İsrail seçiminden kim ne bekliyor?



Artı Gerçek

Yolsuzluk iddiaları nedeniyle zor bir seçimde aradığını bulamayan Netanyahu, Batı Şeria’yı ilhak vaadiyle oy avına çıktı…


Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman, bir süredir İsrail’in Batı Şeria’nın bir bölümünü ilhak etme hakkı olduğunu her fırsatta dile getiriyor. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, bilindiği gibi Başkan’ın en önemli danışmanlarından birisi. Yahudi olması nedeniyle de İsrail konusunda neredeyse her adım ondan soruluyor. Bir süredir, Friedman ile birlikte “asrın anlaşması” gibi son derece iddialı bir plan üzerinde çalıştığını kendisiyle yapılan her söyleşide övünerek anlatıyordu Kushner. 

Haziran ayı sonunda törenlerle açıkladığı plandan öğrendik ki, Filistin sorunu siyasi değil ekonomikmiş. 50 milyar dolarlık bir yatırım fonu, bütün meseleyi çözermiş. Kürt sorununu görmezden gelip “Güneydoğu sorunu ekonomiktir” deyip harıl harıl umutsuz kalkınma planları hazırlayanlar gibi Kushner de sonuçta planını ne İsrail ne de Filistin tarafına beğendiremedi nitekim!.. 

Şimdi ise ilhak planları ortalıkta yeniden boy gösteriyor. Yeniden diyorum, çünkü Likud Partisi lideri ve dönemin başbakanı Binyamin Netanyahu, Nisan ayında yapılan İsrail erken genel seçimlerinde de yeniden seçilirse Batı Şeria’nın bazı bölümlerinin ilhak edileceği vaadinde bulunmuştu. 

Hem kendisi hem de kabine üyeleri hakkında ardı ardına yolsuzluk iddialarıyla kaybettiği oylarını yeniden toplama hayalleri kuran Netanyahu, umduğunu bulamadı. Meclisteki sandalye sayısını 30’dan 35’e çıkarsa da 120 üyeli parlamentodan (Knesset) güvenoyu alacak bir koalisyon için destek bulamadı. 35 sandalye ile parlamentonun iki büyük partisinden biri olan Kahol Lavan -Mavi ve Beyaz- lideri Benny Gantz, Netanyahu ile hükümet kurmayı reddetti. Bunun üzerine 17 Eylül’de yeniden erken seçim yapılması kararı alındı. 

Netanyahu hükümeti, halen yolsuzluklarla boğuşuyor. Daha geçtiğimiz günlerde Refah ve Sosyal Hizmetler Bakanı, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle görevinden istifa etti. Ülkede bakan istifası artık sıradan bir haber sayılmaya başlandı. Netanyahu, ayrılan bakanların yerine atama yapmayı da bıraktı. Şu anda Netanyahu, başbakanlığın yanısıra sağlık ve savunma da dahil 4 bakanlığı kendisi yürütüyor. 

İsrail’in liberal sol görüşlü diye tanımlanan en köklü gazetelerinden Haaretz’in seçime günler kala attığı bir kaç başlığa bakmak, nasıl bir kampanya yürüdüğünü anlamaya yarayabilir belki.  “İsrail’in tarihine ırkçı ve kirli bir kampanya olarak yazılacak”, “Usta büyücü Netanyahu, İsrail seçmenini büyülemek için çıtayı yükseltiyor -Trump’ın seçmeni hipnotize ettiğini söylemesine vurgu yapılıyor-”, “Yıpranmış ve yaralanmış olmasına karşın Netanyahu gücünü arttırıyor”.

Haaretz sütunlarında dile getirilen en temel endişelerden biri, ırkçı Otzma Yehudit -Yahudi Gücü- Partisi’nin artan oyları. Netanyahu’nun kendi koltuğunu korumak için, kolaylıkla bu parti ile de işbirliği yapabileceği dile getiriliyor. Netanyahu liderliğinde kurulacak ve Otzma Yehudit’in de içinde bulunacağı sağ koalisyonun İsrail’i zenofobi cehenneminin dibine sürükleyeceği ifade ediliyor. 

NETANYAHU, TRUMP’I DİNLİYORMUŞ! 

Trump hükümeti, göreve geldiği günden bu yana İsrail yönetimine açıktan destek verdi. ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma sözü vermişti, yaptı da. Damadın İsrail’in bir sözcüsü gibi Beyaz Saray’da görev yaptığı da herkesin malumu…
Hâl böyleyken tam da İsrail seçimine günler kala, İsrail yönetiminin Beyaz Saray’ı dinlediği haberleri medyaya düşmesin mi? 
ABD’nin ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’u görevden almasının sebebini Trump, “aramızdaki fikir ayrılıkları” diye açıkladı. Bu fikir ayrılıklarının temelinde de İran ile ilişkiler konusu olduğu biliniyor. Şahinler kanadının önde gelen ismi Bolton, İran ile kurulacak her tür ilişkiye karşı çıkıyordu. “İsrail’in Beyaz Saray’ı dinleme skandalı ile Bolton’un görevden alınmasının zamanlaması sadece tesadüf mü?” sorusunun yanıtı şimdilik bilinmiyor. Ancak, Trump, “17 Eylül’de New York'ta başlayacak BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında İran cumhurbaşkanı Ruhani ile görüşebilirim” mesajlarını açıktan dillendirmeye başladı bile. 

