Türkiye Cumhuriyetinin dört temel niteliği mevcut: Demokrasi, hukuk devleti, laik devlet, sosyal devlet.

Bu dört temel nitelik de son dört, beş senedir tamamen ayaklar altında.

Yerel yönetimlerde kayyım uygulamaları, TBMM’den milletvekillerinin attıkları eski tweetler, retweetler nedeniyle milletvekilliklerinin düşürülmesi, Meclis’in üçüncü partisinin kapatılması nafile çabaları zaten demokrasi ilkesinin sonu idi.

Uygulanmayan AYM, AİHM kararları, ekranlarda AYM kararlarının uygulanma zorunluluğu yoktur diyen AKP’li dalkavuk hukukçuların varlığı, başvuru Saray’dan geldiği zaman içtihadını değiştiren Danıştay, yargıya inmiş bir davada açıklama yapan Yargıtay ve Danıştay hukuk devleti ilkesinin çoktan bittiğinin kanıtları.

Sosyal devlet zaten hiç olmadı, var gibi gözüken uygulamalar anonim sosyal destekler olmadığı için evrensel sosyal devlet ilkesi ile alakası yoktur.

Devletin laiklik ilkesi de galiba yakında anayasal olarak da sonlandırılacak, pratikte zaten hiç olmadı, Diyanet İşleri Başkanlığının anayasal bir kurum olduğu devlete laik devlet demek imkansızdır; uygulamada ise son senelerde büyük facialar da yaşıyoruz.

Türkiye Cumhuriyetinin temel nitelikleri tek tek yok oluyorlar.

Bu aşamada artık bazı tartışmalar anlamsızlaşmaktadır, özellikle CHP seçmeninin ekseriyeti için.

Eski bir ifade: Ehem mühime müreccahtır.

Mühim önemli demektir.

Ehem en önemli demektir.

Müreccah da “tercih edilmesi gereken” demektir.

Sözüm yüzde 25’e yani CHP’nin geleneksel seçmen tabanına.

Bu seçmen tabanını çok iyi, çok yakından tanıdığımı zannediyorum, hatta zannetmekten de öte.

Bu seçmen tabanı HDP’nin söylemine çok da sıcak bakmaz, hatta çok ama çok mesafelidir, bu da sır değildir.

Ama aynı seçmen tabanının laiklik konusunda duyarlılığı Ağrı dağı kadardır.

Laiklik konusunda, haklıdırlar da, çok haklı oldukları her gün daha da belirgin hale gelmektedir, duyarlılıkları çok önemlidir ve bugün için bu duyarlılık daha da önem kazanmıştır.

Türkiye’de şayet 2021 Sonbaharı, 2022 ya da zamanında bir TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılırsa bir üçüncü ittifak kanımca da gerekecektir ama benim burada muradım Selahattin Demirtaş’ın söylemek istediği üçüncü ittifakla aynı şey değildir; yanlış anlamadım ise Demirtaş Millet ittifakı dışında bir üçüncü ittifak kurgulamaktadır, incelemeye değer.  

Benim muradım seçimlere üç ayrı ittifak olarak girilmesinin Türkiye’nin Erdoğan’dan demokratik yollardan kurtulabilmesi için kaçınılmaz olduğudur.

Ekonomide piyasalar olduğu gibi siyasette de piyasalar vardır.

Erdoğan’ın kendisine yakın, aynı hedefe kitlenmiş önemsenecek ikinci bir ittifak oluşturması kolay görünmemektedir.

Büyük demokrasi ittifakı ise iki ayak üzerine oturmalıdır.

Birinci ittifak ayağını CHP-HDP, ikinci ayağı ise İYİ Parti, Babacan, Davutoğlu, SP ve isteyen başka katılımcılar oluşturmalıdır.

Bu süreçte CHP liderine ve CHP tabanına büyük görev düşmektedir.

Yukarıda belirtmiş idim, CHP tabanı HDP tezlerine soğuktur ama işte tam bu aşamada “ehem mühime müreccahtır” prensibi devreye girmeli ve CHP lideri tabanını HDP ile açık, somut bir amaca yönelik ve bir kereye mahsus bir seçim ittifakına ikna etmelidir.

Bu hedef de Erdoğan rejiminden demokratik yöntemlerle sandıkta kurtulmaktır.

CHP tabanı da HDP ile açık ittifaka giderken aksi durumda CHP tabanı için “ehem (en önemli)” nitelikteki devletin laiklik ilkesinin çok ciddi tehlikeye gireceğini görmelidir.

Kılıçdaroğlu da bu konuda liderlik pozisyonunu sonuna kadar kullanmalıdır.

CHP tabanı bu sorumluluğu gösteremez ise Cumhuriyet tarihinde Cumhuriyet aleyhine çok vahim bir hata yapmış olacaktır, buna emin olabilirsiniz.

CHP ve oluşacak üçüncü ittifak ise HDP’ye siyasi sistem içinde varolma ve kürt vatandaşların temel hak ve özgürlüklerine ilişkin garanti vermek zorundadır.

HDP de ülkenin toprak bütünlüğüne özen konusunda daha mukni bir söylemi benimsemelidir.

Çok kritik bir sürece giriyoruz, herkes çok sorumlu davranmak zorundadır.

İnşallah ileride kimse CHP, HDP, İYİ Parti tabanı ve yöneticileri için 1453 sonrası Ayasofya papazlarından bahsedildiği gibi bahsetmez.