- Sonra, başka hangisi var, kaç tane saydık? Sıvas’tan önce, burada yolda yürürken olan var!..

     - Yolda yürürken, akşamüzeri… O zaman Vakf’ı daha yeni kurmaya başlamıştım. 1981’e girmemiştik daha. 12 Eylül olmamıştı… O sırada çok suikastler oluyordu… İşte Kaftancıoğlu… (Ümit Kaftancıoğlu, 12 Eylül’den önce öldürülen ilerici yazar.)

Akşam yalnız buradayım, işçiler falan gidiyordu. Burada işçi yoktu, başka kalan yoktu. Yönetmenevini yeni yapmıştık. Akşamları çıkıp yürüyordum. Arkadan gelen bir arabadan ateş ettiler. Ben kendimi şarampole attım. Arkadan bir tane daha attılar, ama araba geçmişti yani, rastlamak olayı yoktu.

- Polise gittin mi peki?

- Hayır, gitmedim.

- Niye gitmedin?

- Polisten ne çıkacak, bişey çıkmaz oğlum, şey yok ki…

- Plakayı filan almadın tabii…

      - Alamazdım zaten, nerden alacaksın, kurşun atıyorlar, sen plakayı alacaksın, nerede o!..

- Arabanın rengi filan…

  - Ha, ha, ha, ha…

İKİ EL ATEŞ

 

         - Ondan sonra… Bir de, bir arkadaşımın evinde kalmıştım Bakırköy’de. Akşam bir gece orada kaldım, günü orada geçirdim. Taksiye bindim, Topkapı’ya geldim. Topkapı’da, Çatalca otobüsüne bindim.

Otobüste gelirken çişim geldi, çiş sıkıştırıyor. Şimdi Vakf’a kadar, Çatalca’ya kadar gelirim diye düşünüyorum. Fakat Büyükçekmece’ye gelince, gidemeyeceğimi anladım. Öyle bir zorlama var ki, otobüsten indim, çişimi etmek için yer arıyorum böyle… Baktım bir elektrik direği var. Daha halim yok, dayanamadım. Elektrik direğine gittim… Daha çiş etmek için elim pantolonuma giderken büyük bir gürültü, elektrik direğinin altındaki taştan kıvılcım çıktı. Ve kulağımın yanında bir ses, vınnn diye bir ses… Ben tabanca atışında, tüfek atışında bulunmuşum, atılan yerde bulunmuşum, ama hedefte bulunmamışım.

Elektrik direğinin dibindeydim, elektrik direğinin dibinden kontak oluyor zannettim. Taştan böyle kıvılcımlar fışkırınca, kontak oluyor zannettim. Şaşırdım… Tabii çiş-miş edemedim…

Orada baktım, arkada dönemeç bir yol var. Orada bir dükkânın önünde, dört-beş kişi toplanmış bana bakıyorlar. Ben ne olduğunu anlamadım, onlara doğru yavaş yavaş yürüdüm. “Ne oldu?” dedim. “Haberin yok mu?” dediler. “Yahu sana ateş ettiler…” İşte böyle, bir kulağımın dibinden vızıltı geçti…

- Aziz Nesin olduğun için mi, yoksa direğin dibine işediğin için mi ateş ettiler?

- Onu bilemiyorum, nasıl olduğunu. Ama ben şöyle tahmin ediyorum, galiba, yani benim tahminim. Benimle beraber birisi Topkapı’dan otobüse bindi, herhalde şu karanlıkta, o zaman akşam kararmıştı, karanlıkta bişey becerecekti… Fakat ben orada inince, orada plan değişti. Oradan bir araba, taksi filan… Böyle olabilir, benim tahminim tabii…

EVİME GİRDİLER

                 Bundan sonra, bak bu önemli… Dereboyu’ndaki, Vakfı’n Dereboyu’ndaki evimde (söyleşiyi yaptığımız yerde) burada, yazın burada çalışıyorum. Bana Trakya’dan bir ilçeden, neresiydi unuttum şimdi, bir konuşma önerisi geldi. Ben de “peki” dedim. Bana araba gönderdiler. Arabaya bindim, o ilçeye gittim, konuşmamı yaptım. Akşamdı zaten, gece oldu. Saat 1 sularında beni arabayla geri getirdiler.

İndim Vakfı’n büyük binasında. Müdürümüz o zaman burada. Geldiğim zaman şu aşağıdaki kapı, ki daima anahtarı dışarıda durur, kilitli. Nasıl kilitli yani, ben bunu kilitlemedim. Niye kilitleyeyim, kilitlemenin bir anlamı yok, açamıyorum kapıyı.

Saat 2-2:30 filandı galiba. Müdür Ruşen Bey’e gittim. Dedim ki, “Kapıyı kilitlemişsiniz yada kilitlenmiş. Gidin, bakın.” Ben orada durdum. Ruşen Bey geldi buraya, çocuklarla geldi galiba, yanında bir çocuk… Bana geldi epey sonra, yarım saat sonra geldi. “Kapı içeriden kilitlenmiş” dedi.

Biz açtık kapıyı, balkondan çıkarak. Ön balkonun penceresini kırmışlar, içeri girmişler. Ve içerden de kapıyı kilitlemişler. (İçerden kilitledikleri kapı, binanın içindeki ahşap kapı. Yani bir evin oda kapısı gibi.)

Oradan, merdivenlerden biri gelmesin, yakalanmasınlar diye. Tabii, oradan eğer biri gelirse, gerekeni yapacak. Fakat gece olmuş bu olay, demek ki benim tahminim, ben burada uyuyorum, uyuduğuma göre, orada beni şey edecek… Ve bir de pencereyi kırmış, camlar salona düşmüş. Bir de bant, o ağızları kapadıkları banttan, büyük bir bant. Bandı cama yapıştırmış. O camı kırmak için yapıştırılmış bant değil. Çünkü neden değil, camlar yerde… Ve hiçbişey almamışlar buradan.

- Hırsızlık yok.

      - Hayır yok, alabilecekleri çok şey var oysa… Ruşen Bey, “Bu akşam yatmayın burada.” dedi. “Yatayım, neden yatmayacağım.” dedim. “Yatmayın. Çünkü bu halde kalsın, yarın jandarmalara bu halde gösterelim.” dedi. Jandarmalar aklıma yattı.

Sonra ertesi gün jandarmalar geldi, tutanak yaptılar. Ayrıca polise ihbar edildi. Ben olmadığım bir günde yada olduğum bigün, içerde çalışırken öbür binada, sivil polisler gelmişler, bakmışlar, “Aaa, şurası mı, burası mı?” diye… “Bişey değil” demişler, gitmişler.