl aradan sonra o gün o dilekçede ne yazıyorsa, aynısını AİHM Büyük Daire söyledi.

AİHM Büyük Dairesi’nin bu kararıyla sadece Demirtaş değil tutuklu tüm milletvekilleri için de tahliye kapısı açılmış oldu. Normal bir hukuk düzeninde olsak, Mahkemelerin bu karar üzerine resen harekete geçmesi gerekirdi ama olmadı. Şimdi avukatlar, AİHM Büyük Daire kararını tercüme ettiriyorlar. Bu tercüme ile birlikte Cuma gününe kadar mahkemeye başvurarak tahliye talebinde bulunacaklar.

Mahkeme muhtemelen uygulamayı zamana yaymak için bu tercümeyi kabul etmeyecek. Adalet Bakanlığı’nın resmi tercümesini bekleyecek. Eğer talebi reddederse, avukatlar bu kez üst mahkemeye başvuracak. Üst mahkeme de AİHM’in derhal tahliye kararına yönelik bir işlem yapmazsa bu kez Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılacak.

Mahkemelerin tavrını, hem önceki gün gerçekleşen AKP MYK toplantısından sızan bilgiler hem de Erdoğan’ın dünkü konuşmasından seziyoruz. AKP MYK toplantısında “bu karar bizi bağlamaz” dediği dün özenle gazetelere servis edildi, Erdoğan dün de Parlamento’da açık açık AİHM’e tepki gösterdi.

AİHM Büyük Daire kararı uygulanmazsa ne olacak?

Mahkeme kaynaklarına bunu da sordum. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu kararın uygulanmasını izleyeceğini belirtiyorlar. Gözlem süresi 3 ay…

Sonra, kararın yerine getirilmemesi durumunda Avrupa Konseyi statüsünün ilgili maddeleri uyarınca bir yaptırımlar hiyerarşisi uygulanmaya başlayacak. Bu hiyerarşi Avrupa Konseyi üyeliğinin sona erdirilmesine kadar uzanan bir hiyerarşi. Önce Bakanlar Komitesi gittikçe dozu artan kararlar alacak, ardından Cumhurbaşkanına kararın uygulanması için mektuplar yazacak. Türkiye’de Konsey toplantısı yapılmaması gibi kararlar alabilecek. Bu gerilimin ekonomik yansımaları da olacak. Son nokta, Konsey’den çıkarılma.

Peki bu daha önce uygulandı mı? Tarihte ilk kez Azerbaycan’a yönelik uygulandı, hem de aynı Demirtaş kararında olduğu gibi 18. Madde üzerinden.

Azerbaycan’da yaşanan örnek ile Demirtaş örneği birbirine çok benzer örnekler. Rejime muhalif yazar Ilgar Mammadov, 2013’te tutuklanmış, 2014’te de 7 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. AİHM, Mammadov kararında, “tutuklama kararının asıl amacının Mammadov’u susturmak ve Hükümeti eleştirdiği için cezalandırmak” olduğu tespitini yapıp, 18. Maddenin ihlal edildiğine karar verdi. Mammadov’un derhal serbest bırakılmasını istedi.

Azerbaycan, bu karara uymadı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Mammadov dosyasını 2014’te gündemine aldı ve defalarca serbest bırakılması çağrısında bulundu. Azerbaycan 3 yıl boyunca tüm çağrılara kulak tıkayınca da bu ülkeyi AİHM’e şikayet etti. Konsey’in bu baskıları üzerine Azerbaycan Mammadov’u serbest bırakmak zorunda kaldı. Hatta Mammadov hakkındaki davayı da düşürdü.

Yani bu işler Cumhurbaşkanının “bu karar bizi bağlamaz” diyerek görmezden geleceği, yabana atabileceği bir durum değil,

Evet bu karar sizi bağlar,

Azerbaycan’ı bile nasıl bağladıysa Türkiye’yi de bağlar.

Hem de sadece Demirtaş’ın tahliye edilmesiyle değil, tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması ve haklarındaki davaların düşürülmesiyle bağlar.