Altun, “Tüm ekonomik veriler, Türkiye'nin ekonomik gücünü dost düşman herkese göstermektedir” diyor. Hangi göstergeler mesela? Gelin, 10 temel göstergeye birlikte bakalım.

Yukarıdaki haber kupürü Milliyet gazetesinden. Başlığı, “İletişim Başkanlığı’ndan ekonomi mesajı: Türkiye diz çöktürülecek bir ülke değil!” İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklamaları özetle şöyle: “Ekonomimiz her geçen gün güçlenerek yoluna devam etmektedir. Tüm ekonomik veriler, tablolar, grafikler ve rakamlar Türkiye'nin ekonomik gücünü dost düşman herkese göstermektedir. (…) Son dönemde, kur oyunları üzerinden doğrudan ekonomimizi hedef alan saldırıların kimler tarafından organize edildiği çok iyi bilinmektedir. Türkiye, salgın sürecinde yürütmüş olduğu başarılı sağlık ve ekonomi sistemiyle tüm dünyaya örnek olmuştur. (…) Milli ve bağımsız ekonomi için attığımız her adım, küresel sömürü çetelerini Türkiye'ye karşı üstü örtülü kirli bir operasyona zorlamıştır. Başarılı ekonomi yönetimi ve güçlü liderlik ile tüm oyunları bozacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

Haberi sosyal medyada paylaşan LDP eski Genel Başkanı Cem Toker, haklı olarak “PTT şubelerinden yağ satarak” nasıl örnek olunabildiğini sormuş. Yine iktisatçı sayın Nesrin Nas, haklı olarak, “Ekonomide başarı kriterleri değişti de haberimiz mi olmadı acaba?” diye, şaşkınlığını ifade etmiş.

Fakat benim takıldığım, “Tüm ekonomik veriler, tablolar, grafikler ve rakamlar Türkiye'nin ekonomik gücünü dost düşman herkese göstermektedir” sözü oldu. Yalnızca tüm veriler değil, tüm tablolar da gösteriyormuş. Grafikler ve rakamlardan bakarsak, orda da durum aynı. Onlar da ekonominin gücünü “dost-düşman”a gösteriyor.

Altun, “tüm ekonomik veriler” derken… Neyi kastetmiş olabilir? 1) Büyüme, kişi başına gelir, 2) Dış ticaret, 3) Bütçe, 4) Merkez Bankası rezervleri, 5) Cari açık, 7) Dış borç, 8) İç borç, 9) İşsizlik, 10) Enflasyon gibi veriler olmalı. İyi ama bütün bunlardan bir teki bile olumlu değilken, Türkiye’nin örnek alınan başarısı ne olabilir? Altun’a başka rakamlar mı gösteriliyor diye endişelendim. Çünkü tablo böyle değil. Yazı biraz uzun kaçacak ama gelin bunlara tek tek bakalım isterseniz.

Milli Gelir: Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın rakamlarını verelim. Türkiye’nin en yüksek büyüme gerçekleştirdiği yıl 2013. Milli hasıla 958 milyar dolar, kişi başına gelir 12.582 dolardı. 2015’ten sonra trend olarak düşüyor. Başkanlık sistemi sonrası durum daha feci seyrediyor. Tablosu sayfada.

Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisi içindeki büyüklüğü – payı, 2019’da yüzde 0.86 seviyesine geriledi. Bu 40 yıl önceki payla aynıdır. Demek ki Türkiye ekonomisi büyümüş ama başka ekonomiler, toplamda dünya ekonomisi de büyümüş. Ama Türkiye, bir arpa boyu yol alamamış. En büyük 20 ekonomideki sırası da gerilemiş ayrıca. 20 içinde kalıp kalamayacağı da şüpheli.

Dış ticarette ne olmuş?

