Josef Hasek KILÇIKSIZ


Kolektif belleğin bilinçaltı sadece sembol diline açıktır. Etkili bir iletişim aracı olarak sembol dili, mantık dilinin aksine, metafizik bir boyut taşır. 
Anlamın paketlenmesi veya şifrelenmesi hakikati bükmektir biraz da. Sembolizm düşünce özgürlüğü olmayan ortamların can simididir. Sembol 'dile gelmeyen'in, daha doğrusu getirilemeyenin ifadesi olarak önemli bir işlevsellik yüklenir. Sembolizmde nesnel gerçeklik yerini çağrışımlara bırakır. Nesnenin veya herhangi bir şeyin kendisinin değil de yarattığı, bıraktığı etkinin önemi vardır.
Özne, atıflar ve metaforlar aracılığıyla, nesneye daldırılır (immersion). Böylelikle, sözüm ona, nesnenin ne’liği keşfedilmeye çalışılır.
Sembol dili siyasal İslam’ın olduğu kadar Kemalizm’in de bilinçaltının lisanıdır. Her iki akım da tabanını senelerce bu dille konsolide etme yolunu seçti. Çünkü her iki taban rasyonel ve mantıki dilini anlayacak siyasi bir olgunluğa sahip değildi, aşırı bir savla hâlâ değildir.
Üstelik Anadolu halklarının değişik kültür ve inançlarla bir arada barış içinde yaşama notu kırıktır. Muhtaçlara yardım, kul hakkı yememek, yalan söylememek, çalmamak, aldatmamak gibi temel insani duyarlılıklar konusunda da karnesi pek iyi sayılmaz.
Ayasofya’nın, birbiriyle uzlaşmaz antagonist bu her iki dünya görüşü için sembolik bir değeri var. İslamcı-muhafazakâr-milliyetçi taban Ayasofya’ya esaretten kurtulma, fetih ya da kılıç hakkı gibi sembolik değerler atfederken, Kemalistler ise, Ayasofya’nın müzeye çevrilmesi sürecini hilafetin ilgası ile başlayan seküler devrimci bir sürecin doğal neticesi olarak algılıyorlar. 
Çünkü hurafeye dayanan bir parantezi kapatıp akla dayalı yeni bir çağ açması bakımından hilafetin ilgası, laik cumhuriyetin sembolizmlerinden en önemlisiydi. Bu açıdan, Osmanlı’yı tasfiye işlemine hukuken vurulan son güçlü darbe niteliğinde bir olaydır.
Hilafetin ilgası ile birlikte padişahlara ait mülkler “millete intikal etmiş”ti. Bu “intikal” işlemi son Danıştay kararının kanuni dayanağını yok etmekle kalmayıp, Fatih’in vasiyetine ihanet söyleminin altındaki argümanlar halısını da çekip alıyor. 
Görüldüğü üzere Ayasofya’nın taşıdığı sembolizm cumhuriyetin kurucu unsurlarıyla açık bir hesaplaşmaya dönüştü. Türkçe ezanı iktidara gelir gelmez aslına çeviren Adnan Menderes ile başlayan Kemalist devrime meydan okuma, İstanbul Sözleşmesi ve Medeni Kanun’da değişiklik ve hilafetin geri getirilmesi gibi adımların atılması ile yeni bir momentum kazanacak. Üstelik bu eylemler, siyasal İslamcı silsilenin bu hesaplaşmayı tekamüle erdirmesi babında giderek daha muhtemel haline geldi.
Ayasofya bu bakımdan bir çeşit karşı devrim alegorisi olarak okunabilir.
Ancak dindarlığın ve milyonlarca insanın hayatına etki eden aydınlanma devriminin böyle sembollere sıkışıp kalması, nereden bakarsanız bakın yürek burkan bir durumdur. 
Ayasofya kararı ile giderek ete kemiğe bürünen siyasal İslam’ın istikamet çizgisi, bilincin diyalektik ilerleyişinde tarihsel sentezleri birbirine bağlayan bir köprü işlevi görüyor. Bu doğrultunun tez ve antitezler ile değil de yalan ve tarihin manipülasyonuyla ilerlediği kesindir. Ancak yalanların da hükmü bir yere kadardır.
Ayasofya’ya atfedilen sembolizm anıt olarak sahip olduğu tarihsel değeri de kemiriyor. Dini saiklerle fresklerin üzerinin sıvanması, jakoben sekülarist saiklerle ihmal edilen restorasyonu bu kötücül sembolizmin sonuçlarından sadece bir kaçıdır.
