ARTI GERÇEK - Yeniçağ yazarı iktisatçı Prof. Dr. Esfender Korkmaz, bugünkü yazısında, "Kronik TL krizinde kritik eşiği, TL kazanan ve fakat döviz borcu olanlar oluşturuyor" dedi. Korkmaz, "Türkiye'nin kısa dönemde bu krizden kurtulması için IMF'ye gitmesi ve taze döviz bulması gerekir. Ama bu iktidar ipleri IMF'ye vermek istemez. Çünkü seçime gidiyor. O zaman da Türkiye'yi buhrana girmekten ancak mucize kurtarır" dedi.

Korkmaz, yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:

"15 Kasım 2021; dolar kuru 10 liradır ve Merkez Bankası 2003 yılı ve TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, TL dolara karşı yüzde 44 oranında daha düşük değerdedir. 2016 yılı Eylül ayında aynı endeks dengede; 101,05 idi. O günden beri TL değer kaybediyor. Bu arada üç kur şoku yaşandı. Ağustos 2018, Ekim 2020 ve Ekim-Kasım 2021.

Kronik TL krizinin nedenlerini tartışmaya gerek yok, neden ne olursa olsun sonuçlarını yaşıyoruz.

- TÜFE yüzde 19,98; Yİ-ÜFE yüzde 46 oldu.

- Halkın satın alma gücü düştü. Yoksulluk arttı.

- Gelir dağılımı bozuldu. Kamu özel iş birliği yoluyla dolar üstünden talep garantisi alan müteahhitler kur arttıkça zenginleşti, bütçe ve halkın vergi yükü arttı.

- Ülke riski arttı.

Kronik TL krizinde kritik eşiği, TL kazanan ve fakat döviz borcu olanlar oluşturuyor.

TCMB verilerine göre; bankaların döviz olarak verdikleri krediler 137,5 milyar dolardır. Bankalarda döviz mevduat hesaplarının toplamı 232, 8 milyar dolardır. Demek ki bankalar topladıkları döviz mevduatının bir kısmını (yüzde 25) Merkez Bankası'na karşılık olarak yatırmışlar. Kalanını da döviz kredisi olarak vermişler. 

Döviz kredilerinin bir kısmı ihracatçı olmayan ve döviz geliri olmayan özel sektöre aittir. Zira bankalar kendilerini garantiye almak için, borç yapılandırmasına giden özel sektörün bir kısım TL alacaklarını dövize çevirdiler.

Bir yandan da Türkiye dış ticaret açığı veriyor. Ağustos-Eylül aylarında altın fiyatlarında gerileme nedeni ile altın ithalatı düştü. Ödemeler dengesi geçici olarak cari fazla verdi. Ancak eğer altın hariç ihracat ve ithalat rakamlarına bakarsak, her iki ayda da ithalat artışı ihracat artışından daha yüksek oldu. Yani girdi ithalatı ve dış ticaret açığı devam ediyor. Girdi ithalatı için dövize ihtiyaç var .

Kur arttıkça; özel sektörün döviz borcu TL maliyet olarak olarak artıyor. Özel sektör reel işçi ücretlerini düşük tutarak ayakta kalıyor. Ama bu defa da düşük ücret, verimliliği düşürüyor. Üretim maliyetleri artıyor.

Dahası özel sektörün döviz borcu var ve fakat döviz varlığı yetersizdir. Özel sektörün, bankaların ve devletin de döviz pozisyon açığı var.

TCMB verilerine göre, Ağustos 2021 itibariyle döviz pozisyon açığı;

- Özel sektör: 110,8 milyar dolar.

- Bankalar: 81,5 milyar dolar.

- Devlet: 73,9 milyar dolardır.

Bu şartlarda, özel sektör dövizle olan borçlarını ödemekte sıkıntıya girecektir. Dönmeyen krediler bankaları da zora sokacaktır. Sonuç; ekonomik buhrandır. Ekonomik buhran; reel sektörde iflasların olduğu, bankacılık sisteminde sorunlar yaşandığı, işsizliğin arttığı, piyasada karaborsanın ve kaosun oluştuğu bir durumdur.

Türkiye'nin kısa dönemde bu krizden kurtulması için IMF'ye gitmesi ve taze döviz bulması gerekir. Ama bu iktidar ipleri IMF'ye vermek istemez. Çünkü seçime gidiyor. O zaman da Türkiye'yi buhrana girmekten ancak mucize kurtarır. 

İkinci bir sorun; iktidar değişirse buhran derinleşir mi meselesidir.

Elbette gelecek iktidar bir istikrar planı yapmak zorundadır. Zaman gerekiyor. Ama kısa sürede iki imkan vardır;

Birisi… AKP dışında gelen iktidar kim olursa olsun, Avrupa Birliği yeniden destek verecektir.

İkincisi… Ekonomik buhranın nedenlerinden birisi; kamu-özel iş birliği anlaşmaları nedeniyle çok yüksek oranda kaynak kaybının olmasıdır. Kamu-özel iş birliği anlaşmasında yabancı ortak da olsa, eğer rüşvet ve yolsuzluk tespit edilirse, şirketler uluslararası tahkime gidemiyor. Bu kaynakların kısa sürede tekrar bütçeye aktarılması imkanı doğmuş oluyor."