Kapitalist dünyada bir ekonomi için her halde dış ticarette fazla vermek iyidir. Böyle ülkeler var. Ama Türkiye yıllar yılıdır açık veriyor. Tabloda fikir versin diye 6 yılı verdim ama Türkiye’nin dış ticarette fazla verdiği yıl yoktur. AKP’nin iktidarı devraldığı 2003’te açık 22.1 milyar dolardı. Sonraki yıllar büyüyerek devam etti. 100 milyar dolar gibi zirveler gördü. 2020 yılı 50 milyar dolar açıkla kapandı. İhracatın ithalatı karşılama oranı bakımından da temel bir değişiklik yok. 2003’te bu oran yüzde 68.1’di. Yüzde 56’ya kadar düştüğü yıllar oldu. 2020 itibariyle yüzde 77’dir. Şimdi kastedilen “tüm göstergeler” içinde dış ticaret de varsa, bu tablonun neresinde başarı görülmüş, onu bilemiyorum.

Enflasyona bakalım…

Tablo resmi verilerdir. Burada örnek alınacak bir tablo görülüyor mu? Son dönemin en düşük enflasyon oranı yüzde 6.2 ile 2012 yılındaydı. Sonraki seyri tablodadır. 2020 yüzde 14.6 enflasyonla kapandı. Bu, dünyanın en yüksek enflasyon oranlarından biridir. Dünyada çift haneli enflasyonu olan sadece 20 ülke var. Türkiye, bu grupta 15’inci sıradadır. G20 ülkeleri içinde en yüksek enflasyon oranı Türkiye’dedir. Türkiye aynı zamanda açık ara Avrupa şampiyonudur. Türkiye’yi örnek alan ve enflasyonu düşük diye hayıflanan bir ülke düşünebiliyor muyuz?

Şu da var. Bu rakamlar TÜİK’in. ENAG’ın aylık ölçümleri, TÜİK’in aylık rakamlarının yaklaşık iki katı. Eğer buradan hareket edersek yıllık enflasyon da muhtemelen TÜİK’in açıkladığının (14.97) iki katı civarında. Bu tabi Türkiye’nin enflasyon şampiyonları listesindeki yerini daha da yukarılara taşıyor.

İşsizlik oranlarında durum nedir?

Bir kere TÜİK’in son açıkladığı kasım verisine göre yüzde 12.9 işsizlik oranı bile dünyada en yüksek işsizlik oranlarından biridir. Türkiye 32 Avrupa ülkesi listesinde bu rakamla bile sondan üçüncüdür. Avrupa ortalaması yüzde 6.9’dur. Türkiye oranı bu ortalamanın iki katıdır. İşsizlik oranı Çekya’da yüzde 2.6, Polonya’da 3.1, İzlanda’da 3.5, İngiltere’de 3.7, Hollanda’da yüzde 4.2, bizi kıskanan Almanya’da 4.5’tir. Üstelik bizim verilerimiz muhtemelen sorunludur. Büyük resmi görmek isteyenler için tablo şöyledir:

Yani… Resmi işsiz + iş bulma ümidini kesmiş işsiz kişiler + iş aramayıp çalışmaya hazır kişiler + günde ancak birkaç saat çalışabilip tam zamanlı doğru dürüst iş arayanlar + günü kurtarmak için üç – beş parça işe koşturup, tam zamanlı iş arayanlar + yılın ancak birkaç ayında iş bulabilen, evlerini terkedip çoluk çocuk başka diyarlara göçen mevsimlik işçileri koyarsan işsiz kişi sayımız 11 milyon 195 bin kişi. İşsizlik oranımız yüzde 31.1. Bu seviye, iktisadi, sosyal krizin en önemli göstergesidir.

Cari açık iyi gösterge mi?

