Veli BEYSÜLEN


Bu yazının 22.05.2021 tarihinde yayınlanan 1. bölümünün sonunda, Anayasa'nın 90. maddesine uygun bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmiş olan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin, kanun hükmünde olduklarını ve iç kanunlarla farklı esaslar içermeleri durumunda öncelikle ele alınmaları gerektiğini, bu maddenin dikkate alınmamasından dolayı, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin, Ankara Adliye Mahkemesi 6. Dairesi'nin Yeni Emekli Bir-Sen lehinde olan kararını bozduğunu yazmıştım. Bu yazıda, dairenin kendisini de çürüten çelişkilerle dolu kararını ve gerekçesini değerlendirerek, hukuksuzlukları açıklamaya devam edeceğim.

Daire kararını, Anayasa'nın 51. maddesi ile çalışanlar için düzenlemiş olan sendika kanunlarına dayandırmaktadır. Yani daire, başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, temel hak özgürlüklere dair tüm sözleşmelerin, sendika hakkını “herkese” tanıyan açık hükmünü yok saymaktadır. Bu durumda, çalışanların ve işverenlerin örgütlenme haklarının düzenlendiği 4688 ve 6356 sayılı kanunların, sendika hakkını aktif çalışma içinde olan çalışanlar ile işverenlere tanımasını göz önüne alıp sendikayı kapatmak, bu yasaların üstünde olan uluslararası sözleşmeler ile birlikte Anayasa'nın 90. maddesini de yok saymaktır. Dahası, Anayasa'nın 51. maddesinde sendika hakkının çalışanlar ile işverenlere tanındığını, dolayısıyla uluslararası sözleşmelerin değil, bir devlet için en üst hukuk kuralı olup, normlar hiyerarşisinde en üst norm olan anayasanın dikkate alınması gerektiğinin karara gerekçe yapılması, aynı anayasanın içinde yer alan maddeyi reddeden çelişkili bir karardır. Anayasanın bir maddesini göz önün de bulundurup, diğerini yok saymak suretiyle karar kurmak, dairenin kendisinde anayasa maddelerinden birini diğerinden üstün görme hakkı görmesi midir? Yoksa 51. madde, 90. maddeden önce dikkate alınır diye bir düzenlememi var? Yani Anayasa'nın 51. maddesi Anayasa'nın 90. maddesinin üstünde midir? Buna kim karar veriyor? Kaldı ki burada önceliğin 90. maddenin özgürlükten yana olan pozitif düzenlemesinde olması gerekir. Zira demokratik bir toplumda, hak ve özgürlüklerin kullanılmasında, anayasa ve yasalarda yasak olduğuna dair kesin hüküm bulunmayan hususlarda, yargı ile idarenin karar ve işlemlerinde öncelik, hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sağlanmasında olmalıdır.

Burada 12 Eylül cuntasının anayasa düzenlemesinde, sendika hakkını kullanacaklara dair bilinçli tercihine dikkat çekmekte yarar var. Şöyle ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok maddesi, uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemelere uygun olarak, “herkes” diye başlarken, sendika hakkının düzenlendiği 51. maddede bu ibareden özellikle kaçılmıştır. Maddenin bu şekilde düzenlenmiş olması, hak ve özgürlükleri kısıtlamak suretiyle Anayasa'nın 11. ve 13. maddelerinde belirtilen amaçlara ulaşılmasının önünde engel teşkil etmektedir. Bu husus sonraki bölümlerde genişçe değerlendirilecektir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin kararında, sendika, toplu sözleşme ve grev haklarının bütünlük arz ettiği, birinin olmadığı yerde diğerlerinin de olamayacağı şeklindeki değerlendirmesi üç bakımdan çelişkilidir.

1. Avrupa Birliği Sosyal Haklar Komitesi, Polonya devleti hakkında verdiği kararında da belirttiği gibi, emekliler emeğe dayalı hakları kullanan kişiler olup sendika kurma hakkına sahiptirler. Emeklilerin işvereni, kendilerine aylık ödeyen Sosyal Güvenlik Kurumu'dur (SGK). Emekli sendikaları, SGK ile sözleşme veya protokol imzalayabilirler.

Nitekim Danıştay 10. Dairesi 20.07.2007 tarihli, 2004/4117 sayılı kararıyla, “Emeklilik statüsü içinde bulunan kişiler aktif olarak çalışmamakla beraber çalışanlar gibi korunması ve geliştirilmesi gereken hak ve çıkarları bulunan kişilerdir (Anayasa madde 17). Emekli ve yaşlılık aylıkları ile öteki sosyal güvenlik hakları, emeklilerin birey olarak tek başına sosyal güvenlik kuruluşlarına, yani kamu işverenine karşı savunabilecekleri, koruyup geliştirebilecekleri haklar değildir. Bu haklar da aktif çalışma yaşamındaki ücretlilerin hakları gibi, sendikal örgütler aracılığıyla korunması ve geliştirilmesi gereken haklardır.” diyerek aslında emeklilerin sendika hakkının bulunduğunu karara bağlamıştır.

