Ayşegül KARAKÜLHANCI


ARTI GERÇEK- AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden'ın 14 Haziran'da Brüksel'deki NATO Zirvesi kapsamında ikili bir görüşme yapması bekleniyor. Bu görüşme iki liderin Biden ABD Başkanı seçildikten sonraki ilk görüşme olması bakımından bir hayli önemli. İki liderin ele alacağı konular arasında Doğu Akdeniz, İran, Dağlık Karabağ gibi bölgesel konular olacak ancak en önemli başlıklardan biri de Suriye'deki gelişmeler. ABD ve Türkiye arasındaki ilişkileri en çok zorlayan konuların başında Rojava Özerk Yönetimi ile ABD arasındaki ilişki geliyor. 16-17 Mayıs tarihleri arasında içinde ABD Dışişleri Bakan Yardımcı Vekili Joey Hood, Suriye Özel Temsilci Vekili Aimee Cutrona, Suriye Temsilci Yardımcısı David Brownstein, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Irak ve Suriye Direktörü Zehra Bell’in olduğu bir heyet, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ve Suriye Demokratik Meclisi (MSD) ile görüşmeler yaptı. Erdoğan ve Biden görüşmesi öncesi Rojava Özerk Yönetimi ile gerçekleştirilen ilk resmi görüşmeyi, Suriye'deki son gelişmeleri, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi ve Rojava arasındaki ilişkiyi, Sedat Peker'in haftalık yayınladığı videolarda Suriye'ye Türkiye'den gönderilen silahlar konusunu hakkındaki sorularımızı Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Eş Başkan Yardımcısı Bedran Çiya Kurd yanıtladı:

ABD Dışişleri bakan yardımcısı vekili Joey Hood, Suriye özel temsilcisi vekili Aimee Cutrona, Suriye temsilcisi yardımcısı David Brownstein ve Zehra Bell’den oluşan heyet 16 – 17 Mart arasında QSD ve Suriye Demokratik Meclisi ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmelerin içeriği hakkında farklı bilgiler yayınlandı. Görüşmelerin içeriği ile ilgili bilgi verebilir misiniz?

Doğru, ilk kez üst düzeyde bir heyet siyasi olarak Kuzey Doğu Suriye’ye geldi. Bu heyet iki önemli görüşme gerçekleştirildi. Birincisi Özerk Yönetim ve Reqa Sivil Meclisi ile yapılan görüşmeydi. Diğeri de QSD (Suriye Demokratik Güçleri) ve MSD (Demokratik Suriye Meclisi)  ile yapılan görüşmeydi. Bu toplantılarda çok önemli konular tartışıldı ve önemli mesajlar verildi.

Ziyaretin gerekçesi ve verilen siyasi mesajları özetleyecek olursam heyetin ilk mesajı, “Biz buraya kalıcı olarak geldik ve buradaki varlığımız devam edecek” oldu. İkinci mesajları “buradaki varlığımız iki nedenden kaynaklıdır: İlki IŞİD'e karşı olan mücadelemiz ve QSD ile olan ortaklığımızdır ki bu mücadeleye devam ediyoruz. İkincisi de bölgenin istikrarı, ilerlemesi ve ekonomisi için buradayız” oldu. Ayrıca bölgenin istikrarı için çalışacaklarını ve tüm kesimlerle sorunların tümünü diyalog ile çözeceklerini belirttiler. İstikrarı bozmak isteyen çevrelere de izin vermeyeceklerini ve bölgeyi koruyacaklarını aktardılar. Yine bu politikaları için diyaloğu esas alacaklarını, ilerde bölgede sorunların yaşanmaması için yönetimin daha güçlü olması, kendisini yönetme ve hizmetlerde başarısı için daha güçlü destek vereceklerini de ifade ettiler. Özerk Yönetimin istikrarla daha iyi ilerlemesi için destekleyeceklerini belirttiler.

Türkiye'nin Kuzey Doğu Suriye’de yürüttüğü siyasetle ilgili olarak da görüş bildirdiler. Fırat suyunun Türkiye tarafından kesilmesi konusu insani, ekonomik ve yaşamsal sorunlara neden olduğu için heyet tarafından bu ciddi bir sorun olarak ele alındı. Bunun yanı sıra Türkiye’nin bölgedeki soykırım politikası da konuşuldu.