Ödemeler dengesi, belli bir dönemde Türkiye’de yerleşik kişi ve kurumların, başka ülkelerde yerleşik kişi ve kurumlarla alış verişlerinin bakiyesi olarak tanımlanabilir.  Bu işlem haliyle dövizle yapılan bir alışveriştir ve aylık cari açık rakamları olarak izleniyor. Diyelim döviz gelirinin (ihracat, turizm, dış müteahhitlik, Türkiyeli şirketlerin dış yatırımlarından kar transferleri vs.) döviz giderinden (ithalat, turizm…) çok ise açık vermezsin. Verirsen cari açık olur. Bu açığı sürekli dış borçla kapatırsın, borcun dağ gibi olur. Türkiye, en başta sürekli yüksek dış ticaret açığı verdiği için, yatırımı, üretimi önemli ölçüde dış girdiye bağlı olduğu için, özellikle yüksek büyüme yıllarında cari açık artıyor. Ekonomi yavaşlayınca veya durunca, eksi büyüme yıllarında vs. kısmen düşüyor. Tablosu sayfadadır. 2020’yi mesela 36.7 milyar dolar cari açıkla kapattı Türkiye. Neresi iyi?

Diyelim bütçe… Türkiye’nin bütçesi ne durumda?

Bir devlet bütçesinin açık vermesi mi iyidir, fazla vermesi mi? Az açık vermesi mi iyidir, çok açık vermesi mi? “En iyisi çok açık vermektir” deniliyorsa o başka. Türkiye’nin 2020 bütçesi 173 milyar lira açıkla kapandı. Bu yıl bütçede öngörülen açık 245 milyar lira. Böyle açık verince ne oluyor? Açığı iç – dış borçla kapatıyorsun. Açık büyüdükçe borcun da büyüyor. Büyüdü mü Türkiye’de? Büyüdü, 2 trilyonu geçti. Borç bini aşınca ne oluyor? Faiz de bini aşıyor. 2020’de vergi gelirlerinin yüzde 16’sı (134 milyar lira) faiz ödemelerine gitti. 2021 bütçesine 179.5 milyar lira faiz gideri konuldu. Bu, eğer tahmin tutar da bu düzeyde kalabilirse, vergi gelirlerinin yüzde 19.5’inin faiz lobisine gideceğini gösteriyor.

Devletin borçları (iç – dış) ne durumda?

Bu da önemli bir gösterge. Rakamlar Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın… AKP, 2003’te iktidarı aldığında kamu sektörünün dış borç stoku 64.5 milyar dolardı. 2020 yılı 3. Çeyrek itibariyle 166.5 milyar dolar. 2020 sonu itibariyle bu rakamın 180 milyar dolara çıktığı tahmin ediliyor. Bu mu iyi gösterge? Neredeyse 3’e katlamak, nasıl bir iyi gösterge oluyor? Özel sektörü de katarsak 2020 3. Çeyrek itibariyle dış borç 435 milyar dolar. Özel sektör son dönemde bir miktar ödeyerek yüksek kur etkisinden kurtulmaya çalıştı ve dış borç da gerileyerek 422 milyar dolara indi. Özel borç azaltırken kamu artırdı. Yurtiçinde bile dövizle borçlanma yaptı.


2020’de Türkiye’de kamunun brüt borç stokunda (yaklaşık 200’ü dış, 400’ü iç borçta olmak üzere toplam) 608 milyar lira artış oldu. (Tablosu sayfada) Toplamda 2020 3. Çeyrek itibariyle 2 trilyon 18 milyarı buldu. 2020’nin son çeyreği açıklandığında bu rakamı daha da yukarı gittiğini göreceğiz.

Borç stokunun rakamı önemli değil, milli hasılaya oranı önemli denilirse… Orada da durum feci seyrediyor. Brüt borç stoku, 2015’te milli hasılanın yüzde 27’si kadardı. 2020’de yüzde 43’üne dayandı.

Şimdi bu borcu çevirmek için haliyle daha yüksek faizle daha fazla borçlanılacak, (Hazine 2021’de 618 milyar lira borçlanacağını açıkladı) daha fazla faiz ödeyecek. Hazine’nin borç çevrim oranı, son rakam yüzde 146. Yani 100 borç ödüyorsa, 146 borçlanıyor! Yunanistan yüzde 1 – 1.5’la borçlanırken, dünyada faizler negatifken Türkiye 5.95’le borçlanıyor.

