Meclis Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla getirilen Irak ve Suriye tezkeresinin görüşmeler kapsamında partiler Meclis'te görüşlerini bildirdi. Tezkere üzerine söz alan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’e getirilen tezkerelerle birlikte iktidarın dış politikasını da değerlendirdiklerini belirtti.

AKP iktidarının dış politikasının karnesinde “fiyasko” yazdığını dile getiren Oluç, bunun nedenini ise şöyle açıkladı: “Temel neden, dış politikada diplomasi, diyalog, müzakere anlayışı yerine askeri güç gösterilerinin, askeri operasyonların, bölgesel askeri güç olma hevesinin geçirilmiş olmasıdır. İktidar, Türkiye’yi demokrasi ve insan haklarına saygı, toplumsal adalet, hukukun üstünlüğü, ekonomik istikrar ve refah, eşitlik ve özgürlük konularında bölgenin bir model ülkesi haline getirme anlayışında değildir. Tam tersine çatışma, savaş, işgal girişimleri, komşularıyla düşman olma, vekalet savaşlarının ve mezhep çatışmalarının bir öznesi olma anlayışı egemen hale getirilmiştir” dedi.

‘DİPLOMASİ YERİNE KABADAYILIK VAR’

İktidarın dış politikada fiyaskolar ve yanlışlar yapma istikrarına sahip olduğuna dikkati çeken Oluç, “Yakın tarihimize baktığımızda, dış politikada böylesi sorumsuz davranan bir iktidarı bu ülke görmedi diyebiliriz. Diplomasi yerine kabadayılık, devlet aklı yerine akılsızlık, iç iktidar hesapları ile dışarıda çatışmaların parçası olan bir zihniyet. Doğu Akdeniz fiyaskosu da böyle yaşanmıştır, Mısır’la ilişkiler de böyle altüst edilmiştir. Ege politikaları da böyle çözümsüz kalmıştır. Libya tuhaflığı da böyle ortaya çıkmıştır. Bu adımlar yanlıştır dediğimizde, diplomasiyle çözülmesi gereken sorunları askeri yöntemlerle çözemezsiniz dediğimizde, bizi yerli olmamakla suçlayanlar, sonunda bizim dediğimiz noktalara gelmişlerdir” şeklinde konuştu.

‘11 YILDIR YANLIŞ ÜZERİNE YANLIŞ YAPIYORLAR’

“Batılı müttefikler ve kurumlarıyla girilen kavga yanlıştır, diplomasiye ihtiyaç var” diyen Oluç, devamla şöyle konuştu: “Sert söze, kutuplaştırmaya, gerginliğe ihtiyaç yok dedik. Hepsinin yanlış olduğu ortaya çıktı. Sonra teker teker bunlardan uzaklaşıldı. Son büyükelçiler meselesinde de görüldü. Öfke baldan tatlı geliyor size; sürekli şeker komasına giriyorsunuz, ama sonra öfkenin bal olmadığını anladığınızda iş işten geçiyor.

Suriye ve Irak yanlışları da aynı anlayıştan kaynaklanmıştır. 5 saatte Şam’a varırız diye düşünenler, 11 yıldır yanlış üzerine yanlış yapmışlardır. Komşumuzdaki bir iç savaşa, yangına körükle gider gibi benzin dökmüşlerdir. Yüzlerce yıldır aynı coğrafyada yaşayan insanları birbirlerine düşman etmekten kaçınmamışlardır. Bu iktidar komşusunun felaketi üzerinden kendi bekasını, ülkenin ya da toplumun değil, kendi bekasını sürdürmüştür ve aynı zihniyetle devam etmektedir.

OYUN BOZAN OLDU

İktidar Ortadoğu’da oyun kuran değil sadece oyun bozan oldu. Küresel güçler arasında denge sağlamak iddiası ile bir oraya bir buraya savruldu. Gerçek bu. Rusya ve ABD arasında düşülen durumun tarifi açıkça budur. Güvenilmez ve inandırıcı olmayan bir iktidar olmayı bütün batılı müttefikler ve komşular açısından sağlamışlardır. Büyük başarı.

