Ya saldırı İran'dan gelmediyse...



Artı Gerçek

Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine drone saldırısının olağan şüphelisi İran. Peki ya bu saldırıdan nemalananlar ya da nemalanmayı bekleyip ellerini ovuşturanlar...


Suudi Arabistan'ın ve dünyanın en büyük petrol şirketi Aramco'ya ait iki büyük tesise silahlı insansız hava araçları ile yapılan saldırının ilk olağan şüphelisi Husilerdi. Zaten olaydan kısa bir süre sonra da saldırıyı üstlendiler. 

2015 yılında Husiler, Yemen'de  Mansur Hadi hükümetine karşı ayaklanıp başkent Sana'yı ele geçirdiler. Devrik Hadi hükümeti, ülkenin diğer büyük kenti Aden'e yerleşti. Suudi Arabistan öncülüğünde, ABD desteğiyle kurulan koalisyon Hadi hükümetini ayakta tutabilmek için Husilere karşı hava saldırıları başlattı. Husiler de İran tarafından desteklendi. Dört buçuk yıldır süren savaşta 10 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Açlık ve salgın hastalıklardan ölenlerin sayısı ise 50 binden fazla. 

Fail Husiler değildir olsa olsa İran'dır şüphesi ilk olarak açıkça ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından dile getirildi. Pompeo, olayın hemen ardından "dünya enerji arzına yönelik eşi görülmemiş bir saldırı" tweet'i attı. "Saldırıların Yemen'den geldiğine dair hiçbir delil yok' dedi ve tüm ülkelere, "İran'ı kınama" çağrısı yaptı.

Ardından da Suudiler, saldırının Yemen tarafından yani Güney'den değil, Kuzey'den yani muhtemelen İran tarafından geldiğini açıkladılar. Saldırılarda kullanılan drone'ların da İran yapımı olduğu bilgisini paylaştılar. 

Olağan şüpheliler daha ilk günden 2'ye çıkmıştı. Dünyada savaş çığlıkları atan ve sayısız devlet içerisinde örgütlü, şimdilik kısaca "Şahinler" diye tanımlayacağımız grup ya da grupların İran'a yönelik bir saldırının ne zamandır gerekçesini hazırlamaya çalıştıkları herkesin malumu. 

ABD Başkanı Donald Trump, Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'u "kovmasının" nedenlerinden birini, "İran konusundaki fikir ayrılıkları" diye açıklamıştı. Trump, BM'nin New York'ta başlayan Genel Kurulu sırasında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'ye görüşme çağrısında bulunmuştu. Bu çağrı, sertleşme yanlıları tarafından pek de hoş karşılanmamıştı. 

Tam da böylesi bir ortamda, henüz kanıt bile bulunmadan, net bir şekilde saldırının arkasında İran'ı işaret etmek doğrusu bu ya gazeteci merakımı ayaklandırdı. 

Bir polisiye romanın daha ilk başında, "en olağan şüpheli fail olarak gösteriliyorsa katil o olmayabilir" diyerek yola çıktım. 

Petrol tesislerindeki yangının kime ya da kimlere yarayabileceğine ilişkin araştırmaya Aramco'dan başladım. Bu sıraladıklarım, ilk edindiğim bilgiler:  

Ağustos sonunda yani drone saldırısından sadece günler önce Suudi Arabistan'da Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanlığı ile Enerji Bakanlığı birbirinden ayrıldı. 

Eylül ayının ilk haftasında da önce bakanlığının yarısı elinden alınan Halid El Falih Enerji Bakanlığı görevinden de oldu. Yerine Kral Selman'ın oğlu, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman'ın (MBS) üvey kardeşi Prens Abdülaziz Bin Selman getirildi. 

Halid El Falih, Enerji Bakanlığı ile birlikte 4 yıldır Aramco'nun yönetim Kurulu Başkanlığını da yürütüyordu. 

Suudi Arabistan denince akla gelen ilk şey tabii ki petrol. Ülke ekonomisinin yüzde 40'ı petrole dayalı. İhracat gelirlerinin yüzde 80'i de petrolden. 

Reuters verilerine göre, Suudi Arabistan'ın 2014 yılında 800 milyon dolar olan günlük petrol ihracatı geliri, petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle 2016'da yine günlük 300 milyon dolara kadar gerilemiş. Bu rakam, bu yılın haziran ayında 400 milyon dolara çıkmış. 

Suudi Arabistan, son yıllarda ülke ekonomisini petrol dışı kaynaklarla zenginleştirmek istiyor. Bu amaçla, Veliaht Prens Muhammed Bin Selman tarafından hazırlanan, 2030 yılı vizyonunun en önemli başlığını Aramco'nun halka açılması oluşturuyor. 

İlk hedef 2016 yılı idi. Olmadı, yeni hedef 2019-2020 olarak belirlendi. Petrol fiyatlarındaki iniş ve çıkışlara bağlı olarak Aramco'nun piyasa değeri hızla değişiyor. MBS, Aramco'nun değerinin 2 trilyon dolar olmasını istiyor. Bunun yolu, tabii petrol fiyatlarını arttırmaktan geçiyor. 