Biz, özellikle Afrin, Serê Kaniyê ve Gırê Spi ile ilgili Amerika’dan sorumluluğunu yerine getirmesi ve Türkiye’nin bu politikalarına engel olunmasını istedik. Bunun yanı sıra Türkiye’nin gerek Suriye de gerek Irak’ta istikrarı bozan şiddet politikasını rahatça uygulamasının önüne geçilmesi gerektiğini ifade ettik. Bölgede huzuru bozmasına ve karışıklığı büyütmesine izin verilmemesi gerektiği mesajını da ilettik.



ABD bu görüşmelerde Türkiye ve Özerk Yönetim arasında müzakere konusunu da gündeme getirdi mi? Şimdiki süreçte Özerk Yönetim’in Türkiye ile görüşme ihtimali var mı?

ABD’nin ajandasında Özerk Yönetim ya da QSD’nin Türkiye ile görüştürülmesi konusu yer almıyordu. Ama diyalog gelişirse destekleyeceklerini söylediler. Bununla birlikte var olan sorunların da diyalogla çözülmesinden yana olduklarını ve çözmek istediklerini de belirttiler.

Ancak görüyoruz ki özellikle bölge halklarına ve Kürt halkına karşı yani Türkiye’nin soykırımcı siyasetine direnenlere karşı Türkiye’nin yürüttüğü bu akıl ve siyasetle sorunları diyalogla çözmesi mümkün değil. Faşist zihniyet ve siyasete sahip olan AKP – MHP rejimi hiçbir zaman sorunların çözümü için bölge halkları ve QSD ile diyaloga hazır olmadı. Türkiye, Afrin, Gırê Spî, Serê Kaniyê ve Eyn İsa da günlük yok etme siyaseti uyguluyor, suyu kesiyor. Aynı şekilde kuzey Kürdistan’da yaşananlar da soykırım politikasıdır. Yine Güney Kürdistan’da da yok etme amaçlı soykırım operasyonları geliştiriyor. Bu anlayış iktidarda olduğu sürece diyalog yollarının açılması ve sorunların diyalogla çözülmesi mümkün değil.

Özerk Yönetim olarak biz her zaman hazırız ve başlıca prensibimiz sorunları diyalogla çözmektir, diyoruz. Ama bu konuda temel sorun olarak Afrin, Serê Kaniyeê, Grê Spî ve diğer işgal edilmiş yerlerdir.

Türkiye elini Suriye’den ve Kuzey Doğu Suriye'den çekmelidir. Gerçekten de diyaloğu geliştirebilmek için Türkiye’nin soykırımcı ve yok edici siyasetine son vermesi gerekiyor. Karşılıklı görüşmeye başlamanması için bu şarttır. Türkiye ile diyalog sürecinin desteklenmesi kolay olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin bu konuda sorumlu olduğunu aynı şekilde çözüme de hazır olmadığını belirtiyoruz.  Türkiye soykırımcı anlayışla hareket etmekte ve sorunları da diyalog yoluyla değil, bu yöntemle çözmek istemektedir.

'CENEVRE SÜRECİ TIKANDI, HİÇBİR UMUT VAAT ETMİYOR'

Bir kaç gün önce gazeteci Fehim Taştekin Al Monitora bu konuda bir yazı yazdı. Taştekin yazısında kendi kaynaklarına dayanarak Kürtlerin de Cenevre sürecine katılmak istediklerini, ABD’nin de bunu istediğini iddia etti. Sizce Kürtlerin de Cenevre sürecine katılması ihtimal dâhilinde midir?

Özerk Yönetimin de diyalog ve siyasi çözümün bir parçası olması gerekir. Şimdiye kadar Özerk Yönetim bu süreçlerin dışında tutularak çözüm politikaları geliştirilmeye çalışıldı bu da Cenevre ve Arap devletlerinin yoluyla yapılıyor. Bu nedenle çözüm açısından herhangi bir ilerleme sağlanamadı ve Özerk Yönetim dışarıda tutulduğu sürece de ilerleme olması mümkün değil. Bu nedenle biz ABD heyetine bu konuda yani Özerk Yönetimin çözüm süreçlerine katılması için üzerinize düşen rolü oynayabilirsiniz dedik. Daha önemlisi ‘Suriye’ eksenli bir diyalog ve çözümün geliştirilmesidir ki siyasi olarak Suriye sorununu çözebilelim. Bunun için biz her zaman hazırız ve bunun gerçekleşmesi için de tüm çabamızı sarf ediyoruz. Bizim için ilkesel yaklaşım Suriye eksenli bir çözüm gerçekleştirmektir. Bunu da bütün Suriyelilerle diyalog içinde kalarak çözebiliriz. Biz bu konuda ABD, Rusya, Birleşmiş Milletler’den de rollerini oynamalarını istiyoruz.