AİHM KARARI

Avrupa Konseyi (AK) gibi üyesi olunan veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi taraf olunan anlaşma ve kurumlarla kavgalı hale gelmiştir bu iktidar. Ne uğruna? Kendi bekası için. Toplumun ve ülkenin bekası değil. Tartışmasız ve açık bir biçimde. Bir ülke, bir toplum çatışmanın, savaş ortamının, kutuplaşmanın ve gerilimin içindeyse, işte orada her türlü karanlık, kirli ilişkinin var olması kaçınılmazdır. Evrensel ve tarihsel bir kuraldan söz ediyoruz. Bu iktidar da aynı durumla karşı karşıya bırakmıştır ne yazık ki ülkeyi değil, tüm toplumu.

'İNSANLIK SUÇU İŞLEYEN YAPILARA DESTEK YOK MU?'

Suriye’yi konuşmaya başlayınca, iç savaş ortamına boylu boyunca dalan bir iktidar, vekalet savaşı sürdüren bir iktidar konuşulurken kaçınılmaz olarak başka konular da gündeme gelmektedir. Petrol kaçakçılığı yok mu? Var. Yasadışı petrol ticareti yok mu? Var. Peki bunun uluslararası alanda ortaya çıkan belgeleri yok mu? Var. Peki yasal olmayan silah ticareti ve kaçakçılığı yok mu? Var. Suriye’nin zenginliklerinin talan edilmesi yok mu? Var. Peki uyuşturucu ticareti yok mu? Var. Bu kirli ve karanlık ilişkiler ile mafyatik yapılarla iktidarın içinde yer alan odakların ilgisi yok mu? Var. Ahrar ül Şam’dan El Nusra’ya; IŞİD’den Heyet Tahrir ü Şam’a, El Kaide artığı ve türevi bütün yapılarla maddi, manevi, lojistik ilişkiler yok mu? Var. ÖSO veya MSO, hangi adla olursa olsun, insanlık suçu işleyen yapılara destek yok mu? Var.

'YENİ BİR DURUMLA KARŞI KARŞIYA DEĞİLİZ'

Peki neden bunların hepsi var? Çünkü savaş ve çatışma ortamından nemalananlar var. Bu ortamdan beslenenler var. Bu ortamdan iktidara beka sağlama anlayışı var. İşte Suriye-Irak tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. Bütün bunları yeni söylemiyoruz. 16 Ekim 2019’da yine Suriye tezkeresi üzerine yaptığım konuşmada bunların hepsine işaret etmişim. Açın tutanakları bakın. Yeni bir durumla karşı karşıya değiliz.

FATF RAPORU

Bugünden geriye giderek birkaç örnek verelim. Daha geçtiğimiz günlerde Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Türkiye’yi gri listeye aldı. 1991’den beri Türkiye FATF üyesi, bu iktidar sayesinde gri listeye şimdi alınmış oldu. Bravo. Neden? 2019’da Türkiye FATF’ye verdiği sözleri tutmadı. Alelacele gri listeye alınmasın diye 2020 Aralık sonunda bir kanun teklifi ile geldiniz. Biz o zaman eleştirdik. Bu kanun teklifi FATF’nin taleplerini ve BM’nin terörün finansmanı ile ilgili kararlarını yeterince içermiyor dedik. Dinlemediniz. Peki, ne oldu? Bu yasa çıktı. Ardından FATF 9 sayfalık bir rapor hazırladı. Ne zaman 11 Şubat 2021’de. Bu raporda dedi ki; sizin çıkardığınız kanun teklifi bizim taleplerimizi ve BM’nin kararlarını karşılamıyor. Bir de cin fikirlisiniz ya, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini engellemek için maddeler de yerleştirdiniz kanunun içine. Ne oldu? FATF bunu da yanlış bulduğunu açıkça ilan etti. Sonunda Türkiye gri listeye alındı. Sürpriz mi? Değil. Bu iktidarın adım adım hazırladığı bir durumdan söz ediyoruz. İsminde ak olan bir parti ülkeyi gri listeye aldırdı.

