Kemal BOZKURT


Abdurrahman Dilipak’ın AKP içindeki İstanbul Sözleşmesi'ni savunan ya da pasif destekleyen kadınlara köşe yazısında hakaret etmesine cevaben AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bunun barbarlık olduğunu söylemesi, ardından gelen yazılı açıklamayla dava açacaklarını da belirtmelerinden sonra Dilipak’ın dünkü demeci benim için de çarpıcıydı. Çarpıcıydı çünkü kelimenin gerçek anlamıyla bir çarpışmaydı bu.

Üstelik Ayasofya’nın camiye çevrilmesinden bir hafta sonra gelen bu gerilim birliği değil ayrışmayı mı haber veriyordu? Oysa Ayasofya üzerinden, "Hayalleriniz benimle olur, eskisi gibi geçin arkama!" denirken, "Onu sen değil, biz yaptık!" tartışmasıydı yaşanan belki de.

Bir AKP yöneticisi; Ayasofya’yı dahi açtık yine de yaranamadık, şimdi Hilafetin ilanını da istiyor, altımızı oyuyorlar, yük bizim omzumuzda, tokmak onların ellerinde, der mi? Bence diyordur. Aynı 'faraza' yönetici, madem Hilafet de isteniyor, kendini temsilci ilan eden Dilipak’ın çağrısına bakarak, neden çoğunluğu Müslüman olan ülkelerden bir lider dahi gelmedi Ayasofya açılışına da der mi? Bence onu da der. En azından içinden der…

Ayasofya zannedilenin, beklenilenin aksine birleştiremeyip daha da ayrıştırdı ve sorunları, talepleri iyice açığa çıkardı. Cumhur İttifakı'ndan MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, açılış hutbesinde Ali Erbaş'ın konuşmasının her ne kadar bağlamından koparıldığını söylese de ''Türkiye Cumhuriyeti’nin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız, istiklal mücadelemizin Lideri ve Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, bu topraklarda lanet okuyacak bir hayasız ve hamiyetsiz henüz anasından doğmamıştır'' dedi. Dilipak ve AKP yönetimi şimdi birbirlerine karşı davalık oldukları gibi Dilipak'ın ifadesiyle bunun bayramın ilk günü olması da çarpıcıydı. Barışma ve birleşme gününü bizatihi kendileri ayrışma ve affetmeme günü ilan etmiş oldu böylece. Artık dikiş tutmayınca değerler de değersizleşiyor demek.

Dilipak videoda: Ben bir toplumun, anlayışın seçilmemiş, atanmamış temsilcisiyim. Bu sadece bana açılacak bir dava değildir. Benim yargılanmamla, o kitleler bunu affetmeyecekler de diyor. AKP ise nihayetinde seçimlere giriyor. Dilipak ise seçimlere girmiyor. Girse halk bu kadar söz verir mi ona bilmiyorum ama bir yandan da öyledir sözcü olursunuz yaşam içinde kendi tavrınızla. Dilipak'ın ben de tek olduğunu düşnenlerden değilim elbette seçime girip seçilemese de. Kazanmak ile sözünüzün gücü arasında doğru orantı yoktur her zaman. Oy alamasanız da sözünüze bakılıyor olabilir. Sözü dinlenenin seçimlerde hiç oy almadığı da olur muhakkak. Bu ilişki çapraşıktır yani. Neyse, Dilipak da bunu bilen birisi, durumunu seçimlerle riske atmaz ve seçimlere de girmez zaten. Bu ekol için seçilmek başka bir şey. Seçilmekten daha büyük bir güce ulaşmışken neden seçimde olsun ki? Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemlerde başka aydınlara karşı, madem o kadar doğrusunuz ve iyi biliyorsunuz, gelin seçimlere girin ve boyunuzun ölçüsünü alın mealinde konuştuğunu da hatırlıyorum. 

Fakat çarpışmanın çarpıcılığını anlatması açısından ve herkesin AKP ve Dilipak ile empati kuramayacağını düşünerek durumu diğer partiler açısından izah etmeye çalışmak belki biraz daha netleştirebilir durumu benim için de.

Farzedelim CHP’lisiniz.

CHP'li kadınlara hakaret eden bir köşe yazısı yazan birisine CHP yönetimi barbar diyor ve dava açacağını söylüyor. Karşılık olarak cevap şöyle geliyor:

Ben Atatürkçülerin seçilmemiş temsilcisiyim, bana dava açmak onlara dava açmaktır, bana dava açmak cumhuriyetin kuruluşuna dava açmaktır ve affetmeyeceğiz CHP’yi…

Üstelik bu açıklama, CHP'nin, Kemalistlerin de 86 yıllık hasreti olan bir şeyi hayata geçirdikten 1 hafta sonra söylenmiş olsun. CHP’ye bunun yetmez dendiğini, şimdi değilse ne zaman diye Kemalist devrimi tamamlama zamanı diye zorlandığını, CHP'nin oy almak istediği insanlarla birlikte sıkıştığı yerden çıkış için CHP'li olmayanlara yönelmeye çalıştığı, çare aradığı bir zamanda söylendiğini düşünün. Böylece CHP, Kemalist devrimleri tamamlamayan, tamamlamadığı gibi bunu sürdürmek isteyenlere de dava açmış olsun. Üstelik de bu davayı Osmanlı yasalarına göre açacak olmuş olsun. Kemalistleri Osmanlı yasalarına göre yargılamak tutarlı bir Kemalist için gerçekten de sarsıcı olur. Dilipak’ın biyografime yazacak bir hatıram daha oldu derken kastettiği de bu sanırım. "Müslüman bir iktidarın Müslüman temsilcileri batı yasalarıyla, beni dahi yargıladığı bir dönem…"

Durum pek de hafif değil yani. 

Dün ise bir haber daha düşüyordu konuyla ilgisiz gibi görünse de: Ayasofya ilk bayram namazında doldu ama Sultan Ahmet Camii boş kaldı…

AKP'nin kurluşunun da yargılanacağı iddiasına geri dönmeli ve öyle bitirmeliyim yazıyı. Dilipak AKP’nin kuruluşunun da böylece yargılanacağını söylüyorken, daha yeni hem Babacan hem de Davutoğlu’nun bu gerekçe ile ayrı parti kurmuş ve AKP üçe bölünmüştü. Şimdi de dörde bölünür mü hem de iktidar Ayasofya’yı açmışken. 'Birleşmek herkesi arkasına toplamak için yapılan hamleler parçalanmayla mı tamamlanacak!' dese biri haksız olur mu?