Neslihan Önderoğlu: İnsanın kendine karşı bile dürüst olamadığı bir çağda başkasına yakın olması zordur

Neslihan Önderoğlu: İnsanın kendine karşı bile dürüst olamadığı bir çağda başkasına yakın olması zordur
Yayınlanma:
Güncelleme: 29 Ekim 2020 00:10
A+ A-
Bir çekirdek gibi duruyor öykülerin içindeki hikâyeler… Günümüz insanının en büyük çelişkisi olan “yalnızlıklar ve yalnızlık ilişkileri” son kitabındaki Yakınlık Korkusu ile okura uğruyor.

Mazlum ÇETİNKAYA


"Bana Sesini Bırak" ismiyle çocuklar için kaleme aldığı romanından sonra yolum Neslihan Önderoğlu’nun kitaplarına uğradı. Öykü ile baslayip roman ve öykü ile de yazmak yolculuğunu sürdürdü/ sürdürüyor

Önderoğlu’nun kaleminde, sade ve huzursuz etmeyen sözcüklerle sarsıcı öykülerin nasıl yazılabileceğini görmek mümkün. Ve yine aynı zamanda yeryüzünün sessizliğini bozan bir kadının kalemi var kitaplarında.

Bir çekirdek gibi duruyor öykülerin içindeki hikâyeler… Günümüz insanının en büyük çelişkisi olan "yalnızlıklar ve yalnızlık ilişkileri" son kitabındaki Yakınlık Korkusu ile okura uğruyor.

Neslihan Önderoğlu ile yazım serüvenini ve son kitabı Yakınlık Korkusu’nu konuştuk…

-Neslihan Önderoğlu’nu, kendisinden dinlemek isteyenlere birkaç sözcükle anlatmak isteseydiniz ne derdiniz, bunu sevdiğiniz hangi sözcüklerle ifade etmek isterdiniz?

Zor bir soruyla başladınız. İnsanın kendisini tarif etmesi zordur. Sanat da bunun için vardır zaten. Sanatçı kendini ve kendisi dışındaki dünyayı tanımlamak için yazar, çizer, besteler vs. Yine de bu soruyu beni en çok belirleyen özelliklerimle yanıtlayabilirim sanıyorum. Hassas, kırılgan bir insanım, insan ilişkilerinde çok seçiciyim ve biraz kapalıyım sanırım. Bu da kırılmamak için bir önlem belki de. Bir diğer önemli özelliğim de haksızlığa asla gelemeyişim, adil olmaya çalışan bir insanım. Dünya ve diğer tüm canlılarla hakkaniyet temeline dayanan bir ilişki kurmak isterim.

- Birçok kitabınız yayımlandı. Kitaplarınızın isimleri dikkat çeken isimler, ancak en son kitabınız "Yakınlık Korkusu" biraz daha şiire bulanmış bir isim gibi. Rafta bu isimli bir kitabı gören okur, şiire de biraz yakınlığı varsa, bu kitabın içinde şiirler hayal edebilir. Yakınlık Korkusu üzerinden başlayalım, günümüz dünyasıyla ile de ilişkilendirmek istersek eğer, yakınlık bir korku mudur?

Kitaplarımın isimlerini seçerken kitabın ruhunu yansıtmasına özen gösteririm. Ve çok da düşünürüm. Bu nedenle şimdiye kadar içime sinmeyen bir isim olmadı. Yakınlık Korkusu’nun şiir kitabı ismi olarak algılanabileceğini hiç düşünmedim doğrusu. Bence kitaptaki öykülerin ruhunu yansıtan bir isim oldu. Benim asıl endişem bu pandemi döneminde çıktığı için "Yakınlık Korkusu" isminin direkt olarak bununla ilişkilendirilebileceğiydi. Neyse ki böyle bir şey olmadı.

Diğer sorunuza gelirsek, günümüz dünyasında yakınlık bir korkudur evet. İnsanın kendine karşı bile dürüst olamadığı bir çağda başkasına yakın olması zordur.

- 2012 yayımlanan ilk öykü kitabınız "İçeri Girmez miydiniz" 2013 Haldun Taner Öykü Ödülü de aldı. Bu arada öykü dışında da gençlik romanları, öykü seçkileri gibi çalışmalarınız da oldu. Son kitabınız Yakınlık Korkusu’nu da hesaba katarak şunu sormak isterim, öykü ile edebiyatın kan bağını, yakınlığını nasıl tarif edebiliriz? Son dönemde öyküye dair bir ‘yükseliş’ten bahsedebilir miyiz?

Öykü ile başlamama rağmen hiçbir zaman kendimi bir türle sınırlamak istemedim. Bir yazarın hangi türde yazacağı neyi, nasıl anlatmak istediğine göre değişir. Sadece gençlik romanı değil yetişkinler için de roman yazıyorum. Ay Dolandı bunların ilkiydi. Son romanım Yeryüzü Yorgunları 2019 Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü’nü aldı ve bu beni roman yazma konusunda cesaretlendirdi. Öykü konusundaki düşüncelerime gelirsek, benim favori türüm, öncelikle bir okur olarak öyküdür. Öykünün yükselişinden hep söz ediliyor, nicelik olarak doğrudur da. Ama nitelik olarak ben çoğunlukla birbirine çok benzeyen şeyler okuyorum.