'IŞİD’LİLER CİRİT ATIYOR'

Gri listeye alınırken yapılan açıklamada FATF Başkanı isim vererek dedi ki, ‘IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin mali finansmanına soruşturma açmakta kararlı olmayan bir iktidarsınız.” Yani siz bu örgütlerin finansmanına göz yumuyorsunuz, engellemiyorsunuz dedi. Bundan daha ağır bir suçlama olamaz. Bizim yıllardır söylediğimizi FATF de söyledi. İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. Daha geçen gün sorduk bu sıralarda. Bu ülkede IŞİD’liler, IŞİD emirleri, IŞİD Maliye Bakanı yakalanıyor; kimisi bir işe girmiş, kimisi şirketler kurmuş, ortalıkta cirit atıyorlar. Bu nasıl iş? dedik. Cevap yok. Bu ülkenin sınırlarından beş kilometre uzaklıkta IŞİD’in en tepesindeki isim Bağdadi öldürüldü, Türkiye’nin kontrol ettiği bölgede. Doyurucu bir açıklama hiç olmadı.

Sizlere şunu da hatırlatmak isteriz. IŞİD yalnızca Suriye’de değildir, Irak’ta değildir. İçimizdedir. Yüzlerce hücresiyle bu ülkenin sınırları içindedir. IŞİD ve benzeri yapılar Türkiye toplumu için büyük bir tehdit ve sorundur. Bunu duymak istemiyorsunuz. Ama bütün dünya görüyor gerçekleri. İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. 

BM RAPORLARI

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiserliği’nin zaman zaman raporları açıklanıyor. Haziran 2019’dan Temmuz 2020’ye kadar olan sürece dair raporlarda öldürme, yağma, savaş suçları, her türlü insan hakkı ihlali, işkence, taciz, tecavüz, insanlığa karşı işlenen suçlar, sivilleri rehin alma, kültürel mekanlara saldırılar gibi kavramlar yer aldı. İnsan sıralarken bile tedirgin oluyor. Bu raporlarda bu tür suçlarla ilişkilendirilen Süleyman Şah Tugayı, Hamza Tümeni ve Sultan Murat Tümeni, Ahrar El Şarkiya, Şam Cephesi, SMO’nun ve diğerleri saymakla bitmez. Bu cümlelerin ardına eklenen ise Türkiye’nin himayesindeki gruplar veya Türkiye’nin desteklediği kurumlar kavramı veya Türkiye’nin olan bitenin farkında olduğu iddiası. Neden BM, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) gibi uluslararası kurumların raporlarında böyle anılıyor ülkemiz? İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır.

ÇETELERLE EGEMENLİK OYNAMAK MI BÜYÜK DEVLET POLİTİKASI

Sizin kavramlarınızla, komşu ülkenin toprakları üzerinde ameliyat yapmak, bu mu iyi komşuluk ilişkileri. Suriye’de yaşayan Kürt, Arap, Türkmen tüm halklar ile iyi ekonomik, ticari, kültürel ve siyasal ilişkiler kurmak yerine, çetelerle dar alanda egemenlik oyunları oynamak mı büyük devlet politikası?

İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. Bir kez daha hatırlatalım, 2011 yılı itibariyle bu iktidarın komşularla ‘sıfır sorun’ dönemi bitti ve ‘herkesle sorun’ dönemi başladı. Bölge halklarını hakimiyet altına alma isteği ve hami olma hevesi zuhur etti. Bölge halkları zorla, askerle, vekalet savaşçıları ile yaratılmaya çalışılan bu hakimiyeti kabul etmeyince, hoş geldin‘değerli yalnızlık’. İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır.

TÜRKİYE’NİN GELDİĞİ NOKTA BU

Bizlerin çabası siz çökerken ülkeyi ve toplumu daha büyük acılara sürüklemeyin diyedir. Uluslararası endekslerde Türkiye’nin parlak durumda olduğunu iddia edemezsiniz.  İfade özgürlüğü ve hesap verilebilirlik endeksi, Politik istikrar ve şiddetin yokluğu endeksi, Düzenleyici kurumların kalitesi endeksi,  Hukukun üstünlüğü endeksi, Yolsuzluğun kontrolü endeksi. Saymakla bitmez. Teker teker incelendiğinde, Türkiye’nin bu endekslerin tamamında listelerin sonlarında yer aldığı ve negatif bir seyir izlediği görülmektedir. İşte Suriye tezkerelerinin Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır.

