Jeremy Corbyn’in İngiliz İşçi Partisi’nin Genel Başkanlığı’ndan istifasından bu yana ne parti ne de lideri üzerine bir şey yazmadığımı farkettim. Küslük değil, tabii ki gazetecinin böyle bir hakkı da yok. Asıl mesele şu, Corbyn’in tersine bütün ekranlar ve sütunlar Starmer’a açık olsa da parti bir anda silindi sanki. Hartlepool ara seçimleri olmasaydı muhtemelen “Haa, sahiden ne oldu bu İşçi Partisi’ne?” diye soran bile çıkmayacaktı. 

Perşembe günü İngiltere’de yerel seçimler, İskoçya ve Galler’de de özerk parlamento seçimleri vardı. Bu seçimlerin sonuçları biraz gecikecek gibi görünüyor. İskoçya seçimleri, Birleşik Krallığın geleceği açısından önemli, o nedenle değerlendirmeyi sonuçlar kesinleştikten sonraya bırakmakta yarar var. 

Yerel yönetimlerde adaylar, özerk parlamento seçimlerinde ise farklı öncelikler var o nedenle de Keir Starmer için asıl sınav, İngiltere’nin kuzeydoğusunda küçük bir seçim çevresi olan Hartlepool’daki tek sandalyelik milletvekili yarışı idi. 

Sonuç mu? 

Guardian gazetesinin deyimiyle İngiliz İşçi Partisi’ni aşağılayan bir kayıp yaşandı. 

İngiltere’de ‘kırmızı duvar’ diye bilinen İşçi Partisi’nin kalelerinden birisi olan ve Hartlepool’u tarihinde ilk kez muhafazakarlar kazandı. 

2019 seçimleri sonrasında “kırmızı duvarın yıkılışı” üzerine Türkiye’de de ahkam kesen çok olmuştu. Bu seçimlerde İşçi Partisi’nin kayıplarını Jeremy Corbyn’in önerdiği sosyalist programa bağlayan, bu programı partinin geleneksel tabanının reddettiğini söyleyenlerin sayısı hiç de az değildi. Hatta bunun üzerinden CHP’ye ayar vermeye çalışanlar da oldu…

Şimdi uzun uzun seçim tahlili yapmak değil amacım. 2019 seçimlerini değerlendiren Blairizm’in sosyalizme ihaneti başlıklı yazımda da değinmiştim. İşçi Partisi kayıplarını bu tahlillerin arkasına saklanıp açıklayan kolaycılar, asıl sorumluları görmezden geldiler. Oysa sorumluluk, yıllardır partinin yoksul kesimlerle bağını kesen, onların sürüklendiği umutsuzluğa ilgisiz kalan, neo liberal kemer sıkma politikalarını benimseyen, gençlerin sorunlarına duyarsız kalan, savaşlardan medet umup partiyi sağa çekmeye çalışanların üzerindeydi. 

Buna karşılık Corbyn ekibinin en ince ayrıntısına kadar hazırlanmış, milyarderlerin vergilerini arttırıp yolsullara dağıtmayı öngören planı, sadece ülkede değil dünyada da bir heyecan yaratmıştı. 

O yazımda, 3 Kasım 2019 tarihinde, seçimin hemen öncesinde Tony Blair’in Financial Times Gazetesi’ndeki “Ilımlı milletvekillerini destekleyerek Britanya’yı koruyun” başlıklı yazısında Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi’ne nasıl savaş açtığını örnekleriyle vermiştim.

Boris Johnson’ın tek başına iktidar olmasına yetecek kadar oy aldığı 2019 seçimleri, Birleşik Krallık açısından bir dönüm noktasıydı. Bu seçimlerin ardından Brexit gerçekleşti. 

Bilindiği gibi, seçim yenilgisinin sorumluluğunu üstlenen Jeremy Corbyn, liderlikten istifa etti ve yerine Blairizm’in takipçisi Keir Starmer seçildi. 

Ne büyük bir şans oldu Johnson hükümeti için böylesi ılımlı, sırasını bekleyen bir muhalefet lideri. 