- Yakınlık Korkusu içinde on beş hikâye var. Adem'in Yüzü adlı hikayede mesela bir intihar hayali var. Hikâye, "bu yılbaşı da kar yağmayacak mış" diye bitiyor. Yani okurun beklediği bir sonla bitmiyor… Sanki içinde biraz da yalnızlık korkusu var gibi "Yakınlık Korkusu" hikâyelerinin. Ne dersiniz ‘yakınlık’ ve ‘yalnızlık’ aynı kökten mi besleniyor?

Öykülerimin çoğu açık uçludur. Ben "ondan sonra ne oldu" sorusunu okura bırakmayı seviyorum. Genelde bu soru çok sorulur, hem öyküler hem de romanlar için ve ben de her seferinde aynı yanıtı veririm : Siz nasıl hayal ediyorsanız o oldu. Hayatta da kesin bitişler, keskin uçlu sonlar olduğuna inanmıyorum, dolayısıyla bu tavır öyküye de yansıyor. Kaldı ki her bitiş aynı zamanda bir başlangıç değil midir?

Yalnızlık korkusu ve yakınlık korkusu zıt gibi görünse de aslında iç içe geçmiş şeyler bence. Ancak biraz anlamı açmak gerekiyor. İnsan yalnızlıktan neden korkar? Kendisiyle yüzleşemediği için. Dolayısıyla kendisiyle yüzleşmeyen bir insanın da çıplak yüzüyle, maske takmadan bir başkasına yakınlaşması imkansızdır.

- Bazen hikâye bir olayın, bir yaşanmışlığın, bir kayboluşun, bir dönemin derinlemesine özeti gibidir. Sait Faik’in "Hişt Hişt"i bazen doğanın özeti gibi gelir bana, bazen rüzgârın özeti gibi…  Sizin hikâyelerinizi okurken kırıldığı yerlerde durup nefes aldığımda biraz bunu gördüm. Bir annenin, babanın, hastalığın, yalnızlığın, kısacası büyük temaların özeti gibi sanki biraz da. Ne dersiniz bu konuda?

Haklısınız. Ortada bir "mesele" vardır. Bütün öykü kurgusu ve karakterleri bu asıl meselenin etrafında şekillenirken öyle bir şey olur ki bir yan karakter ya da küçücük bir ayrıntı o ana meseleyi bütün açıklığıyla ve en güzel şekilde dile getirir. Öykülerimde bu tür sürprizler yapmayı seviyorum. Örneğin "Ulla" isimli öyküde Ulla aslında bir yan karakter ama öykünün bütününde öyle bir rol oynuyor ki anahtar bir işlevi var, hatta öyküye de ismini veriyor?

- Öykülerdeki gerçeklik insanı tedirgin ediyor, biz buna insanın yazı üzerinden kendisiyle yüzleşmesi diyebiliriz sanırım. Bu görüşe katılır mısınız?

Gerçeklik zaten tedirgin edici değil mi? İlk soruya verdiğim yanıtta da belirtmiştim, sanat insanın kendini arayışı ve yüzleşmesi zaten, edebiyat da öyle.

- Pandemi sürecinde yazmaya başladığınız bu salgın sürecine tanıklık eden metinleriniz var mı, kısacası yeni bir kitap hazırlığında mısınız?

Bu süreçte ebebiyatburada isimli internet sitesine "Korona Günlükleri" yazdım zaman zaman.

Her zaman yeni bir kitap hazırlığındayım. Şimdiki bir roman ama bunun pandemi ile bir ilgisi yok.

Teşekkürler. Bize vakit ayırdığınız için ve elimize alınca bırakamadığımız "Yakınlık Korkusu" için.

Ben teşekkür ederim.

***

Neslihan Önderoğlu İstanbul doğumludur. Boğaziçi İşletme Bölümünden mezun olduktan sonra 2018 yılında yayımlanan "İçeri Girmez miydiniz? Adlı ilk öykü kitabı 2013 Haldun Taner Öykü Ödülünün kazandı.

2013 yılında "Mevsim Normalleri" adlı öykü kitabını, 2014 yılında ise, editörlüğünü yapmış olduğu "Karla Karışık" adlı öyküleri yayımlandı.

Sarnıç Öykü dergisinin editörlüğünü yapan Neslihan Önderoğlu, Notos, Sarnıç Öykü, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat, Dünyanın Öyküsü, İzafi, Türk Dili, Sıcak Nal, Patika, Öykü Teknesi gibi dergi ve fanzine de öyküleri ile katkıda bulundu.

İlk romanı 2015 yılında Günışığı Kitaplığının Köprü Kitaplığı Koleksiyonu için yazdığı "Bana Sesini Bırak" oldu. 2015 yılında "Filler ve Balıklar" ile gençler için 2016 yılında yazdığı "Mutsuz palyaçolar Örgütü" adlı öykü kitapları ile dikkat çekti.

Neslihan Önderoğlu 2017 yılında da ikinci romanı olan "Ay Dolandı" yayımlandı. 2018 yılında ise, "Yeryüzü Yorgunları" adlı romanını "Tuhaf şeyler Oluyor Bay Tarantino" izledi.

Neslihan Önderoğlu tarafından kaleme alınan son kitap ise "Yakınlık Korkusu" Can Yayınları tarafından okuyucuların beğenisine sunulmuştur.

Öne Çıkanlar