MECLİS ‘PY-PASS’ EDİLİYOR

Savaş yorgunu bir ülkeye, daha ateş sönmemişken, yeni çatışmalarla gitmek, yani benzinle gitmek en hafif tabirle kötülüktür, fırsatçılıktır ve aslında kendini bilmemektir. Ortadoğu gibi bir dinamit deposunda çaktığınız kibritin neye yol açacağını hiç düşünmüyorsunuz? Çünkü sizin için önemli olan iktidarınızı kaybetmemek. İktidarın bekasıdır söz konusu olan, ülkenin ve toplumun değil.

İki yıl için isteniyor tezkere. Şimdiye kadar 6 kez uzatılmış. Her seferinde bir yıl istenmiş. Şimdi iki yıl isteniyor. Neden? 2023 Ekim’ine kadar. Gelecek Ekim ayında Meclis’in toplanamayacağını mı düşünüyor bu iktidar. Seçim havasına girildi. İktidar bir yıl sonrasında kendinden emin değil mi? Kendi durumunu öngöremiyor mu? Kendi vekillerinden de mi destek alamayacağını düşünüyor o yüzden mi iki yıl istiyor. Suriye-Irak tezkeresinin 1 yıl yerine 2 yıl uzatılması, TBMM’den ‘açık çek’ anlamına gelmektedir. Meclisin asker gönderme ve savaş yetkisinin 2 yıl boyunca sarayın ipoteği altında tutulması başlı başına sorumsuzluktur ve Meclisin 2023 yılı sonuna kadar by-pass edilmesidir.

'TÜRKİYE YENİ MÜLTECİLERİ KALDIRMAK DURUMDA DEĞİL'

Şunu bir kez daha hatırlatalım; tezkere demek FATF’de gri listeye girmek demektir. Tezkere demek Suriye’de vekalet savaşlarının yürütülmesi demektir. IŞİD’lilerin ve diğerlerinin bu ülkede cirit atması demektir. Hukuksuzluklar adaletsizlikler demektir. Tezkere demek mülteci akınının sürmesi demektir. Ülkelerinde huzur ve barış olmadığı için topraklarını terk etmiş olan milyonlarca insan ülkemizdedir. Elbette onların insanca yaşama ve çalışma hakları bizim onlara borcumuzdur. Bunu tartışmıyoruz. Ama Türkiye yeni mültecileri kaldıracak durumda değildir. Ne altyapısı ne de ekonomisi buna izin vermemektedir. Ancak çatışmanın sona erdiği, askeri değil siyasi adımların öne geçtiği, diyalog ve müzakerenin olduğu bir ortam, demokratik bir Suriye bu sorunun aşılmasına yol açar.

'YIKIM YERİNE İNŞA POLİTİKASINA İHTİYAÇ VAR'

Peki önerimiz ne? Ne yapmak gerekiyor komşumuzda süren savaş ortamını sona erdirmek için? Sorunların değil çözümün tarafı olunmalıdır. Bunun için bir kez daha tekrarlıyoruz; Suriye, Suriye’de yaşayan Arabı, Kürdü, Türkmeni ile Suriye halklarındır. Öncelikle bu halkların iradesini hiçe sayan her girişim yanlıştır. Yıkım yerine yeniden inşa politikalarına ihtiyaç vardır. Suriye halkları geleceklerine ve demokratik Suriye rejiminin yeni toplumsal sözleşmesine birlikte ve müzakereyle karar vermelidir. Barış ve müzakere tek geçerli yoldur. Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde güçlü bir yerel demokrasi üzerinde yükselen bir demokratik rejim inşası adımları atılmalıdır.