Şu ana kadar Özerk Yönetimin Cenevre sürecine katılıp katılmaması ile ilgili bir karar söz konusu değil. Bununla birlikte Cenevre sürecinin başarılı olacağına dair zaten bir garanti de yok. Çünkü tıkanmış ve hiç bir umut vaat etmiyor. BM temsilcisi de Cenevre’de herhangi bir umut kalmadığını söyledi. Bunun sebebi en başta rejimin anlayışı ama aynı şekilde muhalefetin de herhangi bir açık siyasi projesinin olmaması ve demokratik olmamalarıdır. Herkes kendisinde ısrar ediyor. Diğer yandan uluslararası bir anlaşma ve uzlaşma da yok. Dünyanın büyük güçleri özellikle Amerika ve Rusya arasındaki durum da böyledir. Eğer ortak uluslar arası bir karar olsaydı kuşkusuz Suriye sorununda ilerleme sağlanabilirdi. Ama şu ana kadar böyle bir gelişme olmadı. Bu nedenle bizim Cenevre’den farklı bir beklentimiz de yoktur. Çünkü Özerk Yönetimin katılımı konusunda herhangi bir karar yok. Amerikalı yetkililer ve Avrupa ülkeleri herkes Özerk yönetim katılsın ve çözümün bir parçası olsun diyor. Ama bu ciddiye alınmıyor ve Türkiye’nin de içinde olduğu bazı kesimler bunu veto ediyor. Suriye rejimi de Özerk yönetim ile oturmaya ve çözümü görüşmeye hazır değil.

ABD Irak Kürtleri ile Rojava Kürtleri arasında herhangi bir arabuluculuk rolü oynuyor mu?

Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında ilerlemiş bir inisiyatif vardır. ABD bu görüşmelerin ilerlemesi için çabalıyor. Bu gelişlerinde de devam eden diyalog ve görüşmelerin başarısı için çalışacaklarını ve desteklediklerini belirttiler. Bunu Güney Kürdistanlı yetkililere de söylediklerini onların da Kuzey Doğu Suriye’de mevcut diyalogu desteklemeleri gerektiğini aktardılar.

Özerk Yönetim ile Güney Kürdistan hükümeti arasındaki ilişkilerin gelişmesi için çabalar söz konusudur. Biz de bu konuda hemfikiriz, bunun gelişmesini istiyoruz. Bu ilişkilerin herhangi siyasi bir çıkarın hizmetine girmemesini de istiyoruz. Her iki tarafın da ulusal çıkarlarda zarara yol açabilecek ilişkilerden kaçınması gerekir. Bu nedenle ilişkilerin ulusal kazanımların hizmetine yönelik olmalıdır diyoruz. Hem Rojava’da hem de Güney’de ilişkiler böyle ilerlemelidir.

'TÜRKİYE DEMOKRATİK DEĞERLERİN GELİŞMESİNİ İSTEMİYOR'

Son dönemde Türkiye’nin PKK’ye karşı yaptığı operasyonların kaynağında ABD’nin sizin güçlerinizle olan görüşmeleriyle bağlantısı var mıdır? Türkiye basınında ‘Türkiye bu operasyonlarla ABD‘ye mesaj veriyor’ şeklinde haberler yer aldı. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Daha evvel de söylediğimiz gibi Türkiye’nin operasyonları soykırım amaçlı ve de Kürt halkının kazanımlarını hedefleyen operasyonlardır. Bunlar kuzey Kürdistan’da, Rojava ve Güney Kürdistan’da da oluyor. Bunlara bahane olarak PKK’ye karşı olan savaşını gösteriyor. Bu doğru değildir; Türkiye’nin konsepti derindir ve esas olarak Kürt halkının siyasi kazanımlarına yöneliktir.

