Yazıyı yazdığım saatlerde (Cuma, 1 Temmuz) Türkiye’de Erdoğan hala yeni asgari ücreti düzeyini açıklamamış idi.

Çok daha az Türkiye kanallarını izliyorum artık ama bu asgari ücret meselesini merak ettiğim için şimdi önümde bir muhalif kanal açık.

İşini çok düzgün yaptığını düşündüğüm bir gazeteci kadının konukları var, konu daha hala açıklanmayan asgari ücret ve kadın gazeteci konuklarıyla sohbete şöyle başlıyor: “Bütün Türkiye tüm dikkatini birazdan açıklanacak asgari ücrete toplamış durumda, artış oranı bekleniyor büyük heyecanla”.

Kadın gazetecinin bu açıklaması doğru, buna hiç kuşku yok ama acaba işin özünde bir yanlışlık yok mu?

Asgari ücret meselesi iktisatçılar arasında çok tartışılan bir konudur, kayıtdışılık gibi, işsizlik gibi meseleler yaratabileceği öne sürülür, kısmen de doğrudur ama yaratabileceği tüm iktisadi sorunlara rağmen günümüzde Türkiye’de ve başka yerlerde asgari ücret düzenlemelerinin kaçınılmaz olduğunu, faydalarının muhtemel maliyetlerini çok aştığını düşünürüm.

Türkiye’de durum biraz karışıktır, ücretlilerin yarısından bile fazlası asgari ücret almaktadır, AB üyesi ülkelerde ücretlilerin içinde asgari ücretlilerin payı sadece yüzde dört dolayındadır.

Türkiye asgari ücret uygulamalarını da çalışma hukukuna geçirmiş bir ülkedir.

Türkiye aynı zamanda bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO,1919) üyesidir, ILO sözleşmelerinin altında devletimizin imzası vardır ama bu imzalarla birlikte çeşitli ILO sözleşmelerine çok sayıda da çekince koymuşuzdur.

Tekraren ifade ediyorum, asgari ücret düzenlemelerine kesinlikle karşı değilim ama kanımca çalışanların üretimden daha fazla pay alabilmeleri, ücretlerin reel anlamda daha fazla artabilmesi için yapılması gereken ilk şey işgücü piyasalarını çalışanlar lehine hukuki anlamda çok daha fazla özgürleştirmektir.

İlk yapılması gereken şey de mesela ILO sözleşmelerine koyduğumuz tüm çekincelerin Meclisin ilk toplantısında Meclis kararı ile tamamen kaldırılmasıdır.

Sendikalar, sosyal demokrat ya da sosyalist partiler nedense (!) Cumhurbaşkanının biraz da kapalı kapılar arkasında aldığı kararla asgari ücretin yüksek açıklanması için gösterdikleri çabayı bu ILO çekincelerinin kaldırılması için göstermemektedirler.

Asgari ücret yasal çerçevesi tabii ki olacaktır ama esas çaba pazarlık süreçlerinde çalışanların elini yükseltmek, güçlendirmek doğrultusunda gösterilmek zorundadır.

Hala grevler eskiden Bakanlar Kurulu kararlarıyla, şimdi de Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasaklanabilmektedir.

Bu yazıyı Fransa’dan yazıyorum, geçtiğimiz günlerde Fransa’da senelerdir yüksek bürokrat, diplomat yetiştiren bir okulun (Ecole Nationale d’Administration) kapatılmaması için Fransa diplomatları grev yapmışlardır.

Fransa’da polisler, hariciyeciler grev yapabiliyorlar, Emile Zola 1885 senesinde Germinal’i yayınlıyor,  bizde ise Cumhurbaşkanı işverenlere yaptığı bir konuşmada “OHAL sayesinde tüm grevleri durduruyoruz, daha ne istiyorsanız?”  diyebiliyor ise meselenin sadece asgari ücretin Cumhurbaşkanı tarafından açıklanmasında olmadığı çok netleşiyor değil mi? 

Sadece ILO sözleşmelerine devletimizin koyduğu çekinceleri değil altında devletimizin imzası olan tüm temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelere koyduğumuz çekinceleri kaldırsak bugünkünden çok daha güzel bir Türkiye’de yaşayacağımız kesindir.

Gelir bölüşümünü çalışanlar lehine değiştirmek isteyen herkes kafayı gerçek bir hukuk devleti inşasına, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmelerin altındaki çekincelerimizi kaldırmaya takmalı.

Asgari ücret düzenlemeleri çok önemli ama işçiler üretimden daha fazla pay almak istiyorlarsa özgür bir ücret pazarlık çerçevesini hedeflemek zorundalar, devlete de bu süreçlerde gerekirse “gölge etme başka ihsan istemem” diyebilmelidirler.

Akşam 17.00’de herkesin ekranlara kilitlenip Cumhurbaşkanının nasıl bir asgari ücret artışı açıklayacağını beklediği bir ülkede sizce çalışanlar milli gelirden daha fazla pay alabilirler mi?