ARTI GERÇEK- Erk Acarer, güvenlik nedeniyle evinden yayın yaptığı "Haber Peşinde" programında kayıp ve kayıtsız silahların Ankara bağlantılarıyla ilgili dosyayı gündeme getirdi. 

Sedat Peker'in paylaşımlarından sonra gündeme gelen gelişmelerin önemini vurgulayan Acarer, "Peker'in paylaşımları önemli çünkü kendisi bir eliyle rabia, bir eliyle kurt işareti yapan içeriden biri" diyerek ismi geçen kişilerin ilişki ağını anlattı:

"Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun 15 Temmuz'un ardından devlet envanterinde kaydı olmayan bir kasa silahı AKP gençlik kolları vasıtasıyla sivillere dağıttığını iddia etmişti. Olayla ilgili '15 Temmuz gazisi' Ahmet Onay'ın da ismini zikretmiş, tanık olarak onu göstermişti. Bahsedilen silahlar Kalaşnikof silahlardı ve yükleme noktalarından varış noktalarına kadar her şeyi anlattı. 

Peker, silahların teslimatı konusunda da AKP İstanbul gençlik kolları başkanı Taha Ayhan'ın ismini deşifre etti. Ayhan'ın şu anda İslam Birliği Teşkilatı'ndan sorumlu kişi olduğunu görüyoruz. 

Peker, bunların kayıtsız silah olduğunu ve bu olayın da İstanbul'da her türlü sıkıntılı, problemli olayların gerçekleştiği Esenyurt'ta yaşandığını belirtmişti. Silahların kayıtlı olmamasının daha derin bir anlamı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu kayıt dışı silahlardan nemalanılıyor. Bu kayıtsız silahlar Türkiye'ye özellikle eski Doğu Bloğu ülkelerinden ve eski Yugoslavya ülkelerinden geliyor, başta Sırbistan ve Ukrayna olmak üzere. Bunlar üzerinden paramiliter faaliyetlerin sürdüğü ve para kazanıldığı anlaşılıyor. 

Buradan Ankara'ya geçip oradan bir hikâye anlatmak istiyorum. Ankara'da da emniyete kayıtlı olan silahlar kayıp. Ankara Çubuk'taki bir cinayet dosyasında zanlı Mustafa Maraş, kullandığı silahı 15 Temmuz gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden aldığını söylemişti. 

Silahlar kimin elinde meselesi çok kritik. Bunun üzerinden bir okuma yaptığımızda büyük şehirlerin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini görüyoruz. Burada en kritik isimlerden biri Ayhan Bora Kaplan. Ankara'nın nasıl dönüştüğünü bu genç kişi üzerinden göreceksiniz.

Kaplan, oğluna lüks mekanlarda ve ünlü sanatçıların katıldığı, kaftanlı sünnet düğünü yapacak kadar büyük bir servete erişti. Ne zaman erişti? Özellikle 2016'daki darbe girişimi gecesinden sonra büyümeye başladı.

Kimi iddialara göre ilişkilerinin bir ayağı eski belediye başkanı Melih Gökçek'e dayanıyor. Ölçüsüz biçimde para harcıyor ama çevresinde 'dindar biri' olarak biliniyor. Zaten AKP'nin yapısı da bu, din bu işleri gizlemekte kullanılıyor.  

Dramatik bir hayat hikâyesi var. Babası kız kardeşini öldürmüş, Erzurum Karayazı'da. Yükselmesi çok sonraları, son dönemde Ankara'da oluyor. Haymanalıların elinde bulunan gece hayatı onun ve ekibinin eline geçiyor.

Bu el değiştirmenin arka planındaki yine Soylu ailesinin payı büyük. Sadece Sadık Soylu değil, Süleyman Soylu'nun oğlu Engin Soylu'ya uzanan oklar da var. 

Ankara'da büyük bir 'Narko-Tefe imparatorluğu' kuruluyor. Ne demek bu? Uyuşturucu işi yapılıyor ve çok büyük paralar kazanılıyor. Bu paralarla Ankara'da iflas etmiş büyük iş sahipleri ve holdinglere yüksek faizlerle borç veriliyor. Paralar ödenemeyince holdinglere çökülüyor ve başkentteki gece kulüpleri de bu süreçte birer ikişer ele geçiriliyor.  

Pandemi döneminde AKP kongrelerinin yapıldığı, yine AKP'lilerin düğün ve toplantılarının yapıldığı İncek'teki 'Günay' adlı mekan da el değiştirenlere bir örnek...

Organize Şube hem kendisine hem ekibine iki kez gözaltı kararı çıkarıyor. Bu karar için yazı yazılan kişi eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman'dı ve gözaltı kararları reddedildi. Kocaman, HSK seçimlerinden Yargıtay'a üye olarak seçildi, hemen ardından nikahından önce Saray'a çıktı ve ardından helikopterle balayına gitti. Düğününü Sheraton Oteli'nde yaptı. Bir kamu görevlisi için düğününü Sheraton Oteli'nde yapmak ne anlama gelir düşünün ve bu düğünün finansörü kim olabilir? Bu kişilere 'Ankara Abileri' deniliyor ve narkotik polisleriyle hasbihal ettiklerine dair somut bilgiler var.  

Şimdi bir bütün olarak bunlara baktığımızda, fuhuştan uyuşturucuya ve tefecilikten mala çökmeye kadar bir zincirin halkalarını görüp üstüne kayıp silahları da ekleyebiliyoruz. 

Akla sorular da geliyor? Ankara'da çok ilginç cinayetler işlendi. Mesela, Aleyna Çakır'ın katil zanlısı Ümitcan Uygun'u cezaevine gönderebilmek için çok uzun süre çaba gösterdik. Çünkü ilişkiler yine bürokratlara, bakanlara kadar uzuyordu. Ümitcan Uygun'un babasının Süleyman Soylu'ya fotoğrafları vardı..."