Son aylara kadar, Coronavirüs’le mücadele konusunda dünyanın en kötü yönetilen ülkelerinden biri olan İngiltere’de durdurulamayan ölümlere karşı bile sesini yükseltemedi muhalefetin yeni lideri. Oysa Johnson hükümeti, salgının ilk günlerinde henüz liderlik koltuğunu devretmemiş olan Corbyn ekibinin hazırladığı başta işçi çıkarma yasağı, herkese asgari bir geçim ücreti verilmesi önerilerine karşı çıkamamış, bunları benimsemek zorunda kalmıştı. Bu düzenlemeler, Avrupa’da ve  birçok ülkede de örnek alındı, kabul gördü. Bu sayede İngiltere Coronavirüsün yanısıra açlıktan intihar edenlerin yaşandığı bir ülke olmaktan kurtuldu. 

Bugünlerde de hükümet yine şanslı, Oxford Üniversitesi'nin ürettiği ‘yerli ve milli’ diye tanımlanabilecek aşının priminden yararlanıyor. Aşıya onay ve dağıtım için AB düzenlemelerini beklemeyen hükümet, bol bol bunun propagandası yapılıyor. 

Referandumda Brexit’ten yana oy kullanan Hartlepool’da seçmenin yüzde 52 dolayında Muhafazakar Parti’ye oy vermesinin arkasında yatan nedenlerden birinin aşı konusu olduğu söylenebilir. Ama bu bile, İşçi Partisi’nin kaybını açıklamak için yeterli değil. Bu kaybı, partinin yoksullarla, işçilerle, işsizlerle mesafesini arttırmasında aramak gerek. Örneğin yapılan bazı araştırmalar, seçmenin Johnson’ı kendisine Starmer’dan daha yakın gördüğünü ortaya koyuyor.

Üstelik de seçim öncesinde Boris Johnson hakkında kendi partisi içinde bile büyük olaylara yol açan yolsuzluk iddiaları gazetelerin birinci sayfalarında yer almışken..  

Şimdi Johnson, bu iddiaların üzerini Fransa ile hani neredeyse savaşa girecek kadar restleşerek kapatmaya çalışıyor. Fransa kıyısına yakın bir Britanya adası olan “Jersey’nin balıkları kimin?”tartışması üzerine bölgeye Kraliyet Donanması yollamaya kadar vardırdı işi. 

Yaşasın milliyetçilik, her derde çözüm...

İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer da bu konuda hiç de geride kalmıyor. Hartlepool’da seçmenlere “bayrak asın” çağrısı yaparak adeta sorunlarla birlikte kendi beceriksizliğinin ve vizyonsuzluğunun üzerini kapattıran Starmer, bu seçimden başarıyla çıksa şaşmak gerekirdi.

Corbyn’in programının izlerini önce ABD’nin Başkan adayı Bernie Sanders’ın seçim vaatlerinde ardından da ABD Başkanı Joe Biden’ın 100. Gün Programında görmek hiç de şaşırtıcı değil. 

Asıl şaşırtıcı olan, 2017 seçimlerinde partisinin oylarında tam bir sıçrama yaratan Jeremy Corbyn’e karşı 2019 seçimlerinde medyanın da desteğiyle savaş açılmasını görmezden gelmekti.  

İşte Hartlepool seçimleri bunu ortaya koydu. Yıllardır bindiği dalı kesmekle meşgul olan İşçi Partisi'nin sağı, 2019 seçimlerinde de Corbyn aleyhine çalışırken partiyi de silip bitirmişti. Hartlepool seçimlerinin ardından söylenecek tek cümle kalıyor şimdi geriye. Kendisini sosyalist, sosyal demokrat ya da sol diye niteleyen partileri sağa çekmek demek ki kurtuluş değilmiş. 

CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi 10 yıldan uzun bir süredir bu gerçeğin farkına varamadı bundan sonra da varması zor. Parti içinde hala bir sol bir kanat varsa belki onlar döner bakarlar ABD ve İngiltere örneklerine.