Bunca karmaşanın, bunca tutuklama ve işkencenin, bunca faşizmin arasında MHP tabanının ve Ülkücülerin Başbuğ Alparslan Türkeş’ten sonra Devlet Bahçeli’yi nasıl değerlendirdiğini gerçekten çok merak ediyorum. Ülkücülerin bikaç şiarı vardır ki, bunlardan vazgeçen artık MHP’li yada Ülkücü sayılmazlar. Bu şiar o kadar önemlidir ki Türkeş’in “Davadan döneni vurun” sözü belleklerine kazınmıştır ve gençken sempati duyanlar bu korkuyla yıllarca Ülkücü kalmaya devam etmiştir, vurulacağına inanır, çünkü bunu Başbuğ söylemiştir.

Alparslan Türkeş’in ölümünden sonra Devlet Bahçeli başkan olunca ilk açıklamaları gençlerin beyaz çorap giymemeleri ve bıyıklarını düzeltmeleri olmuştu. O açıklamalardan sonra basın hemen notunu verdi, MHP’nin başına artık daha naif birisi gelmişti, bilhassa çek-mafya ekibi temizlenecekti ve vurdulu – kırdılı işlere karışmayacaktı.

Evet, aynen de böyle oldu, çek-mafya ekibinden tam olarak ayrılmasalar da vurdulu-kırdılı işlerden uzaklaşmışlardı. Oysa uzaklaşmalarının nedeni Bahçeli değildi.

12 Eylül darbesi yapılmıştı ve artık onlara komünist yada devrimci öldürmeleri için gereksinimi yoktu oligarşinin, bu işi kendisi yapıyordu. Ülkücüler öldürmek görevini asker ve polise devretmiş, yerine onların öldürdükleri üzerinden, yani cenaze üzerinden siyaset yapıyorlardı, bu da bizim basına ve siyasetimsi bilimcilere naiflik olarak gözüktü. 

Oysa ırkçılık ve Türkçülük anlamında hiç adım atmadıkları gibi daha da beter oldular. Öyle dönemler oldu ki, gerek AKP ve Recep Tamam Erdoğan zamanında, gerek öncesi Kürtlerle barış görüşmeleri başladığında MHP’nin oyları hep düştü.

Milliyetçi ve Ülkücülerin bir huyu daha vardı, Türkiye’nin ve dünyanın şartlarına göre görüş değiştirmez, eğer bir görüş ve partiye karşıysalar ve o görüş ve parti kendi görüşünde bir değişiklik yapmazsa, onlara karşı tutumları değişmezdi. O yüzden 15 Temmuz darbesine kadar Erdoğan ve AKP’ye karşı olan görüşlerinin değişmemesi gerekiyordu. Hatta daha da kızgın olmaları gerekiyordu 17-25 Aralık olaylarından sonra. Oysa öyle olmadı ve 15 Temmuz darbe gecesinden sonra bambaşka bir Devlet Bahçeli geldi ve o Bozkurt yada Başbuğ gitti, yerine kuyruğunu arasıra yalakalık yapar gibi sallayan yada korkudan 2 bacağının arasına almış bir kurt çıktı karşımıza.

Bu ittifak yada anlaşılmaz koalisyon (Yönetimde 1 bakanı bile olmayan koalisyon) ama Ergenekon’un ama Erdoğan’ın yapmak istediklerinin borazancısı gibi bir konuma oturdu. Son olay Bahçeli’nin neden bu duruma geldiğinin en güzel örneği esasında. Esra ve Berat Albayrak’ın bir çocukları oldu, yani Erdoğan 8. kez dede oldu. Bikaç kişi bilhassa Esra Erdoğan’a ağır yazılar yazdı. Bu durumu benim gibiler kadar kimse anlayamaz, neredeyse doğduğumdan beri babamdan dolayı küfür yiyorum, gazeteciliğimden ve yazmaya başladığımdan beri de benim yakınlarım benim yazı ve söyleşilerimden dolayı küfür işitiyorlar. O yüzden bu yapılanları çok ciddi bir şekilde kınıyorum. 

Bu olay Erdoğan’ın çok ağırına gitti ve kendisini çok iyi anlıyorum. Ancak ülke yönetince böyle şeyler oluyor ve sorunu da ülke yöneten birisi olarak çözmelisiniz. Oysa Erdoğan tam bir lümpen kişilikli olduğundan fevri davranıp “Kapatırım leynnnnn” diye kükredi. Sen misin kükreyen, Devlet Bahçeli hemen bu emre uydu ve arka arkaya Twitter’ını son kez kullandı ve Türkiye’yi yasa soktu. Bahçeli’nin son tweet’i:

İşte bunun adı bizim dilimizde yalakalıktır, kuyruk sallamaktır, “Emrin olur ağam”dır ve bu MHP ve Ülkücülerde şimdiye dek görülmüş bir olay değildir. Anlayacağınız Bozkurt artık sahibine hoş gözükmeye çalışan ve kuyruk sallayan bir kurta dönüştü, Ülkücülerin işi zor.