Kimse Türkiye’ye zorla borç vermiyor. Kendisi ihale açarak ‘gelin borç verin’ diyor. Faiz baronlarına eşek yükü ile faiz ödüyor. Sonra dönüp, AKP tarzı siyaset icraatına geçerek başkalarını “faiz lobisi” ilan ediyor.

Merkez Bankası rezervleri…

Bir ülke merkez bankasının rezervleri, (döviz ve altın) cari açığı ve kısa vadeli borçları karşılayabilecek büyüklükte olmalı derler. Bu güvencedir. ‘Döviz krizi çıkmaz’ güvencesidir. Buna göre TCMB’nin kasasında 200 milyar dolar brüt rezerv olması idealdir. Bunun içinde bankanın kendisine ait kısım (net rezerv) ne kadar fazla olursa, o kadar iyi. TCMB’nin brüt rezervlerinin 130 milyar doları aştığı oldu. Halen brüt rezerv 93 milyar dolar, düşük! Ama işin daha da kötüsü, bunun içinde kendisinin net rezervi yok. Başkalarının emanet dövizlerini de harcamış, 47 milyar dolar açıkta!

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’nun incelemesinden aldım rakamları. 2019’un sonunda MB’nin döviz + altın brüt rezervleri 107.4 milyar dolardı. “Swap hariç net döviz rezervleri” diye tanımlanan net döviz pozisyonunu 18.4 milyar dolardı. 2020’ye 18.4 milyar dolar net rezervle başlanıp, eksi 47.1 milyar dolarla kapattı. 1 yılda döviz rezervlerinde 65.5 milyar dolar eksilme oldu. Biliyorsunuz biraz daha geriye gidince toplam erime 128 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bu görülmemiş “başarı”nın mimarlarını görevden aldılar.

Faizi yüzde 30 yaparsak, dolar 5 TL’nin altına bile düşebilir

Başka göstergelere de bakalım. Doların 8.5 liradan 7 liraya gerilemesi… İyi bir şey mi? Evet, iyi bir şey. Ama birincisi bu dolar, 2019 başında 5.33 liraydı. 2020 başında 5.95 liraydı. Yani kayıp eşeğimizi bulduğumuza seviniyoruz ama eşek de o eşek değil. Dahası var… Doların 8.5 liradan 7 liraya gerilemesini yüksek faize borçlu olmasaydık iyi bir şey olurdu.

Doları daha da düşürmek mümkün. Mesela politika faizi yüzde 17. Yüzde 30 olsa kur daha iyi düşmez mi? Dolar 5 liraya, belki daha da altına düşer. Yani demem o ki durum allame-i cihanlık değil. Faizi yükseltmeden doları düşürmüş olsaydın… Bak o başarı olurdu işte.

Politika faizi yönünden de Türkiye şampiyon ülkelerden biridir. Daha birçok göstergeden bakılabilir. Yazı uzamasın, okurun sabrını zorlamayayım diye girmiyorum.

11 milyon civarında işsizimiz var. Çalışanların da yaklaşık yarısı asgari ücretle çalışıyor. 2.800 lira aylık demek bu. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı bu. Yani milyonlarca aile açlık sınırı altında yaşıyor.

Başka ülkeler, neden bütçesi fazla veren, dünyanın en büyük ikinci ihracatçısı, Türkiye’nin yarısı kadar üniversite mezunu ile Türkiye’nin 6 katı milli hasıla üreten Almanya’yı değil de Türkiye’yi örnek alsın? Kim mesela bu bizi örnek aldığını söyleyenler?

Ama şu da var; “PTT’den yağ satarak enflasyonu düşürme” şeklindeki ulusal deneyin nasıl sonuç vereceğini herkes merak ediyordur. Başarılı olursa, örnek alınacağı şüphesizdir.