Bu yazıyı bir Cumartesi yazısı, haftasonu yazısı diye kabul edin lütfen, çok güncel konulara girmek istemiyorum ama yazıda göreceğiniz gibi örnek olarak vereceğim konular eskilerden kopup geliyorlar ama maalesef ucu mutlaka günümüzde, yani bu konular halen ve hala çözüm bulamamışlar, çözüm bekliyorlar ama kısa ve orta vadede de pek ümit yok; uzun vadeyi ise zaten Allah bilir. 

Tek tek bakalım rastgele seçtiğim uzun süreli çözümsüz alanlara;

1-Kürt meselesi Türkiye’nin en büyük meselesi ama devletimiz hala Kürtçe konserleri yasaklamakla uğraşıyor.

2-Laiklik meselesi de, Kürt meselesi ile özdeştir,  artık maalesef Türkiye’nin önündeki büyük bir mesele, mutlaka çözümü gerekiyor ama siyasi iktidar Türkiye’yi laiklik karşıtlığı üzerinden bir uçuruma götürüyor.

Kürt meselesi ve laiklik meselesi muhtemelen aynı madalyonun iki yüzü; Türkiye anayasal vatandaşlık meselesini çözemediği için Kürt meselesi ve laiklik konusu çözümsüz kalıyor. 

Anayasanın 66. Maddesinde vatandaşın vatandaşlık sıfatı Türk olunca Kürt meselesi, Anayasanın 136. Maddesindeki Diyanet de bir mezhebe dayandırılınca laiklik konusu büyümeye devam ediyorlar.

Devlet vatandaşının etnik kökenine ve inancına kör olmayınca (eşit mesafe lafı yanlıştır) Kürt meselesi, laiklik meselesi çözümsüz kalmaya mahkumdurlar. 

Hep söylerim, 1925 ya da 1926 senesinin bir gazetesini alın, eski harfleri biliyorsanız bir karıştırın, üç konu önde: Kürt meselesi, laiklik (daha adı konmamış da olsa), o zaman irtica lafı tercih ediliyor ve takrir-i sükun.

Aradan yaklaşık yüz sene geçmiş, biz bugün yine Kürt meselesini, laikliği ve baskı rejimini konuşuyoruz; en büyük değişiklik de takrir-i sükun yerine OHAL, RTÜK ve “Valilikçe alınan karara göre…” dememiz.

Bu devlet yapısında bir tuhaflık yok mu? 

3-Bugün itibariyle Türkiye son fiyat artış trendleri itibariyle dünyada enflasyon oranı en yüksek ülke durumuna geldi, üstelik bu durum TÜİK verileri bazında.

Ancak, bu enflasyon konusu yeni bir konu değil, 1990’larda dünyada enflasyon tamamen bitmiş iken Türkiye’de enflasyon yüzde 60-70 bandında dolaşıyordu.

Enflasyonla da bir çözümsüzlük ilişkimiz var ama nedeni konusunda rivayet muhtelif. 

4-Hukuk devleti ve Anayasa ile de bir problemimiz var, Türkiye hiçbir zaman bir hukuk devleti olamıyor ve bu meselenin çözümüne yönelik gerçek bir çaba da gösterilmiyor.

Demokrat Parti döneminin son yıllarından bugüne anayasa tartışıyoruz, bir ömür böyle geçti yani.

5-Üniversiteden 1947’de çok kıymetli hocalar (Boratav, Berkes, Boran) uzaklaştırıldı, 1960 darbesi oldu, Üniversiteden 146 hoca ihraç edildi, 12 Mart oldu, hocalar atıldı, 12 Eylül oldu, 1402’likler olayı yaşandı, ciğeri beş para etmeyecek sıkıyönetim komutanları Sencer Divitçioğlu, Yılmaz Akyüz, Tuncer Bulutay gibi değerleri (iktisatçılardan örnek verdim) attılar, o zaman sarı zarflar gelirdi, şimdi Resmi Gazetede yayınlanıyor, 15 Temmuz sonrası da KHK’larla büyük bir kıyım yaşandı.

O zamanın sıkıyönetim komutanları, şimdi altında Erdoğan ve adamlarının imzaları bulunan KHK’lar; aferin bizim sivil Cumhurbaşkanımıza.

Şaşırtıcı bir süreklilik.

6-Avrupa Ekonomik Topluluğu ile 1963’de Ankara Antlaşması imzalandı, o zaman AET’nin altı üyesi vardı, şimdi 27 üye var, Brexit yaşandı arada, biz hala hangi dosyaları müzakereye “açalım”ı değil, “açmayalım”ı tartışıyoruz, Dışişleri Bakanlığı sitesinde sahtekarlık yapılıyor, kamu alımları (kamu ihaleleri) dosyası saklanıyor, gizleniyor.

7-Kıbrıs meselesi, konu daha da gerilere gider ama 1974’den 2022’ye 48 sene geçti, yanılmıyorsam Lefkoşe içinden duvar geçen, ikiye bölünmüş tek şehir artık dünyada. 

İçinden duvar (yeşil hat) geçmesi de boşuna değil muhtemelen çünkü o güzelim ada hala büyük hukuksuzlukların, uyuşturucu işinin korunduğu bir yer.

Daha çok yeni, Ada’da bir Falyalı cinayeti işlendi, artık konuşmuyoruz bile, bu cinayet neden işlendi ve sonra neler oldu, bilen var mı?

Kutlu Adalı cinayeti, artık herkes ismen biliyor kimlerin öldürdüğünü Adalı’yı, ama sonuç sıfır.

Bu hafta KKTC ile bir protokol imzaladık, Ada’da da din hizmetleri devletleştiriliyor, bravo doğrusu, Erdoğan’a yakışan da budur.

Türkiye’de birileri Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü üzerinden Türkiye’nin AB ilişkilerini  yani bir hukuk devleti olma ihtimalini sabote ediyor olmasın! 

8-Yunanistan ile sorunlar var, en başta da Kıbrıs geliyor, en küçük bir çaba görünmüyor bu sorunları geride bırakıp Ege denizini bir barış denizine dönüştürmek için.

Bu listeyi uzatıp sayfalar doldurmak mümkün.

Bana bir tane Türkiye’nin çözüp, kalıcı bir biçimde geride bıraktığı bir temel sorun gösterebilir misiniz?

Cumhuriyet döneminde aşılamada kalıcı başarılı olunmuş galiba ama sonra Refik Saydam Hıfz-ı Sıhha Enstitüsü de kapatılmış.

Cezalandırılmayan başarı yoktur galiba bu topraklarda.

Edebiyat Nobeli alan Orhan Pamuk kendi ülkesinde polis koruması ile geziyor mesela.

Hangi dangalak acaba 12 Eylül sonrasında Ankara SBF’den Yılmaz Akyüz’ü atmayı akıl(!!!) edebildi?

İddia da kıskançlık temelli meslektaş ihbarıdır bildiğim kadarıyla.