Aziz Nesin’e Adana’da kurulan tuzak!..



Artı Gerçek

'Ve biri aldı beni, arabadan uzanan bir el, arabaya soktu… Ve gittim, böylece kurtuldum suikastten. O büyük bir suikastti…'


       - Adana’daki çok büyük bişeydi, patırtı oldu. Ayrıca Adana’daki çok ilginç. Ben Ankara’ya gitmiştim. Akşam Gazetesi’nde köşe yazarıydım o zaman Ankara’da, Akşam’ın bürosunda bir çocukla tanıştım, bir gençle tanıştım. O genç, Akşam Gazetesi’nin Ankara temsilciğinde çalışan birisiymiş. Bana yalvarmaya başladı. İlle “Adana’ya gel abi” diye. “Adam seni çok seviyor, Adana’ya gel.” Adana’da Kemal Bayramoğlu muydu neydi biri vardı?

- Kemal Bayram Çukurkavaklı

       - Çukurkavaklı vardı. O, Akşam’ın temsilcisiydi. Bu genç de onun yardımcısıymış.

Ben Adana’ya filan gitmeyi düşünmemiştim, ama o kadar çok ısrar etti ki, “Peki gelirim.” dedim. O zaman dediler ki, “Kamyonla git.” Akşam Gazetesi arabayla Adana’ya Ankara baskısı gönderiyordu. Yani şeyle, kamyonla… Bana da “Kamyona bin, şoförün yanında gidersin.” dediler.

Meğer bunlar komploymuş, ben bilmiyorum tabii…

- Bu işin içinde Çukurkavaklı yok herhalde!..

       - O yok da, bana bu iş için yalvaran çocuk varmış, yardımcısı. Ve hazırlamış, benden önce gitmiş, benim gitme tarihimden iki gün önce. Çünkü öyle ayarlamış ki, “Aziz Nesin filan kamyonla gelecek, gazeteyi getiren kamyonla gelecek.” Ona göre orada düzenini yapmış.

       Ben oraya gelmeden bağırmaya başlamışlar. Hangi otelde kalacağım da belli. Şeyin otelinde kaldım. Ömer Ağa’nın… Sakıp Sabancı’nın babasının otelinde kalmıştım.

       Fakat ben giderken kıştı. Şubat mıydı, öyle bir aydı, galiba şubattı… Akşam Ankara’da hastalandım, çok fena hastalandım ve ateşimin 39,5 olduğunu da otele gidince anladım. Gülek Boğazı’ndan geçerken, yollarda bisürü kamyon, araç, araba kalmış. Onların arasından geçiyoruz. Ben kendimi kaybediyorum zaman zaman. Rüya görüyorum, ateşim yükselmiş öyle giderken. Adana’ya yaklaştık. Gülek Boğazı’nı geçtik epeyce. Kemal Çukurkavaklı bir arabaya, bir taksiye binmiş geldi. “Aman abi.” dedi. “Sana şey yapacaklar, suikast yapacaklar. Sen otele ön kapıdan filan girme.” dedi. Gençti.

       Ondan sonra, otelin arka kapısından beni aldılar, yukarıya çıkardılar, odaya girdim, hemen yatağa yattım. Fakat bir uğultu geliyor, sürekli uğultu geliyor. Ne olduğunu bilmiyorum ben. Meğer, otelin önünde birikmişler, binlerce insan, “Aziz Nesin Moskova’ya” diye bağırıyorlarmış.

       Eee, ondan sonra, ertesi günü, galiba biraz iyileşir gibi oldum. Çıktım dışarıya. Dışarıya çıkınca, işte o kalabalık arkamdan geldi. Gazetenin temsilciliğine gittim. Akşam’ın temsilcilik, karakola çok yakın biyerdi orası. Karakola boyuna telefon ediyorlar, karakoldan kimse gelmedi. Yani, “geleceğiz” diyorlar, gelmediler. Üst katta biyerdi orası, böyle köprü gibi biyerden geçiyordu kalabalık, kapıya kadar geldi. O zaman bana “Kelime-i şaadet getir” diye bağırıyorlar. Kelime-i şaadet getirsem ne olacak yani, yine aynı şeyi yapacaklar. Ben, öyle kelime-i şaadet filan getirmedim.

       - Öldüreceklerse, herhalde, “kelime-i şaadet getir de öyle öl” diyorlar…

       - Neyse, bilmiyorum yani. Ondan sonra, tam o sırada, filmlerde olduğu gibi, polis geldi, polis kuvvetleri geldi, bunları püskürttüler.

       Ertesi günü, Vali’nin –o Vali daha sonra İçişleri Bakanı olmuştu- şimdi adını unuttum, ama notlarımda vardır, o beni özel olarak davet etti. Halkevinde, halkevi veya –halkevi o zaman var mıydı- galiba kalkmıştı da, öyle bir resmî bina vardı. Yarı resmi filan, orada bir tören yapılacaktı… Ne olduğunu bile unuttum. Buraya giderken, yine o kalabalık, beşbin kişi toplandı. Ve “Aziz Nesin Moskova’ya” filan bağırıyorlar… Ben, orada hemen, arkada, caddenin üzerinde bir fotoğrafhane var… Bir-iki basamak aşağıda yerden… O fotoğrafçı dükkânına girdim. Fotoğrafçı yalvarıyor, “Aman abi, çık buradan n’olursun” diye. “Ekmek param benim burası.” Çünkü dükkânı yıkacaklar. Ben çıktım tabii o öyle deyince. (Gülüşmeler)

       Eee, işte orada öyle bir olay oldu. Oradan… Oradan dışarı çıktıktan sonra bir araba geldi ve bu araba, lüks bir araba… Ve biri aldı beni, arabadan uzanan bir el, arabaya soktu… Ve gittim, böylece kurtuldum suikastten. O büyük bir suikastti…

       Ondan sonra, O’nun kim olduğunu öğrendim. Arap uşakları denilen meşhur bir kuyumcu çekmişti beni içeriye… Çeken kuyumcu değil, kuyumcu değil de, kuyumcunun yanında çalışan biri. Onun adını biliyorum. Demirtaş da (Ceyhun) biliyor… Onların evine gittim işte. Öylece olayı geçirdik.

       - Sonra, başka hangisi var, kaç tane saydık? Sıvas’tan önce, burada yolda yürürken olan var!..