Mecidiyeköy’deki yazı işleri odasının hatırladağım en büyük özelliği sigara dumanıyla kaplı olması ve toplantı masasında tek bir kadının yer almasıydı. O zamanlar ekonomi müdürü olan Şule Talu dışında tüm ekip erkekti…

Gözümü kapattığımda masanın başındaki Zafer Mutlu’yu ve masayı kaplayan isimleri tek tek zihnimde canlandırıyorum. Sabah Diyor ki yazarı Güngör Mengi, Sabah Haber Ajansı Genel Müdürü Ahmet Vardar, İlker Sarıer, bir dönem Haber Müdürü olan Yalçın Doğan, sonra Can Ataklı, Orhan Vural, Mazlum Göknel, Salih Memecan, Sedat Sertoğlu…

Selahattin Duman hiçbir sabah toplantısına yetişemez, Teoman Orberk daha çok ayakta dururdu. Arka sayfanın sorumlusu Teoman abiydi… Üçüncü sayfa İlker Sarıer’de, siyaset ve göbek sayfaları Can Ataklı’da…

Devam sayfaları ise Allah’a emanetti… Haberleri atardık sayfa sekreterleri kafasına göre, karman çorman bir düzende haberleri yerleştirirdi. Sabah’ı Türkiye’nin medya devi yapacak bir düzenin temelini atan isimler bunlardı. Çoğu Günaydın’dan kader arkadaşıydı. Sayelerinde hiç çalışmadan Günaydın’da çalışmış gibi oldum, Haldun Simavi’yi yakından tanıdım.

Selahattin Duman öğlene doğru gelir, üç-dört bardak çay içmeden sakinleşmez ve sayfayı tek başına çizerdi. Çizdiği sayfayı değiştirmekten de hiç ama hiç hoşlanmazdı.

Dinç Bilgin, Rahmi Turan’a kurdurduğu Sabah’ı Babıali’ye bir adım olarak düşünmüş, asıl Yeni Asır’ı Türkiye markası yapmayı düşlemişti ama Yeni Asır başarısız olup kapanmıştı. Rahmi Turan’ın Günaydın’a geçmesinin ardından yayın yönetmeni olan Zafer Mutlu, büyük bir gazetecilik başarısına imza atarak Sabah’ı Türkiye’nin bir numaralı gazetesi yapmayı başarmıştı. 

Sabah’ın logosunun yanındaki nazar boncuklu 1 rakamı onu simgeliyordu. Kadrosu gibi gazete de biraz derbederdi. Tashih bir kenara çok komik hatalar yapardık. 20 yıllık evli Savunma Bakanı’nı “yeni eşiyle” haber yapmak gibi..

En çarpıcı haberler Sedat Sertoğlu’ndan gelirdi. Vermont’a Amerika’dan bağımsızlığını ilan ettirirdi mesela, birinci sayfadan. Önünde ajans kağıt ve fotolarıyla heyecanla haber pazarlar, dış haberlerin hemen her sayfada yer alması için çaba harcardı. Onun yollarından biri de abartma idi…

Bir gün 15 yaşındaki bir çocuğun Amerika’da doktor olduğu haberi getirdi. Ardından bir habere bakmak için aşağı indiğinde, Zafer Mutlu bana dönüp “Bir okuyun bu haber neymiş” dedi. Haber aslında, çocuğun tıp öncesi liseye girmesi haberiydi. Amerika için çarpıcı olan haber Sabah için yetersiz kalacağından Sedat abi, çocuğu doktor yapıvermişti…

Masaya döndüğünde Zafer Mutlu gerçeği yüzüne söyleyince Sertoğlu’nun ilk ve tek tepkisi “Kim tercüme etti bu haberi?” oldu. İlk zanlısı Salih Memecan’dı elbette, beni tahmin etmemişti. Ancak en büyük hikayesi Azerbaycan’daki darbe girişimleri sırasında gece gelip attığı manşetti: İsyancı Asiler Bakü’ye girdi!

Kimseyi tanımadığımız, herkese çattığımız, herkesi haber yapabildiğimiz serserilik dönemimizdi. Sonra yavaş yavaş kurulu düzenin parçası haline geldik. Özellikle Medya Plaza’ya taşındıktan sonra… Davetlerimize İstanbul iş ve reklam dünyasının en ünlü isimleri gelir olmuştu.

Yaramazlıklarımız giderek azaldı, yazı işleri toplantılarımızın tadı azaldı. Uslu olmak Sabah’a yaramadı…

Sonra Etibank krizi geldi ve herkes dağılıverdi… İşsiz kalan Ahmet Vardar pankreas kanserine yakalanıp hızla vefat etti. Vefatından iki gece önce Salih Memecan ile evinde ziyarete gitmemiş olmamız tek tesellim oldu. Ardından Teoman Orberk ve Mazlum Göknel’i kaybettik. Ardından Selahattin Duman'ın hiç beklenmeyen ve sarsıcı ölüm haberi geldi... Bu sabah uyanıp Instagram’a baktığımda Orhan Vural’ın Sedat Sertoğlu ile ilgili paylaşımını okudum.

Birer birer eksiliyoruz.. Yine gözümü kapatıyorum, Çiçek Bar’a dönüyorum… Barlarda sigara içilen yıllara… Meyhane baskısını görüp hep birlikte çıkmışız. Muhtemelen Mazlum abi veya Can Ataklı’nın arabasıyla… Mazlum Göknel, Can Ataklı, Sedat Sertoğlu, Orhan Vural hep birlikte rakı içiyor kahkahalar atıyoruz. Umarım oldukları yerlerde gülüyorlardır.