Sedat Peker yine sahnede.

Bu kez projektörleri Demirören’in üzerinde.

Bence çok da iyi, hayırlı bir iş yapıyor çünkü Demirören ailesi çok karışık hatta kanlı sermaye birikim !!!!! modelinin son temsilcilerinden.

Arşimidis cinayetinden Doğan Holding’i kamu parası ile satın alma ve kredinin üzerine oturma kepazeliğine kadar rezaletler tek tek ortaya saçılıyor.

Demirören Holding’in Doğan Holding’i satın almasından kaynaklanan bir milyar doları da aşan borcu var Ziraat Bankası’na.

Bu para ödenmezse bu yük vergi ödeyene gelecek, hatta geliyor bile, kabul edilemeyecek bir durum.

Ziraat Bankası siyasi emirle Erdoğan ve AKP borazanlığı yapması için muazzam bir kredi vermiş Demirören’e.

Oysa, Ziraat Bankası’nın kuruluş amacı, kuruluş kanununda da açıkça yazıyor, tarım sektörünün kaynak sorunlarını çözmek.

Tarımı desteklemek için kurulmuş bir bankanın bir basın holdinginin el değiştirmesi için bir milyar dolar kredi vermesi ne demektir?

Üstelik, bizim siyasi kültürümüz böyle, kamu bankaları ticari kredilerini siyasi yönlendirmelerle veriyorlar.

Tamam, Ziraat Bankası'nın kanununda, esas sözleşmesinde temel amacın tarımı desteklemek olduğu yazıyor ama aynı hukuki belgelerde Ziraat Bankası'nın ticari kredi de verebileceği yazıyor.

Ziraat’ın kuruluş kanununda bu bankanın ticari kredi de verebileceği neden yazmaktadır?

Muhtemelen, devlet desteği ile sermaye birikimi amaçlı bir düzenleme, bir zamanlar bu gerekli mi idi, bu tartışmaya girmiyorum ama bugün bu düzenlemenin, kamu bankalarının ticari kredi de verebileceği konusunun, artık sadece yolsuzluk ürettiğini hepimiz biliyoruz.

Bu meseleye en kısa zamanda neşter atılmalıdır.

İki düzlemde bu konu ele alınabilir.

Birincisi: Kamu bankalarının, özellikle Ziraat ve HalkBank’ın tamamen kapatılması ya da ticari bankacılık için özelleştirilmesi ve tarım sektörüne desteğin Tarım Bakanlığı'nın bütçesinden, küçük esnafa da desteğin Ticaret Bakanlığı ya da kurulacak bir Küçük İşletmeler Bakanlığı bütçesi üzerinden yapılması. Bu tür destekler çok daha saydam, Sayıştay ve TBMM denetimi de çok daha kolay olacaktır.

İkincisi: Ziraat ve HalkBank’ın bankacılık faaliyetlerinin sadece kuruluş kanunlarındaki tarıma ve küçük esnafa destekle sınırlanması, TİCARİ KREDİ VERMELERİ KESİNLİKLE YASAKLANMASIDIR.

Tarıma ve küçük esnafa verilecek kamu parası kökenli objektif desteğin kamu hizmeti niteliği olduğu ifade edilebilir, büyük ölçüde de doğrudur.

Ancak, ticari kredileri bu kapsama almak olanaksızdır, siyasi otorite tarafından atanan genel müdürlerle, yönetim kurulları ile işleyen bankaların ticari kredi vermesi yolsuzlukların en önemli nedenlerin başında gelmektedir.

Demirören-Ziraat Bankası çirkin ilişkisi bu durumun en net örneğidir.

Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin de kamu bankalarının ticari kredi verme yasal durumlarını bugünden mercek altına almamalarını da hayretle karşılıyorum.

Onlar muhtemelen, biz iktidara geldiğimizde kamu bankaları üzerinden ticari bankacılığı da dürüstlük ilkesi çerçevesinde yaparız diye düşünüyorlardır ama yolsuzlukların çözümü sadece dürüst bürokratlarla çalışmakta değildir, bu zaten gerekli şarttır, yolsuzluklara kapıları kapatacak ise kurumsal düzenlemelerdedir.