2. 4688 sayılı kanunda kamu çalışanlarına grev hakkı tanınmadığı gibi, 6356 sayılı Sendikalar Kanunu'nda bazı işkollarında grev yasağı bulunmaktadır. Yine 6356 sayılı kanuna uygun şekilde başlayan birçok grev ise, yürütme tarafından ertelenme adı altında fiilen engellenmektedir. Tüm bunlar ortadayken dairenin, "Grev yapma hakkı olmayanlar sendika kuramaz" gerekçesine sığınması gerçekçi değildir. O zaman daire dolaylı da olsa, kendilerine grev hakkı tanınmamış olan kamu çalışanları ile grev yasağı bulunan işkollarında çalışan işçilerin kurdukları ve üye oldukları sendikaların, aslında sendika olmadıklarını mı iddia etmiş oluyor?

3. Sendika bir tüzel kişilik, toplu sözleşme ise, tüzel kişiliğin üyeleri adına, yasal prosedür çerçevesinde sürdürdüğü görüşmeler sonunda anlaşmaya vardığı takdirde işveren veya işveren sendikasıyla imzaladığı sözleşmedir. Birçok üye adına aynı anda imzalandığı için, adına toplu sözleşme denmektedir. Toplu sözleşme bir sendika için amaçtır, grev ise sendikanın üyeleri adına sürdürdüğü toplu sözleşme görüşmelerinde, anlaşamadığı işvereni taleplerini kabule zorlamak için kullandığı bir araçtır. Yani grev sendikanın mutlak amacı olmadığından, sendika=grev değildir. Maalesef 22. Hukuk Dairesi, zorlama karar oluşturmada amaç ile aracı aynı görmek suretiyle, grev yapma imkanı olmayan sendikanın sendika olamayacağı sonucuna varmıştır. Halbuki büyük bir toplumsal katman olan emekliler, demokratik kurallar içinde, ülkeyi yönetenler üzerinde baskı oluşturacak birçok yöntemi kullanma imkânına sahiptirler. Dairenin bu değerlendirmesi, en basitinde demokratik toplumun gereği olup, Anayasa'nın 34. maddesinde teminat altına alınmış olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı'nın görmezden gelinmesidir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin kararını bozması üzerine dosya kendisine geri gelen Daire, 9.10.2019 tarihli kararında; iç mevzuatta sendika kurabilecekler çalışanlar ile işverenlerle sınırlı ise de, gerek temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin içeriği, emsal yargı kararları, gerekse Sosyal Haklar Avrupa Komitesi'nin çalışanlar kavramını fiilen çalışanlarla sınırlı tutmaması, emeğe dayalı hakları kullanan emeklileri, ev çalışanlarını ve işsizleri de çalışanlar olarak kabul etmek suretiyle, bu grupların sendika kurma hakları bulunduğu kararına atıf yaparak önceki kararında direnmiştir.

Daire'nin kararında direnmesi üzerine, Davacı Ankara Valiliği vekili temyiz başvurusunda bulundu. Dosya kendisine geri gelen Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmesine karar verdi. Dosyayı ele alan 17 üyeli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 6 üyenin muhalefeti ile Ankara İdare Mahkemesi 6. Dairesi'nin kararını bozması, bir kısmı yukarıda açıklanan nedenlerle çelişkiler yumağıdır. Aslında bu çelişkiler, bozma kararına muhalefet eden, 6 üyenin ortak imzaladıkları karşı oy yazısında da sabittir.

Anayasa'nın 11. maddesi, anayasanın üst hukuk kuralı olduğu, kanunların anayasaya aykırı olamayacağını hüküm altına almış ise de; aynı Anayasa'nın 90. maddesi, usulüne göre yürürlüğe konmuş uluslararası sözleşmelerin anayasaya aykırılığının ileri sürülemeyeceğini belirtmek suretiyle bu sözleşmelere ayrı bir statü kazandırmıştır. Bununla da yetinilmemiş, bu sözleşmelerin temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarının iç kanunlarla çatışmaları halinde öncelikle hüküm teşkil edecekleri hüküm altına almıştır. O zaman yargının her aşamasında, yargı organlarının verdikleri kararlarda bu sözleşme hükümlerini esas almaları Anayasa'nın 11. maddesinin gereğidir.

Hukuk Genel Kurulu kararında, AİHM’in Tüm Emekliler Sendikası kararına atıf yapılmaktadır. Öncelikle ne kararda, ne Anayasa'da, ne de 4688 ile 6356 sayılı kanunlarda emeklilerin sendika kurma haklarının bulunmadığına dair herhangi bir düzenleme yoktur.

Öte yandan, AİHM alt komitesinin Tüm Emekliler Sendikası dosyasında verdiği karar hukuken tartışmalıdır. Zira alt komite önce iç hukuk yolarının tüketilmediği yönünde olmayan bir gerekçe ile usulden karar kurduktan sonra, esasa ilişkin değerlendirme yapmak suretiyle, devletin emeklilerin dernek, vakıf gibi örgütlenme hakları bulunduğu yönündeki karşı görüşünü onaylar değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu tartışmalı kararın oturtulduğu gerekçelere dair değerlendirmede de bu açık bir şekilde görülecektir.

Bir dahaki bölümde, gerek 22. Hukuk Dairesi'nin gerekse Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarındaki hukuksuzlukları, atıfta bulunulan AİHM kararını da işleyerek anlatmaya devam edeceğim. Görüşünceye kadar hoşça kalın, sağlıkla kalın!