Onur DALAR - ARTI GERÇEK / Futbol dünyasının dobra ismi spor yorumcusu Asena Özkan Artı TV’de başlayacak programı öncesinde Artı Gerçek’e konuştu. Özkan, Ali Koç’un Fenerbahçe’ye başkan olma sürecini ve  Beşiktaş Başkanı Fikret Orman ile aralarındaki dostane açıklamaların arka planında neler olduğuna dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Spor yorumcusu Asena Özkan yeni programı Artı Spor ile her çarşamba Artı TV ekranlarında olacak. Özkan ile program öncesi Ali Koç’un Fenerbahçe’ye başkan olmasının Türk futboluna neler getireceğini, Türk futbolunun içinden geçtiği ekonomik dar boğazı, yeni gelişmeleri ve programın içeriğine dair konuları konuştuk.

-Aziz Yıldırım’ın gidişi ve Ali Koç’un gelişi sizin için ne ifade ediyor? Ayrıca Fenerbahçe başkanı Ali Koç ile Beşiktaş başkanı karşılıklı dostane açıklamalarda bulundular. Umutlanabilir miyiz? Türk futbolu adına ufukta güzel günler gözüküyor mu?

Böyle bir ufuk yok, ekonomik çıkmazı nasıl kılıfına uydururum şeklinde bir yaklaşım var. Aziz Yıldırım’ın gidişinde herkesin atladığı bir nokta var. O nokta şudur. Aziz Yıldırım’ın artık gitmesi gerekiyordu. Çünkü bir ekonomik çıkmaz vardı. Zaten bir borç tartışması başladı. Yıldırım kongrede 150 milyon Euro bağışlayacağım. Sonra birisi mikrofona gelip kongrede, “Başkanımız yanlış söyledi, Euro değil TL” Sonra Ali Koç geliyor, “Ne verirseniz 1 fazlası” diyor.

Sayın Aziz Yıldırım’ın yapmaya çalıştığı çok basit ve komik bir şey var. İzleyip izleyip gülüyorum. Seçimi kaybettikten sonra 150 milyon Türk lirası yeniden 150 milyon Euro oldu. Yani istiyor ki Ali Koç 20 yıllık borcu kendi şahsi servetinden ya da aile servetinden kalksın, ödesin. Yıldırım ve ekibinin yaptığı yanlışları Ali Koç temizlesin. Böyle bir şey yok. Bunlar çok basit ve komik hesaplar… Aziz Yıldırım’ın devri kapandı. Yıldırım önümüzdeki dönem kulübün yeni Ali Şen’i olacak. Artık daha Fenerbahçe kulübünde başkan olamaz.

Gelelim yeni yapılanma sorununa. Ali Koç’un aile yapısı ortada. Koç ailesinde Beşiktaşlılar da var. Beşiktaş başkanı Fikret Orman da sıkışık durumdaki Beşiktaş’ı düze çıkarmak için Ali Koç’tan medet umuyor. Bir taraftan da açık ve net yanaşmaya çalışıyor.

Evet, Ali Koç’un yaptığı doğru şeyler var. Yaptığı açıklamalarla sporda dostluğa dair yeni bir oluşum başlatmak istiyor. Ama Fikret Orman bunun neresinde, ne oldu da bu kadar Ali Koç’a yakınlaştı bilmiyoruz. Fenerbahçe’nin kısmen nefes alma imkânı var ama Beşiktaş’ın hiç yok. Bundan dolayı Fikret Orman çaresizliğin içinde Ali Koç’a yakınlaşmaya çalışıyor.

-Peki bu ekonomik dar boğaz kulüpleri yeni bir yapılanmaya götürecek mi? Mesela Fenerbahçe ile son dönemlerde büyük kulüplere futbolcu vermiş ve altyapıdan futbolcu yetiştirme konusunda adres haline gelmiş Altınordu ile bir yakınlaşma söz konusu. Bunlar umut veriyor mu? Kulüpler eskinin hatalarından ders çıkarıp kendini düze çıkarabilecek mi? Bunlar gerçekçi umutlar mı sizce?

Sistemi iyi analiz etmek lâzım. Yönetici ve kulüp adı vermiyorum. Yıllarca bazı kulüp yöneticileri menajerlerle ortak çalıştılar ve maddi kazanç sağladılar. Bunu kimse inkâr edemez. Ama deniz bitti. Ellerinde para kalmayınca kısıtlamaya gittiler. Ama bu zorunlu olarak oldu. Zorunlu olarak kısıtlamaya gittiler. Yoksa bunu kimse istemiyordu. Çünkü bir takım çıkarlar söz konusu…

Örneğin Beşiktaş’ta bir futbolcu vardı. Hepimiz futbolcunun değerinin maksimum 1 milyon Euro olduğunu biliyorduk, araştırdık. Beşiktaş bu futbolcuyu 4 milyon 250 bin Euro’ya satın aldı. Burada söz konusu olan 3 milyon Euro 250 bin para var. Bu açığı kim kapayacak, nasıl kapanacak? Kapanmayacak. Para bitti. O kadar hesapsız işler yapıldı ki… Daha doğrusu hesaplı, bunların hepsi hesaplı yapıldı. Bir takım insanlar etik olmayan yollardan kazanç elde etti. Bunları ispatlayabilir miyim? Hayır, ama herkes biliyor. Görünen köy kılavuz istemez. Para bittiği için altyapıya yöneldiler. Transfer durdu, kulüpler altyapıya zorunlu olarak yöneldi. Onun için Türk futbolunda bizi ilginç günler bekliyor.

