Sibel HÜRTAŞ


ARTI GERÇEK - HDP'nin Hakkari yürüyüşünü film yapabilseydim, ilk sahne, başları yüzünü griye dönmüş bulutlara kadar uzanan dört dağın içine hapsolmuş bu kentin kuş başı görünüşü olurdu. Sonra kamera kent merkezini zoomlayarak, yavaşça aşağı iner, görüntü belirdikçe kenti çevreleyen bu büyük çemberin kentin her yerine öbek öbek dağıldığı fark edilirdi.

İlk bakışta heybetli dağlar kadar doğal gelen bu görüntü, netleştikçe yerini her sokak giriş ve çıkışına konulmuş polis bariyerlerinin soğukluğuna bırakırdı. En nihayetinde kent merkezi belirdiğinde ise onlarca polisin ardı sıra dizildiği polis barikatlarının, yanı başlarında TOMA, kirpi ve benzeri güvenlik aracıyla 30 kişilik bir grubu nasıl sıkı sıkıya kolladığı fark edilirdi.

Sümbül dağının gökle buluştuğu yerde patlayan şimşeklerin yarattığı gök gürültüsünün  altında, sağanak yağışta duranlar HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Milletvekilleri ile BBP, DTK, ESP ve SYKP'nin temsilcileri. Bu polis barikatının amacı HDP'nin barikatın yanından yamacından, altından üstünden, ola da küçük bir boşluktan halkla temasını engellemek; her bir sokak başına kurulmuş barikatların amacı ise bu partiye oy verenlerin sözle gözle, selamla alkışla, sloganla sevgiyle onlara erişmesini durdurmak. Bu görüntü sadece Hakkari kent merkezine ait değil, kuşkusuz. HDP'nin Demokrasi yürüyüşünün her anı ablukaların birbirine eklemlenerek yol boyu uzadığı, HDP'lilerin de her adımda ablukayı kırarak halkla buluştuğu bir mücadele alanına sahne oluyordu. Tam olarak Ankara'dan yola çıktığımız Pazar gününden beri durum böyle.

MOLA YERİ HALAY YERİNE DÖNÜŞTÜ

Yolculuğumuz, Pazar günü Ankara'dan başladı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve milletvekilleriyle, Ankara'dan uçakla yola çıkıp önce Van'a ardından Hakkari'ye ulaştık.  Bu uzun yolculuğu yürüyüşün başlangıç ayağı olarak tanımlamak da mümkün, çünkü bu hazırlık bile başlı başına coşkulu bir eylem havasında geçiyor. Önce Van'da tüm milletvekilleri ve bileşen temsilcileri buluşup, uzun bir konvoy oluşturdu. Hakkari'ye doğru 190 kilometrelik yol bu konvoy eşliğinde gittik. Verilen ilk molada, milletvekilleri tek tek araçlardan inerken, bir araçtan bir müzisyen inip tulum çalmaya başladı. Mola yeri halay anına dönüştü, yol boyunca verilen molada öğle yemeği de bisküi ve çay oldu.

Molanın ardından yeniden yola çıktığımızda, Yüksekova mevkiinde trafik durma noktasına gelmişti. En önde yük kamyonları, hemen ardında ise milletvekillerinin uzun araç konvoyu vardı. Otobanın her iki tarafı yüksek beton şeritlerle örülmüş güvenlik noktasında, sırasıyla kirpi ve TOMA'lar park ederken, polis ve askerler de her aracı dikkatli bir şekilde arıyorlardı. İçlerinde sadece milletvekillerinin bulunduğu araçların, Yüksekova mevkiinden geçişine izin vardı. HDP Milletvekilleri, son seçimde yüzde 80 oy aldıkları, yani neredeyse tüm halkın oylarına sahip oldukları bu bölgeye, kimlikleri tek tek sorulup, isimleri not alınarak, araçlarının plakaları listelenerek girebildiler.

HDP HEYETİ DEVRİMCİ GENÇLİK KÖPRÜSÜNÜ EL ELE GEÇTİ

Vekillerin ikinci mola yeri de bu geçiş noktasından hemen sonra karşımıza çıkan 1969 yılında inşa edilen Devrimci Gençlik köprüsü oldu. Hemen durduk. İki yamacı sağlam halatlarla birbirine bağlayan köprüye ilk çıktığımızda korkunç bir sallantı gerçekleşti. Ben daha başından köprüden insem de HDP’liler kendilerine yol boyu eşlik eden tulumun eşliğinde, sallantıya karşı el ele tutuşup köprüyü geçti. Bu uzun yürüyüşün de ilk provasıydı. Sallantılara karşı el ele... 

