Geçtiğimiz günlerde Erdal Boyoğlu Artı Gerçek'in Forum bölümünde “Avrupa'da Çıkan Dergi ve Gazeteler” başlıklı bir yazı yazdı. Kısa bir yazı da değildi, 7 A 4 sayfası bir yazı tamı tamına. Yazıyı başından sonuna kadar okudum ve bişey garip geldi bana, Artı Gerçek'te çalışacaksınız, Artı Gerçek Forum'da yazacaksınız ama Artı Gerçek'le ilgili tek satır bile olmayacak. Yurt dışında yaşayanlar listesi yapacaksınız ama hem ciddi eksiklikler olacak, hem de lüzumsuz fazlalıklar.

Yine geçtiğimiz günlerden birinde Skype üzerinden Artı Gerçek yazarları olarak bir toplantı yaptık. Ben 3 konudan bahsettim. Birincisi gazete ve televizyonla ilgili bir konu, diğeri Erdal'ın yazısı ve yazıdaki eksiklik ve bu tip yazılar için daha dikkatli olunması, üçüncüsü de çok fazla tashih ve yazım hatası olduğu, bu konuda daha dikkatli olmamızdı.

Önceki gece Forum bölümünde Erdal “Sürgün Yılları ve Medya” diye bir yazı daha yazmış. Bu sefer hızını alamamış ve tam 8 A 4 uzunluğunda bir yazı. Öncelikle şunu söyleyeyim, 8 sayfanın 2 sayfası tashih ve yazım hatalarıyla dolu. 30'a yakın yanlış yazılım var ve bunların dışında “Olmasa yada başka türlü yazılsa daha iyi olur” dediğim bir o kadar da yanlış var. Umarım bundan sonra yetkili arkadaşlar daha dikkatli olurlar.

Gelelim önemli konuya, Erdal Boyoğlu yurt dışında -Kendi deyimiyle sürgün- olan yazar, gazeteci, sinemacı ve tiyatrocuları yazmış, kimilerinin kısa yada uzun yaşamöykülerini vermiş ama ben yokum. Bu gazete ve televizyonun kuruluşu için Avrupa'da 4 kişi toplantı yaptık, ben, Celal Başlangıç, Ragıp Duran ve Fehim Işık. Bu toplantılar 1 saat yada 1 gün sürmedi, saatlerce konuştuk, nasıl bişey yapmamız gerektiğini tartıştık.

Öncelikle şunu söyleyeyim, bizler sürgün değiliz, çünkü devlet bizi sürmedi, biz mesleğimizi özgür bir şekilde yapabilmek ve hapse girmemek adına değişik ülkelere geldik. (Ben hariç, çünkü benim 2003 yılından beri Fransa'da sınırsız oturumum var) Erdal Boyoğlu sürgünün ne olduğunu öğrenmek istiyorsa Halikarnas Balıkçısı'nı ve Aziz Nesin'in “Bir Sürgünün Anıları” kitabını okumalı. Ayrıca kopyala yapıştır mantığıyla yazınca milletvekili seçilmeden önce de Almanya'da yaşayan Ziya Pir'i sürgün yapmışsın ama çok arkadaşımızı da yok saymışsın.

Gelelim esas konuya, Erdal nedense Artı Gerçek ve Artı TV'yi anlatırken beni atlamış. Bunu okur okumaz çok kızdım ama sonra sakinleştim. Sakinleştim, çünkü bu bana yapılan bir hakaretten çok Artı Gerçek ve Artı TV'ye yapılan bir hakaretti. Ben bu gazetenin çıkışından beri yazı yazıyorum ve televizyona program yapıyorum. Yazarlığımın, gazeteciliğimin ve programcılığımın değerini okurlar ve izleyiciler verir, beni listeye almadığın zaman ben yok olmuyorum.

Her işyerinde olduğu gibi bizim de aramızda tartışmalar var ve olmaya da devam edecek. Artı Gerçek ve Artı TV'den ayrılmam için buna benzer olaylar yaşadım ama sanırım bu artık susamayacağım bir saygısızlık gibi geldi bana. Ancak şunu çok net açıklayayım, ben inandığım bişeyi yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim. Yaşamımı sosyalizme ve barışa adadım, bu yaşımdan sonra da vazgeçmeyeceğim. Anlayacağınız istifa etmeyeceğim ama bu saygısızlığın düzeltilmesini istemek de benim en doğal hakkımdır.

Ayrıca Erdal Boyoğlu, biz aynı bimada 20 metre arayla oturuyoruz işyerinde. Corona dolayısıyla uzun zamandır beni görmemiş olabilirsin ama ben de seni görmedim, ancak hâlâ bizde çalıştığını biliyorum.

Bir de hani öğlenleri yemek yiyoruz ya, yemekhanenin de hemen hemen 20 adım arkasında Can TV var, onu da unutmuşsun. Kopyala yapıştırla olmuyor bu işler. Gaztecilik saygı ister, bu mesleğe saygılı davranmak zorundasın, Bizans oyunları zor iştir, en azından Istanbullu olmak gerekir.