Sembolizm Ayasofya’nın en derin varlığını boşaltıp onu sadece tarihle kurduğu antagonist çağrışımlara, medeniyet çatışmaları ve siyasi meydan savaşlarının bir gazisine, dışardan gelen veri ve duyumlara taşıyıcılık eden bir vektör (taşıyıcı araç) durumuna indirgedi. Ayasofya bu atıflar sayesinde bir odanın duvarına asılmış, fantezilerle süslü bir aynaya dönüştü.
Metaforlar bu “taşıyıcılıkta” işlevsel bir rol üstlendi. Semboller ve metaforlar nesne ve öznenin kaynaştığı iletişim alanını işgal etti. Bu iletişim alanının içinde “siyasal niyet” çok önemli bir rol üstlendi. Bir metafor olarak fetih ya da kılıç hakkı Batılı dünyanın kolektif hafızasında, Viyana önlerine kadar sirayet eden, kötücül çağrışımlara kapı aralıyor.
Ayasofya’daki sembolizm, mabet olarak Ayasofya ile siyasi araç olarak Ayasofya’nın tarih ve siyaset ile kurduğu bağlamlar arasında, sözden çok eylemselliğe yakın, vasat bir siyaset diline karşılık geliyor.
Buradaki sembolizm, tarihin dramatik yol ayrımlarıyla, Picasso’nun Guernica’sı kadar, ilişkiler kurabiliyor. Karşı devrime ilişkin soyutlamayı daha doğrusu “soyutlanmayı ve yalnızlığı”, Edvard Munch’un Çığlık’ı kadar eksiksiz anlatabiliyor. Buradaki yalnızlıktan kastım, Ayasofya’nın camiye çevrilme kararı ile birlikte dış ilişkilerde daha da büyümesi olası tecrit ile “değerli yalnızlıktır.”
“İstanbulluların ilave bir camiye ihtiyacı yok” ile başlayıp “müzeye dönüştürülmesi Fatih’in vasiyetine ihanettir’e” uzanan savrulmanın nedeni nedir? Bir erken seçim ihtimali bu sapmanın nedenini belki açıklayabilir.
Tarihi düşmanlıkları siyasete sermaye yapan siyasal İslamcı üst aklı bir tarafa koyarsak, buradaki istikamet sapması arkasında önemli bir siyasi kırılmayı da gizliyor.
Ayasofya siyasal İslam’ın iktidar serüveninde hem Osmanlı rüyasına yakın hem de günümüz gerçekliğine yakın olma istenci arasında bir gerilim alanına işaret ediyor.
Ayasofya kararının zamanlaması bunun siyasi bir karar olduğuna işaret ediyor. Siyasi bir rant elde etmek amacıyla başta iktidar muhalefeti de bu çatışmanın içine çekmek istedi. Ancak muhalefet u tuzağa düşmedi. Bu açıdan bakıldığında Ayasofya kararı iktidar için gazı kaçmış gazoz tadı veriyor. Ayasofya’nın asırlardan beri paslı duran bir makineyi harekete geçirerek yeni dinamikler oluşturması mümkün mü? Bekleyip göreceğiz.
Ayasofya kararı, ekonominin tıkandığı, dış ilişkilerde askeri gerilimin ve tecridin büyüdüğü, pandemi önlemleri çerçevesinde AB’nin 15 ülkeye seyahat kısıtlaması nedeniyle, döviz darboğazı kontekstinde, turizm gelirlerinin azaldığı, yeni partilerin AKP tabanını kemirme olasılığının arttığı bir zamanda Erdoğan’ın kullanıma aldığı bir “kara gün akçesi” niteliğindedir.
Bu kararın din, iman, ibadet, namaz ile en ufak bir ilgisi yoktur. Hastayı solunum cihazına bağlayarak ömrünü yapay yollarla uzatma çabasından başka bir şey değildir. 
Bu kararda intikamcı ve rövanşist bir arka plan da mevcut.
İslamcıların siyasi üst aklı, Ayasofya kararının ortaya çıkaracağı sınamalara karşı hazırlıklı değildir. Siyasal İslam’ın tavrı, Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı meydan okumaları hiçe sayan “benden sonra Nuh tufancı, nihilist” bir iktidar yürüyüşüne karşılık geliyor.
Çünkü “fethin hediyesi” ve “kılıç hakkı” referanslarının dünya konjonktür gerçekliğinde her anlamda bir “gerilemeye” karşılık gelen bir değeri bulunuyor. 
Gelinen aşama, içeriklerin sembollerle paketlenip siyaseten araçsallaştırıldığı sessiz, gölgeli ve alacakaranlık bir ortamı betimliyor. Sembolizm siyaseten etkili bir araç, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak hala siyasi bir amaç ise, ruhban okulunun açılması ve terör yasasında değişiklik, Kavala ve Demirtaş’ın serbest bırakılması gibi sembolik adımlarla işe başlanabilir.