Biraz daha yol alıp, kent girişine vardığımızda ikinci güvenlik noktasında yeniden durdurulduk. Yine tek tek kimliklere bakılıp, araç plakaları kaydedildikten sonra kente girebildik. Tüm bu yasaklara karşın, ikinci güvenlik noktasından geçer geçmez, karşıda farklı bir konvoyun vekilleri karşılamaya geldiğini gördük. Milletvekilleri, kente "HDP Halktır" sloganlarıyla ilk adımlarını attı. Konvoy Hakkari girişinde daha da uzamıştı. Camlardan sarkıtılan HDP bayraklarıyla korna seslerinin eşliğinde, Hakkari merkezine geldik. HDP İl Örgütünde buluşan milletvekilleri ve partililer, Pazartesi sabah başlatacakları yürüyüş için aynı yerde buluşmak üzere sözleşip ayrıldılar.

Onlar ayrıldı ama bizim işimiz bitmemişti. 23.00 haberlerine bağlantı yapmak için şehir merkezine indiğimde, bir çok dükkanın hala açık ve kalabalık olduğunu gördüm. Sokak kokoreçcileri, kahvehaneler ve zabıta noktalarının önü doluydu. Valilik ve diğer resmi kurumlar önünde uzun namlulu silahları ve asker kıyafetleriyle yüksek güvenlik tedbirleri de diğer yandan dikkat çekiyordu.

SOKAKLAR BİR SONRAKİ GÜN YAPILACAK EYLEME KATILIMI ENGELLEMEK İÇİN TUTULDU

"Bu saatte Ankara'dan bile kalabalıkmış burası" dediğimde, işin aslını HDP Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir anlattı. Zira çevremizdekilerin hepsi polisti. Daha dikkatli bakıldığında sokakların giriş ve çıkışlarının bir sonraki gün yapılacak eyleme katılımı engellemek için tutulduğu daha rahat fark ediliyordu. 23.00 bağlantısı için kent merkezindeki heykel önünde elime mikrofonu aldığımda, ben de kalabalığın kent sakinlerinden oluşmadığını anladım. 3 dakikalık yayın sırasında etrafımızı saran polisler, yayın sonrasında basın kartı ve kimlik sordular.

Unutkanlığım meşhurdur, kimliğimi yanıma almamışım. Ben çantamda kimlik aramaya devam ederken, Polisler etrafımızda birikince, önce maskesiz oldukları gerekçesiyle onları uyardım. Ama işe yaramadı. Kimliğim olmadığı için ekip otosuna davet edildim. Maske takmadıkları ve Covid salgını olduğu için ekip otosuna binmeyeceğimi söyledim. Kısa bir şaşkınlık, ben de şaşkınım... İnsanın kimliğinin yanında olmaması neden ekip otosuna binme zorunluluğunu beraberinde getirsin ki! Sonunda otele kadar beraber yürüme konusunda anlaşmaya vardık. Biz önde, onlar arkada otele vardık.

HER YER İRİLİ UFAKLI ABLUKALAR ALTINDA

15 Haziran Pazartesi günü ise sağanak yağmurlu bir güne uyandık. Bir gece önce onlarca kişiyle gittiğimiz HDP Hakkari İl Örgütü'ne giden dar Pazar Sokağının önü bu kez polis bariyerleriyle kapatılmıştı. Sokağa giren caddede, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve 28 milletvekili ile MYK üyeleri ve ESP ve DTK'dan katılımcılar buluştu. Katılımcılar gelir gelmez bu kez cadde, yine polis bariyerleri tarafından kapatıldı ve alana insanların girişi yasaklandı. 

Bir yanda HDP Milletvekilleri Tülay Hatimoğulları ve Mehmet Tiryaki, burada yürüyüşü başlatabilmek için polislerle müzakere ederken diğer yanda milletvekilleri açıklama yapmak için bekliyorlardı. Bu kısa sessizliği yırtan tek şey, Sümbül Dağının üzerinden çakan şimşeklerin yarattığı gök gürültüsüydü. 