ABD’de yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre, Demokrat Parti, kimi başkan adayı olarak çıkarırsa çıkarsın seçimi kazanıyor. Yani Trump, Cumhuriyetçilerin adayı olarak seçime girerse şimdiden belli ki seçimi kaybediyor. Bazıları şahinliğin kendisine ve partisine bir yararı olmadığı konusunda Trump’ın ikna edildiği görüşünde. ABD’de şahinlerin zayıflaması, genellikle İsrail yönetimi ile ilişkilerin bozulması anlamını da taşır. Üstüne bir de dinleme skandalı eklenince bugünlerde Trump ile Netanyahu’nun ilişkilerinin gergin olduğunu da yazıyor Haaretz. 

NETANYAHU’NUN PUTİN’LE DOSTLUĞU

Her ne kadar Trump’la yakınlığı konuşulsa da Netanyahu’nun en çok görüştüğü liderlerin başında Putin geliyor. Geçtiğimiz hafta Netanyahu, 2015’ten beri 13’üncü kez Rusya’ya giderek Putin’le görüşmüş. Suriye ve İran konusunda tamamen farklı tutumlar aldıkları düşünülen bu iki ülkenin yakınlığı da aslında görünen ile geride dönenlerin aynı olmadığının en somut göstergesi değil mi? 
Nisan ayındaki seçimlerde de 17 eylül seçimlerinde de Batı Şeria’yı ilhak edeceği vaadinde bulunan Netanyahu’ya karşı Türkiye’den “sert açıklamalar” yapıla dursun. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracat sadece son 3 yılda 1,5 kat artmış. 

Yeniden İsrail’e dönersek, yolsuzluk soruşturmaları tehdidine karşı ilhak vaadiyle milliyetçilik çıtasını yükselten Netanyahu’nun partisi Likud, 8 bin 500 dolarlık cezaya çarptırıldı. Yetmedi, Netanyahu’nun kişisel Facebook sayfasında yayınlanan “Araplar, biz İsraillilerin tümünü yok etmek istiyorlar” sözleri Facebook tarafından “nefret söylemi” sayıldı. Bunun üzerine Netanyahu’nun kampanya yürütücüleri, bu sözlerin Netanyahu’nun sayfasına giren bir çocuk tarafından yazıldığını söyledi. Oradan da 1 günlük ceza ile kurtardı.   

İktidar partisi bu durumdayken muhalefet ne yapıyor derseniz, eski Genelkurmay Başkanlarından Benny Gantz’ın öncülüğünde Nisan seçimleri sırasında Netanyahu’yu devirmek için üç partinin birleşmesiyle kurulan Mavi ve Beyaz Parti’nin bu seçimleri de Likud partisi ile başabaş bitirmesi bekleniyor. Kendisini liberal ve siyonist diye tanımlayan bir merkez partisi Mavi ve Beyaz da. Laiklik onları Likud’dan ayıran özellik, bu nedenle de kendilerinin bir şemsiye parti olduğunu söylüyorlar. Ama Filistin konusu açılınca Netanyahu ile aralarında en ufak bir fark bulunmuyor. Hatta ilhak görüşünün kendilerinden çalındığı konusunda açıklama üzerine açıklama yapıyorlar. 

Çoğunluğunu Arapların oluşturduğu partiler ise Birleşik Liste ile seçime giriyorlar. 9 milyon kişilik ülkede Araplar nüfusun yüzde 20’sinden fazlasını oluştursalar da Knesset’teki temsilleri genellikle yüzde 10’u bile bulmuyor. Bu seçimde de 10 ya da 11 milletvekili çıkarmaları bekleniyor.  

2001’den bu yana giderek sağ ve milliyetçi bir çizgiye kayan İşçi Partisi, 2018 yılında da İsrail’e yaptırım uygulanmasını savundukları gerekçesiyle Sosyalist Enternasyonal üyeliğini askıya aldı. Nisan ayı seçimlerinde de yüzde 4.4 ile neredeyse barajı bile zor geçti. Oyları, tarihinin en düşük seviyesini gördü, bu seçimde de daha iyi bir sonucu kimse beklemiyor İşçi Partisi’nden. Haaretz’in deyimiyle muhtemelen bu seçim tarihe, ırkçılığı ile geçecek. Kimsenin barış umudu taşımadığı bu seçim, İsrail için de parlak bir gelecek vaat etmiyor.