Türkiye, Magnitsky yasasını ihlal etme noktasını da aştı

Dava sürecinde hakimlerin Anayasal norma aykırı olarak AİHM kararını uygulamamaları ve hak ihlali oluşturan kararlar vermeleri Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nce benimsenen ve HSYK’ca da hakimlere tebliğ edilen BM Bangalor Yargı Etiği ilkelerine de aykırılık oluşturmakta

Geleneksel devlet politikasıyla suç ve delil icat edilerek cezaevine doldurulan binlerce siyasi tutuklu ve hükümlü arasında “Gezi Davası” hükümlüsü Osman Kavala simgeleşti. Hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nce (AİHM) verilen ihlal kararının uygulanmamasına yönelik yaptırım sürecinde kritik bir noktaya gelindiği Yavuz Baydar’ın yazısından anlaşılmakta.

Türkiye’nin AİHM kararını uygulamamakta direnmesi üzerine Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nin (PACE) farklı kanatlaarından 28 milletvekili, Osman Kavalı’yı özgürlüğünden alıkoyanlara yaptırım uygulanmasını öngören bir karar tasarısını Meclis’in gündemine taşıdı.

Tasarının metninde kararın gerekçeleri ve sorumlu olanların hangi yaptırımlara tabi tutulacakları şöyle belirtilmiş:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Osman Kavala’ya ilişkin iki kararında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesini ihlal ettiğine hükmetmiş; bu durum, Selahattin Demirtaş örneğinde olduğu gibi, hakkında yürütülen yargılamaların, adaleti sisteminin kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu ve onun susturmayı amaçladığını ortaya koymuştur.

Mahkeme, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün bulunmadığını gösteren bir diğer önemli kararda (Yalçınkaya/Türkiye),Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında güvence altına alınan 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesinin sistematik ve yaygın bir şekilde ihlal edildiğine, bu ihlalin Mahkeme önündeki 8 binden fazla derdest dosyayı ve Türk mahkemelerindeki 100 binden fazla davayı ilgilendirdiğine hükmetmiştir.

Bakanlar Komitesi tarafından başlatılan ihlal prosedürü sonrasında verilen karar da dahil olmak üzere, 2019 ve 2022 yıllarında verilen mahkeme kararlarına rağmen, Osman Kavala hâlen cezaevinde tutulmaktadır.

Parlamenterler Meclisi, 2518 (2023) sayılı kararında, “bu istisnai davanın Sözleşme sisteminin bütün temelini zedelediğini” belirterek Osman Kavala’nın serbest bırakılması çağrısını açık ve kesin bir şekilde yinelemiştir.

Osman Kavala’nın davasıyla ilgilenen Türk savcılar, hâkimler ve diğer yetkililer hukukun kötüye kullanılması yoluyla gerçekleştirilen, hukuka aykırı tutukluluğundan müştereken sorumludur.

Bu nedenle Meclis (PACE), 2518 (2023) sayılı kararda yer alan çağrısını takip ederek, Avrupa Konseyi üyesi ve gözlemci devletler ile Avrupa Birliği’ni, Osman Kavala’nın hukuka aykırı ve keyfî şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmasından sorumlu olan savcılar ve hâkimler de dâhil olmak üzere ilgili yetkililere karşı “Magnitsky mevzuatı” veya benzeri hukuki araçlar kapsamında hedefli yaptırımlar uygulamaya davet etmelidir.” (Yavuz Baydar- https://narblog.substack.com/)

Tasarıda sözü geçen Magnitsky mevzuatından söz etmekte yarar var. 2009 yılında Rus vergi avukatı Sergei Magnitsky, Rus yetkililerin karıştığı 230 milyon dolarlık bir vergi dolandırıcılığını ortaya çıkardı. Yolsuzluğu bildirdikten sonra tutuklandı, kendisi de dolandırıcılıkla suçlandı ve Moskova'daki Butyrka hapishanesinde tutuldu. Yaklaşık bir yıl sonra öldü. Hapishane gardiyanları tarafından dövüldüğü iddia edilen Magnitsky’nin ölümü şüpheli bulundu.

Magnitsky mevzuatı, 16 Kasım 2012'de Temsilciler Meclisi’ne sunulan “Sergei Magnitsky Hukukun Üstünlüğü Sorumluluk Yasası” olarak ortaya çıktı. ABD'nin ardından Avrupa Birliği, Kanada ve İngiltere gibi birçok ülke benzer Magnitsky tarzı yaptırım mekanizmalarını yasalarına ekledi.

Küresel genişleme gösteren bu mevzuat dünya çapında ciddi insan hakları ihlallerine karışan veya büyük çaplı yolsuzluk yapan yabancı ülke vatandaşlarına yönelik, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasağı getirilmesini öngören hedefli yaptırım yasalarından oluşmakta. Magnitsky yasaları ülkelerin bütününe değil, doğrudan insan hakları ihlali veya yolsuzluktan sorumlu kişi veye kurumlara uygulanmakta.

Söz konusu tasarı kabul edildiği takdirde Osman Kavala hakkında tutuklama ve mahkumiyet kararları veren, AİHM kararlarını uygulamayan savcı ve yargıçlar ve diğer ilgili yetkililer seyahat yasakları ve Avrupa’daki hesaplarına el konması gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalabilecekler.

Dava sürecinde hakimlerin Anayasal norma aykırı olarak AİHM kararını uygulamamaları ve hak ihlali oluşturan kararlar vermeleri Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nce benimsenen ve HSYK’ca da hakimlere tebliğ edilen BM Bangalor Yargı Etiği ilkelerine de aykırılık oluşturmakta.

Hukuk ve onun asıl hedefi olan adaletin sağlanması imkanı kalmadığından hukuk güvenliği zemini kayboldu. Boş alanı kötülük, kayıtsızlık, yolsuzluk, adaletsizlik doldurdu. Siyasetin aşağıladığı insan onuru ayaklar altına alındı. Devletin yeniden tanımlanarak, insan onurunun korunacağı çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne dayalı bir inşa sürecinin başlatılması hayati önemde.