-Türk futbolunda yeni bir futbolcu tipi oluştu. Bunlar aslında bir ekip gibi hareket ediyor. Fatih Terim’e yakın isimler bunlar… Gerçi bir kısmı şimdi Terim’e küstüler. İsim vermekte sakınca görmüyorum. Arda Turan, Emre Belözoğlu, Burak Yılmaz gibi isimler akla geliyor.

Bunlar AKP yanlısı isimler...

-Hem AKP yanlısı, hem de saydığımız isimlerin yansıttığı çok belirgin bir karakter yapısı var. Parayı seven, kitap okumayan, gazetecilere düşman, yeri geldiğinde taraftara düşman olabilen futbolcular… Bu tipolojinin oluşmasında son 16 senede ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferinde etkisi olabilir mi?

Olmaması olası mı? Elbette var, tersi mümkün değil. Ama sadece spor alanında değil bu. Futbola özellikle yansıdı. Örneğin sokaktaki sıradan bir orta yaşlı bile Beşiktaş’ın Metin, Ali, Feyyaz’lı takımını ezbere sayar. Neden? Çünkü Türkiye’de okumuş nesil olarak şampiyonluk kazanan bir takımdır o. O takımın içinde 4,5 tane üniversite okumuş insan vardı. Şimdi hepsi artık teknik direktör ve futbol yorumcusu oldu. Bu ülkemizde nadir çıkıyor. Ama söylediğin doğru. Futbolcular gittikçe lümpenleşiyor.

-Bunda spor medyasının yaklaşımı da etkili oluyor mu?

Şimdi futbolcuların attığı adımları daha görüyoruz. Günümüz medyası futbolcuların yozlaşmışlıklarını gözümüze sokuyor. Antipatimiz gittikçe arıyor. Bazılarının artmıyor tabi, hoşlarına bile gitmiyor.

-Mesela dediğiniz gibi bu işin eğitimini almış daha doğrusu futbolu hayatında sadece bir para kazanma aracı olarak görmeyen bir misyon olarak hayatına koymuş insanlar var. Bunlar futbol yaşamları bittikten sonra severek bu işe devam ediyorlar. Bir de başka örnekler var. Mesela Alpay Özalan… Futbol hayatı bittikten sonra spor yorumculuğunu denedi, olmadı. Teknik direktörlüğü denedi, olmadı. Beceremedi ve AKP’den vekil oldu.

Bu durumda sen diyorsun ki, AKP bir sonraki dönemde Arda Turan’ı, Emre Belezoğlu’nu milletvekili yapabilir. Evet, söyleyecek çok şey var. Herkes her şeyin farkında ama dile getiremiyor insanlar. Örneğin programıma çağırmak istediğim birçok insan var. İş televizyona çıkıp konuşmaya geldiğinde sus pus oluyorlar. Ama dost sohbetlerinde neler anlatıyorlar. Bu işin acı tarafı da bu…

-Peki, Türkiye’de futbola ilgi azalıyor mu? Mesela Fenerbahçe geçen sene ortalamanın çok çok altında izleyiciye oynadı. Oysa Fenerbahçe şampiyonluk iddiası olmasa bile stadını doldururdu.

Şimdi biz bunu otomobil sporundan çok yaşadık. Eskiden bir ralli olduğunda izlemeye 20 bin kişi gelirdi. Şimdi maksimum 200,300 kişi izlemeye geliyor. Çünkü insanlar eskiden rallilerde görmek istedikleri arabaları artık sokakta görüyor. Anca çok iyi bir sürücünün olması lazım. Futbol da buna benziyor. İnsanların elinde kumanda var. Türkiye liginden sıkıldığı zaman bir düğme ile İngiltere ligine ya da başka liglere gidebiliyorsun. E seyirci de Türkiye liginden sıkıldı artık.

-Bu rekabet içinde Türkiye liginin hiç şansı yok mu?

Var. Ancak biz bu yıldızları getiremeyiz. Dünyanın her yerinde futbolun izlenmesi için ikonlar gekiyor. Rumenige bir açıklama yaptı. “Biz Bayer Munıch’e 30 yaşın üstündeki bir futbolcuya 100 milyon Euro’nun üstünde bir para ödeyip almazdık. Ancak Juventus’u tebrik ediyorum bu bir pazarlama başarısıdır” dedi. Ronaldo’yu kastediyor. Bu öyle bir pazarlama stratejisi ki gelir sadece forma satışlarından bir anda patladı. Bilet satışları da işin içine girince bu para çıkacak. Bunu biz yapabilir miyiz? Hayır, böyle gelirlerimiz yok. Böyle ikonlar olmadığı sürece tribünlerde o patlama olmaz, ama futbolla yatıp kalkıp kitle de tribünden ayrılmaz.

-Peki, son yazılarınıza Şenol Güneş çok konu oldu. Kendisi ile özel bir meseleniz var mı?

Asla, Şenol Güneş çok dürüst bir insan. Fakat yaptığı açıklamalar ve izlediği strateji çoğu zaman bana ters geldi. Aslında şöyle bir dezavantajı var. Beşiktaş ona biraz ağır geldi. Çünkü o Anadolu’nun saflığı ve temizliğine sahip. İstanbul kulüplerinde farklı bir strateji izlemek lazım…

-Oynattığı futbolu beğeniyor musunuz?

Zaman zaman çok eleştiriyorum ama kötü oynattığını söyleyemem. Şunu da söylemem lazım. Şenol Güneş hazıra kondu. Ondan önce takımı çalıştıran Slaven Biliç iyi bir altyapı kurmuştu.

-Teşekkür ederiz Asena bey, programınızda başarılar diliyoruz.

-Ben teşekkür ederim.