Bunun için Türkiye amansız ve çetin bir konsept yürütmektedir. Kürtlerin nerde bir kazanımı varsa bu güney Kürdistan olur, Rojava olur kuzey olur fark etmez buna karşı mücadele ediyor. Kuşkusuz Özerk Yönetimin varlığı Güney Kürdistan’ın gelişmesinin de hizmetinedir. Aynı şekilde Güney’inde varlığı Rojava’nın ve Kuzey Kürdistan’ın hizmetindedir. Bunlar direkt bir ilişki olarak olmazsa da manevi olarak birbirine hizmet etme durumundadır. Bu nedenle Türkiye korkuyor, hiçbir zaman Kürtler için kazanımların oluşmasını istemiyor. Hiçbir yerde demokratik değerlerin gelişmesini de istemiyor. Aynı zamanda tüm imkânlarıyla yok etmek için çabalıyor.

Güney Kürdistan’a yapılan son operasyonuyla ilgili bizim kanaatimiz birçok ülkenin de Türkiye'ye göz yumduğu şeklindedir.  Bu operasyonlara Kürt Bölgesel Yönetimi, Bağdat yönetimi ve Avrupa ülkeleri de göz yummuş, sessiz kalmışlardır. Bu da bir şekilde onayladıkları anlamına geliyor. Bunun doğru bir tutum olmadığını belirtiyoruz. Çünkü bu sessizlik soykırıma ve yok etmeye karşı bir sessizliktir. Ayrıca Türkiye’nin planında tüm Güney Kürdistan’ın işgali vardır. İşgale karşı Güney yönetiminin, Bağdat’ın, Arap ülkelerinin ve aynı şekilde Amerika’nın sessiz kalma tutumları doğru tavır değildir. Türkiye'nin bu saldırıları tüm bölgenin istikrarsızlaşmasını beraberinde getiriyor. Herkesin bildiği gibi Amerika yıllardır Irak’ta olmasına rağmen bir türlü istikrarı sağlayamıyor. Türkiye’nin saldırıları bölgedeki istikrarı bozmaktadır. ABD yönetiminin bu konuda çifte standarda dayalı söylemi kabul edilemez. Bir yandan saldırılara göz yumarak diğer yandan da “kabul etmiyorum” demek çelişkilidir. Bu yaklaşım Türkiye'nin soykırımcı politikalarına hizmet ediyor. Türkiye Kürtlere karşı merkezi bir politika yürütüyor. Herkes de bunun bilincinde olarak ve buna karşı sorumluklarını yerine getirerek hareket etmelidir.

'KİRLİ SİSTEMİN ÖNCÜSÜ ERDOĞAN'

Suç örgütü lideri Sedat Peker Türkiye İçişleri Bakanı Soylu başta olmak üzere birçok konuda itiraflarda bulunuyor. Peker, bir videosunda uyuşturucu trafiğinden söz ederken Suriye-Laskiye hattının da adı geçti. Suriye’de İdlib başta olmak üzere Afrin, Cerablus, Bab hattı Türkiye destekli grupların elinde. O bölgedeki uyuşturucu ticareti ile ilgili elinizde bir veri veya bu konuya dair elinizde bilgi var mı?

Gün geçtikçe faşist, diktatör ve mafyatik sistemin kirliliği daha da ortaya çıkacaktır. İtiraflar daha da gelişecek. Bu durum kendi aralarındaki çelişkilerin bir sonucudur. Bununla birlikte Türkiye'nin ne tür sisteme sahip olduğu ve kendi egemenliği altındaki halklara neler uyguladığı da ortaya çıkacaktır. Bu kirli sistemin öncüsü Erdoğan’dır. Tümüyle en kirli ve zararlı işlerin içindedirler. Bu sistem kırımdan, öldürmeden ve soykırımdan aldığı güçle iktidarını koruyor. Böylesi bir sistemden başka ne umulur ki? Bahse konu itirafları bizde takip ediyoruz. Bu konularda herhangi bir bilgimiz yoktur. Doğrusu oldukça ilginç olgular var ve üzerinde araştırma yapmaya değer.

Biz daha evvel Türkiye’nin bu çeteleri silahlandırıp özellikle de IŞİD ve El Kaide'ye Suriye’ye gönderdiğini söyledik. Şimdi ortaya çıkıyor ki bu ilişki oldukça güçlü ilişkilerdir ve şu ana kadar da devam etmektedir. Yine bu itiraflardan da anlaşılıyor ki, Türkiye IŞİD, El Nusra ve El Kaide'nin güç kaynağıdır.