'SAVAŞIN YIKIMINI BİLMEYEN BARIŞIN KIYMETİNİ BİLMEZ'

Bütün etnik, toplumsal, inançsal ve kültürel oluşumların kendilerini kurumları aracılığıyla ifade ettiği, toplumsal mutabakata, demokrasiye ve çoğulculuğa açık; Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve insan haklarına saygılı bir rejim... Türkiye, elindeki bütün imkanlarla bu yöndeki adımları desteklemeli, komşusunun geleceğini barış içinde inşa edebilmesini kolaylaştırmalıdır. Savaşın korkunç yıkımını bilmeyenler barışın kıymetini de bilemez. Hâlbuki bugün en çok zayıflatılan ‘barış ve müzakere’ politikası elimizdeki en güçlü imkandır. Türkiye bütün komşularıyla ilişkilerini ekonomik, diplomatik, kültürel alanda geliştirmelidir. Bunun yolu diplomasi ve müzakeredir. Size yapılmasını istemediklerinizi başkalarına yapmaya kalkışmak en büyük tutarsızlıktır. Bir coğrafyanın nüfus yapısıyla oynamaya Bulgaristan ve Yunanistan örneklerinde haklı olarak karşı çıkarken Suriye ve Irak’ta biz bunu yapabiliriz diye düşünmek en büyük tutarsızlıktır.

DEMOKRATİK CUMHURİYET

Tezkereye hayır oyu vereceğiz. Barışa, barış diyenlere öfkenizin nedeni de kendi iktidarınızı sürdürmek için başlattığınız bu yapay çatışma ortamının fiyaskoyla sonuçlanması korkunuzdur. İktidarınız zayıflıyor diye halklara acı çektiriyorsunuz. Bizler savaşın ülke ve toplum yararına olmayacağını bildiğimiz için karşı çıkıyoruz. Kürtlerin varlığına, Kürt halkının siyasi ve idari haklarını kullanmasına düşmanca yaklaşmak çözüm değil çözümsüzlük politikasıdır. Her yerde Kürtlerin kazanımlarına itiraz ediyorsunuz. Kuzey ve Doğu Suriye’de de Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’nde de. İçten içe düşmanlık besliyorsunuz. Kürt fobiklik iyi değildir. Halbuki Kürdün hakkı, hukuku olursa, Türk de huzur bulur, Fars da Arap da herkes de. Barış içinde, eşitlik içinde ortak vatanda ve demokratik Cumhuriyet’te yaşamanın yolu budur.

'KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK VE BARIŞÇI ÇÖZÜMDE ISRARCIYIZ'

Kürt sorununa demokratik ve barışçı çözüm konusunda ısrarcıyız. Bu sorun çatışmalar ve gözyaşları ile değil, diyalogla çözülmelidir. Çare Washington’da, Moskova’da değil, Ankara’da, bu Meclis çatısı altındadır. Kendi sınırlarında yaşayan Kürtlerle, komşu sınırlarda yaşayan Kürtlerle barışmaktadır.

Bu Meclis’in diyalog kurmak gibi tarihsel bir vazifesi vardır. Hangi partiden olursa olsun her milletvekilinin vicdani görevi vardır. Çağrımız herkesedir. Kürt, Türk ve Arap halklarının birlikte eşit olarak yaşamaları, ortaklıkları bölge için huzur ve refah adımı olacaktır.

SAVAŞ VE ÇATIŞMA KARŞITI HERKESE ÇAĞRI

Bizler, meşru olan demokratik çözüm ve barış mücadelemizin hem ülkemizde hem de komşularımızda kararlı takipçisi olmayı sürdüreceğiz. Gelin beraberce barışı örelim. Eşitliği ve kardeşliği sağlamlaştıralım. Parti, görüş ya da konum fark etmeksizin insanların ölümüne, yerinden edilmesine karşı çıkan, savaş ve çatışma karşıtı olan herkesedir çağrımız. Biz insanlar ölmesin, bu topraklara bu coğrafyaya barış gelsin diye bu yola çıktık. Hiçbir zorluk bizi yolumuzdan geri çeviremez. Hayır da hayır vardır.” (MA)