El Falih, görevde olduğu 4 yıl boyunca bunu sağlayamadı. Değerleme şirketleri Aramco'ya petrol fiyatlarına bağlı olarak 1,1 ile 1,5 trilyon dolar arasında fiyat biçiyorlar. 

MBS, Aramco'nun Suudi Arabistan'ın kendi borsası olan Tedavül'ün yanı sıra New York gibi büyük bir piyasada halka açılmasını istiyor. 

El Falih buna karşı çıkanlar arasındaydı. Bu konudaki endişelerini her vesile ile dile getiriyordu. 2018 yılında CNN'e verdiği röportajda, "ABD'deki hukuki süreç ve yükümlülükler büyük endişeler taşıyor. Suudi Aramco bu tür risklere maruz kalmayacak kadar büyük ve önemli" demişti.

Bir de kişisel sürtüşmeler var. 

Halid El Falih, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti için "iğrenç bir durum" tanımlaması yapmıştı. 

Sonunda El Falih, Aramco'daki görevinden de alındı. Bakanlığa oğlunu atayan Kral Selman, Aramco'nun başına da MBS'ye yakınlığı ile bilinen Suudi Arabistan Ulusal Yatırım Fonu Başkanı Yasir Osman el-Rumeyyan'ı getirdi. 

Rumeyyan'ın atanması piyasalarda, Aramco'nun halka arzını hızlandıracağı beklentisi yaratmıştı. 

Suudi yönetimi, drone saldırısının Aramco'nun halka arzını geciktirmeyeceğini söylüyor. 

Ancak şu anda Suudi Arabistan, petrolünü koruyamayan önümüzdeki günlerde yeni saldırılara açık bir ülke görünümünde. Dolayısıyla uzmanlar buna, şirketin değerini etkileyecek bir etmen olarak bakıyor. Aramco'ya yangının yarattığı çevre kirliliği ve küresel ısınmaya olumsuz etkisi nedeniyle ceza verilip verilmeyeceği tartışması da sürüyor. 

Saldırılarla Aramco'nun halka açılması arasında bir ilinti kurmak kolay değil. Ama dünyanın en pahalı şirketinin şimdilik yüzde 5'inin de olsa halka açılmasından söz ediyoruz. Şirketin, Suudi Tedavül borsasında satılması ise dünyadaki para akışının yönünü değiştirmeye talip bir adım. Yani şu anda Suud ailesi dünya borsalarında oynarken bu adımla, dünyanın yatırımcılarını Suudi Arabistan piyasasına çekmek hedefleniyor.  

Bir de bu saldırıdan en çok kim yarar sağladı tartışmasına da bakmak gerekiyor sanırım. Husiler ve İran'ın bu saldırılardan psikolojik bir üstünlük sağladıklarına şüphe yok. 

Ancak Suudi Arabistan gibi dünyanın petrol ihracatının neredeyse yüzde 10'unu tek başına elinde tutan bir ülkenin petrol arzını yarı yarıya düşürmesinin ilk etkisi elbette ki fiyatlara oldu. Saldırının arkasında İran'ın bulunduğu söylentileri ise Ortadoğu'da savaş korkularını körükledi. Yüzde 20 dolayında artan petrol fiyatları 72 dolara kadar çıktı. 

Günde yaklaşık 8 milyon varil petrol ihraç eden Suudi Arabistan'ı günde yaklaşık 5 milyon varillik ihracatla Rusya izliyor. Bir süredir Rusya'ya karşı ambargoların yanı sıra petrol fiyatlarındaki düşüş de ülkenin ekonomisini olumsuz etkileyen faktörlerin başında geliyor. Petrolün varil başına 12 dolar atması, Rusya'ya günlük 60 milyon dolar ek kâr getiriyor. E bir de Suudilere, "bakın ABD'den aldığınız Patriotlar bir işe yaramadı, füze savunma sistemlerini İran gibi Türkiye gibi siz de bizden alın" demek de 60 milyon üstüne bonus olsa gerek.  

Petrol fiyatları yeniden düşüşe geçse de Aramco'nun bu iki büyük tesisindeki hasarın büyüklüğü, Suudi Arabistan'ın petrol ihracatındaki eski seviyesine ne zaman dönebileceği elbette ki fiyatların yeniden belirlenmesinde önemli rol oynayacak. Ama 1 dolarlık bir artış bile petrol ihraç eden ülke ekonomilerine ciddi katkı sağlayacak. 

Bir de silahlanma meselesi var tabii. Dünyanın en çok silah ithal eden ülkesi Suudi Arabistan. 2018 yılında silahlanma için 68 milyar dolar harcamış. Buna rağmen saldırıların hedefi olması şimdiden silah sanayisinin iştahını kabartıyor. Yeni savunma sistemleri için muhtemelen görüşmeler başlamıştır bile. 

Bu saldırılardan dünya halklarına düşen pay da var tabii. O da önümüzdeki günlerde muhtemelen her ülkeye ilave petrol faturası ve zam olarak geri dönecek. 

Tam da iklim grevine çıkan genç nesil de bu yangından payını, küresel ısınmaya yarattığı olumsuz etki olarak alacak. 

Dedim ya benimki sadece bir gazeteci merakı. Fail, olağan şüpheli değilse kim olabilir diye araştırırken bulduklarımı paylaştım sizinle.