'TÜRKİYE'NİN SİLAH GÖNDERDİĞİNİ HERKES BİLİYOR'

Peker ayrıca Türkiye’nin Afrin harekâtı sırasında çok sayıda zırhlı araç ve askeri malzeme göndermişti. Bunları Türkiye ile hareket eden gruplara yollamış bu durum basına da yansımıştı. Suriye’ye gönderilen silahlar konusunda elinizde ne tür bilgiler var?
 

Türkiye’nin çetelere gönderilen silahlar konusu herkes tarafından bilinmektedir. Çünkü çetelere Türkiye dışında hiçbir yerden silah gönderme imkânı yoktur. Türkiyeli gazeteciler de bunu biliyor. Bir defasında gönderilen silahlar belgelenmiş ve basında da yer almıştı. Türkiye tüm imkânlarıyla ve direkt olarak Kuzey Doğu Suriye’ye karşı savaşmış ve savaşıyor. Bu konu çok önemlidir çünkü IŞİD'den kurtarılan bölgelerden ele geçirilen silah ve cephanelerin nasıl Türkiye’de hazırlandığını ve gönderildiğinin belgeleri QSD’nin elindedir. Bu konuda çokça belge mevcuttur. Aynı şekilde IŞİD üyelerinin Türkiye’de nasıl yaşadıkları ve yaralılarının nasıl tedavi edildiğine dair de yeteri kadar delil var.

Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’deki cihatçı silahlı gruplarla ilişkisi çok tartışılıyor. Bu gruplar bölgedeki çatışmalarda nasıl bir rol oynuyor? Türkiye’nin bu gruplara askeri eğitim ve silah desteğinin boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Herkesin de bildiği gibi Türkiye 10 seneden beridir açık bir taraf olarak silahlı gruplara silah, para, iaşe yardımının yanı sıra hasta ve yaralılarını kendi hastanelerinde tedavi edip, Türkiye’de ikametlerini sağlıyordu. Katar’da onları destekledi ama bu tümüyle Türkiye’nin sırtından yürüdü. Çünkü Türkiye Suriye ile olan tek kapıdır. Bu nedenle Suriye’deki işgalin gelişmesini sağladı. Son on yılda Suriye’de iki cephede silahlı grupların ilerlemeleri sağlandı. Bir kısmı güney Suriye’de diğer kısmı ise kuzey Doğu Suriye’de oldu.

Kuzey’de bu Türkiye’nin eliyle yapıldı. Güney’de ise diğer ülkeler vardı. Ürdün üzerinden yapılıyordu. Ama o taraf tasfiye edildi. Şimdi o güçlerin tümü Türkiye’nin eliyle kuzey Suriye’de toplanmış durumdadır. O bölgede beslenip, eğitilip, silahlandırılıyor. İçlerinde başı çeken Heyet Tehrir El Şam (Cebhet El Nusra) grubudur. Tırkistan İslami Partisi, El Nusra ya bağlı terörist liste de olan partiler var.

IŞİD Rakka ve Baxwse'de yenildiğinde IŞİD'den büyük bir grup Türkiye tarafına geçti. Şimdi de önemli bir sayı Arteşa Nıştımani grubunun içinde yer alıyor. Uyuyan hücrelerin yanı sıra çok sayıda emir ve üst düzey yöneticileri de Türkiye’de bulunmaktadır. Oradan terörist faaliyetleri koordine ve teşvik etmektedirler. Bu gruplara yardımın tümünü Türkiye yapmaktadır. Başka herhangi taraftan yardım söz konusu olmadığı gibi bu konuda herhangi bir kuşkuya da yer yoktur. Türkiye terörist grupların biricik beslenme ve silahlanma kaynağıdır. Tüm maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Türkiye bu gruplar eliyle bölgedeki nüfuzunu genişletmeye çalışıyor. Bunlarla Kafkasya’da da savaşı kışkırtmaya çalıştı. Libya ve Yemen’e bu şekilde müdahale etmek istedi. Yine Irak’ta Kürdistan bölgesinde bu grupları yerleştirmek ve PKK’ye karşı kullanmak istedi. Bu grupları elinde tutup sorun olan bölgelere müdahale etmek için kullanıyor.