Dört bir yanı dağlarla çevrili kentte, çember giderek daralıyordu. Sağanak yağmurun altında halkıyla buluşmayı bekleyen milletvekilleri bir ablukada; onlara oy veren seçmenlerinin bulunduğu mahalleler irili ufaklı ablukalar altında... 
Polis Valilik yasağını gerekçe göstererek, yürüyüşü yaptırmayacağını söylüyor; milletvekilleri Anayasal hakları olduğu gerekçesiyle burada eylem yapmakta ısrar ediyordu. Görüşmeler sık sık kesiliyor, kesildikçe vekiller kendi aralarında konuşuyordu. Bu sırada sıklıkla Polisten gelecek yanıtı tek başına vekil grubundan uzak bekleyen HDP milletvekili Mehmet Tiryaki'nin yüzlerce polisin ardı sıra sıralandığı polis bariyerlerinin önünde, yanı başında bekleyen TOMA ve kirpi araçlarının arasında tek başına beklediği görüntü, HDP'nin en fazla oy aldığı kentlerden birinde halkın milletvekillerine ulaşmasını engellemek için gösterilen çabayı özetliyordu.  
Sağanak yağmurun altında tam bir buçuk saat süren bekleyişin ardından, milletvekillerinin HDP Hakkari İl Örgütü'nün olduğu binaya girişine izin verildi. Milletvekilleri ellerinde "Darbeye karşı demokrasi" pankartlarını tutarken, HDP Eş Genel Başkanı Sancar da yaşananları "darbe olarak" niteliyor, "Anayasal bir hakkın kullanılmasını engellemek de darbedir" diyordu. Tüm bu olan bitene karşın, kitlenin enerjisi de görülmeye değerdi. İl örgütünden çalan müzikler eşliğinde coşkulu bir açıklama yapılıyordu.

MİLLETVEKİLLERİ YÜZDE 60 OY ALDIĞI İLE ABLUKA ALTINDA GİRDİ

Açıklama bittikten sonra bu kez aynı kitlenin dağılmasına izin verilmemesi de hayli ironik. Alandan çıkmak için milletvekillerinin müzakeresi tam yarım saat sürdü. Önce toplanmayın diye barikat kuran polisin, bu kez dağılmayın diye kurduğu barikatları kaldırmak için milletvekilleri epey çaba sarf ettiler.

Barikatların kalkmasıyla aynı konvoy, yürüyüşün ikinci durağı olan Van'a hareket etti. Bu yoğunluk arasında da tek mola verildi, molada öğle yemeği  mönüsü bisküvi çay oldu. 

Valilik yasağı nedeniyle, Van girişinde de HDP konvoyu engellenmek istendi. Milletvekillerinin araçlarının yüzde 60 oy aldıkları kente girişine, yine aynı araştırmalardan sonra izin verildi. Vekiller Van merkezine gelip, araçlarından inerek HDP Van İl Örgütü'ne yürümek istediklerinde de durum Hakkari'den farksız değildi. Burada sokak başlarında ablukadan söz edemeyiz ama yoğun güvenlik önlemleri dikkatleri çekiyordu. Önce yürüyüş engellenmek istedi. polislerle vekiller arasında tartışma çıktı.

HDP MİLLETVEKİLİ, SELAM VEREN SEÇMENLERİNE KARŞILIK VERİRKEN DARP EDİLDİ

Bu tartışmaların en dikkat çekici anı ise kendisine selam vermek isteyen seçmenlerine doğru yürüyen HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç'a, beş polis tarafından müdahale edilmesiydi. Koç, hastaneye gidip darp raporu aldı, baş parmağı kanamış, boyun bölgesinden darp edilmişti. Koç'a göre bu müdahale çok basit bir müdahale değildi. Bir milletvekili, kendisine selam vermek isteyen bir seçmeni karşısında nasıl engellenmek istenirdi? Ona göre asıl amaç, HDP'nin kitlelerle bir araya gelmesini engellemekti. 

HDP 24 Haziran 2018 seçimlerinde Van'da yüzde 60 oranında oy aldı ve 4 milletvekili çıkardı. AKP aynı seçimde kentte yüzde 30 oy alarak, 3 milletvekili çıkardı. Şimdi iktidar partisi çeşitli gerekçelerle, HDP'nin kendisinden iki katı daha fazla oy aldığı kente girişini yasaklamaya, seçmeniyle buluşmasını engellemeye çalışıyor.

HDP'nin Hakkari'den başlayan demokrasi yürüyüşü, her adımda birbiri ardına sıralanan ablukalar zincirini dağıtmakla geçiyor. Bir partinin en çok oyu aldığı kentlerde, seçmeniyle buluşabilmesi bu kadar zor mu?