Kavramlar, bir kere yaygınlaşıp tutundular mı, yüz yıl da geçse ısrarla yaşamaya devam ederler. Gerçeğe tekabül edip etmedikleri önemli değildir. Hatta gerçekle alakalı olmayanlar daha büyük bir yaşam enerjisi gösterirler. Bugünlerde bu tür soyutlamalar ve kavramlaştırmalar üzerine düşünüyorum.
Bu yanlış soyutlamalardan ve kavramlardan en yaygını ve neredeyse tartışmasız kabul edileni “küçük burjuva aydını” kavramıdır. Bu kavramı analiz etmeye çalışalım. 

“Küçük burjuva aydını”nın ne olduğunu anlamak için “küçük burjuvazi”nin ne olduğunu anlamak gerekir; “küçük burjuvazi”yi anlamak için de öncelikle “burjuvazi”nin ne olduğunu…
“Burjuvazi”, sözcük olarak “kentsoylu” anlamına gelmekle birlikte, içerdiği sınıfsal anlam, “sermaye sahibi sınıf”tır. Bu sınıf, geniş çaplı artı-değer sömürüsüyle yaşar. 
Buradan hareketle, “küçük burjuvazi”nin de görece küçük çaplı artı-değer sömürüsüyle yaşayan “küçük sermaye sahibi” sınıf olduğunu söyleyebiliriz.
Bu bağlamda, her küçük mülk sahibiyle, örneğin, sahip olduğu apartman katından rant elde eden biriyle, küçük çaplı artı-değer sömürüsünde bulunan, örneğin işyerinde on işçi çalıştıran küçük işletme sahibi bir küçük burjuvayı birbirine karıştırmamak gerekir.
Kendisi de rant yoluyla artı-değerden pay almakla birlikte, her küçük mülk sahibi ya da esnaf veya bürokrat veya serbest meslek sahibi veya toprak sahibi köylü otomatikman “küçük sermaye sahibi” sınıfına, yani küçük burjuvaziye dâhil değildir. 

Bunlara “küçük burjuva” demek yerine, “küçük mülk sahibi” ya da “orta ve yüksek gelirli” ya da İngilizcedeki “middle class”ın karşılığı olarak “orta sınıf” demek daha doğrudur. 
Aradaki fark, birincisinin küçük sermayesini doğrudan artı-değer sömürüsünden, ikincisinin ise küçük mülkiyetinden ya da esnaflıktan, ticaretten, toprağından veya sahip olduğu meslekten elde etmesidir.
Gerçek küçük burjuvazi, burjuvazinin hemen altında yer alan, ismi üstünde (her ne kadar bazı sol düşünürler “küçük burjuvazi burjuvazinin küçüğü değildir” deseler de), burjuvazinin küçüğüdür. Küçük burjuvazi, orta sınıfla komşu sayılabilir, fakat sermaye sahibi olmasıyla orta sınıfın üstünde, bazı durumlarda ise geliriyle orta sınıfın kimi kesimlerinin (örneğin, iyi kazançlı serbest meslek sahiplerinin) bile altında yer alabilir. 

Buradan, “küçük burjuva aydını” kavramına geçebiliriz. (“Aydın” yerine “entelektüel” kavramını kullanmayı tercih edeceğim.) Elbette, yukarda yaptığımız tanıma uygun olan küçük burjuvazinin içinden tek tek yetişmiş entelektüeller çıkabilir, dolayısıyla bunlara belki “küçük burjuva entelektüeli” denebilir ama koca entelijansiya kesimini göz önüne alırsak, bu tür küçük burjuva entelektüelleri bu kesimin içinde son derece azınlıktır, dolayısıyla entelijansiyayı tanımlamak için kullanılan “küçük burjuva aydınları” kavramı bu kesimi karşılamaz. 

Entelektüellerin büyük çoğunluğu ya da entelijansiya, küçük burjuva değildir, çok azı bu sınıfın içinden gelir. 
Büyük çoğunluğu ise ya doğrudan burjuvaziden, ya küçük mülk sahipleri kesiminden, çok azı da ezilen işçi ve köylü emekçiler sınıfından gelir. Entelijansiyanın ağırlıklı olarak burjuvaziden, küçük mülk sahibi (rantiyer) ve meslek sahipleri kesimlerinden gelmesinin nedeni, bu sınıfların eğitim ve bilgilenme olanaklarına sınıfsal konumları nedeniyle daha kolay ulaşabilmeleridir. 

Küçük sermaye sahibi küçük burjuvaziyle entelijansiya, birbirlerine en uzak sınıfsal konumları temsil ederler.
Küçük sermaye sahipleri sınıfı, ağırlıklı olarak kültürel bakımdan taşralı bir sınıftır ve esasen şehirlerde yaşasa da hem şehir kültürüne hem de entelektüel özelliklere bir hayli uzaktır. İşi gücü, uçurumun kenarındaki işletmesini yaşatabilmek için elindeki az sayıda işçiyi ağır bir şekilde sömürmektir ve entelektüel faaliyetlere ayıracak zamanı bile yoktur. Dolayısıyla, büyük şehirlerin entelektüel tabakasıyla küçük burjuvazi arasında çok az düşünsel, siyasal, toplumsal ve duygusal bağ vardır; işin aslına bakacak olursanız, entelektüeller, küçük burjuvazinin taşralı ve muhafazakâr yaşam tarzından nefret ederler. 

Küçük burjuvaziden gelen entelektüeller bile öncelikle kendi sınıflarını reddederek başlarlar işe. Küçük burjuvazi, küçük mülk sahibi kesimden bile daha tutucudur. Bu sınıf, muhafazakâr sağ partilerin mızrak ucudur, radikal sağ militanlar da çoğunlukla bu sınıftan ürer. 
Sonuç olarak, “küçük burjuva aydını”, eğer bütün entelijansiyayı kapsayacak şekilde kullanılırsa (ki öyle kullanılır) son derece yanlış bir kavramdır ve birbiriyle bağdaşması oldukça zor iki kesimi yapay olarak birleştirip bir taşla iki kuş vurmaya hizmet eder. 

“Kuşları” vurma hesabını yapan ise, elbette pek çıkarcı bir “avcı” olan Sol örgütlerden başkası değildir.
Örgütler, neredeyse iki yüz yıldır kullana kullana eskitemedikleri bu kavramla, bir yandan, kolaycı bir “sınıf tahliliyle”, “küçük burjuva” çuvalına tıkıştırdıkları küçük sermaye sahiplerini, küçük mülk sahiplerini, esnafı, meslek sahiplerini, gelirleri maaşlarına bağlı bürokratları, köylülerin büyük çoğunluğunu, kısacası burjuvaziyle işçi sınıfı arasında kalan kim varsa hepsini “ara sınıf” ilan edip, bu “çuvalın” içindekilerin önemli bir kısmını siyasi olarak son tahlilde kendi saflarına kazanmayı hesap etmekte, bir yandan da “sen küçük burjuvasın” diyerek entelektüelleri kenara sıkıştırıp, psikolojik baskı yoluyla kendilerine karşı boynu eğik hâle getirmeye çalışmaktadır.

“Evde” yapılan bu hesap “çarşıya” uyar mı, o başka. Burada, entelektüellerin önemli bir kesiminin bu propaganda karşısında ezik bir tutum takındığını belirtmekle yetineyim ama bu sanırım başka bir yazının konusu. 
 

www.gunzileli.net

[email protected]