Saymışlar, bu 23’üncü paket! 18 yıldır iktidardalar.

Ne kötü yapılmış ki reform yapılıyor?

Şair der ya… “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var”

Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz, İslamcılar özeleştiri bilmezler. “Fıtratlarında” yok. Kuruyorlar reform, kaldırıyorlar reform diye satıyorlar.

Reform açıklanıyor. 40 yıldır zaten var olan bir kurum yeniden kuruluyor! 10 yıldır zaten var olan bir kurum yeniden kuruluyor. Bakın şimdi:

İki yeni yapı kuruyoruz. Bunlardan birincisi, Cumhurbaşkanı Yardımcımızın Başkanlığında çalışacak Ekonomi Koordinasyon Kuruludur. İkincisi ise Hazine ve Maliye Bakanımızın Başkanlığında faaliyetlerini yürütecek Finansal İstikrar Komitesidir.

  


Finansal İstikrar Komitesi 2011’de kuruldu. İşte TCMB sitesindeki kuruluş duyurusu:

Ekonomi Koordinasyon Kurumu (EKK) 1981’de kuruldu.  40 yıldır var! O zamanki adı Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu’ydu. İşte Resmî Gazete:

Sonradan EKK (Ekonomi Koordinasyon Kurulu) olarak faaliyetine devam etti. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi öncesine kadar çalıştı. Başbakanın başkanlığında ekonomi ile ilgili bakanlardan oluşurdu. Bazı kereler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında da toplandı. Açın internete bakın, EKK toplantılarıyla ilgili onlarca haber göreceksiniz. İşte 2018 yılındaki son toplantısının haber (Sputnik) kupürü:

Yeni sistemde Başbakan’ın yetkisi Cumhurbaşkanı’na devrolduğu için Cumhurbaşkanı başkanlığında devam etmesi gerekiyordu, etmedi. Ayrıca bir de anayasal kurum olduğu halde yıllardır hiç çalıştırılmayan Ekonomik Sosyal Konsey var. (O da bir sonraki “reform” paketinde yeniden kurulabilir.)
Ticaret Bakanlığı bünyesinde Piyasa Gözetim ve Denetimi Koordinasyon Kurulu var. Bir de diğer bakanlıklarda benzer işi gören dairelerin de katıldığı Piyasa Gözetimi, Denetimi ve Ürün Güvenliği Değerlendirme Kurulu var… Görev tanımı şöyle:

Ama reformcular yeniden kurmakta kararlılar:

Piyasa Gözetim ve Denetim Kurumu kurularak, adil ve rekabetçi bir ortam oluşması temin edilecek, bu kurum, bağımsız düzenleme ve denetim yapma yetkisine de sahip olacak” diyorlar.

“Rekabetçi ortam” işinden de Rekabet Kurumu sorumlu.
Rekabet Kurumu’nun görevini tanımlayan Rekabet Kanunu’nun 20. Maddesi şöyle:

Daha var.

  • TOBB Tahkim’i, İstanbul Tahkim Merkezi var ama yine de bir “Yatırım Uyuşmazlığı Kurumu faaliyete geçirilecek.”
  • Görev tanımı tam olarak bu olan Devlet Personel Başkanlığı var ama “Kamu personeliyle ilgili iş ve işlemlerin tek bir idare tarafından yürütülmesi” sağlanarak “reform” yapılacak.
  • Sanayi Bakanlığı’nın adı teknoloji konularındaki sorumluluklar da verilerek Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na çevrildi ama teknoloji konuları için ayrıca “Cumhurbaşkanlığı himayesinde bir Yazılım ve Donanım Endüstrileri Başkanlığı kurulacak.”
  • Sağlık Bakanlığı var ama ayrıca, “Cumhurbaşkanlığına bağlı Sağlık Endüstrileri Başkanlığı kurulacak.”

Hülasa… Bunlar “kamuoyunda algı çok iyi” işleridir. Türkiye’de kurum filan kalmamıştır. Bu “reformları” hazırlayanların bu kurumların çoğunun varlığından haberi bile yoktur. Olsa bile dert değil. Hallaç pamuğu gibi atıyorlar kurumları. Kuruyorlar, kaldırıyorlar, bölüyorlar, birleştiriyorlar…

Hepsi reform ama…

Ve tabii dünya şaşkınlık içinde; ‘siz bunları nasıl akıl ettiniz!’

Ne kadarda reformcu bir hükümetiniz var sizin!

Bu KÖİ işini nasıl da güzel uyguladınız öyle!

Bu “köprüleri’ nasıl yaptınız?

Bu hastaneleri…

KÖİ işleri artarak sürdürülecek…

“Reform Paketi” böyle söylüyor:

Stratejik sektörlerdeki ürünler için yerliliği artıracak ve teknoloji transferini sağlayacak alım garantilerinin önünü açıyoruz.”

Özeti, Nükleer Santral gibi fahiş garantiler devam edecek.

Şehir Hastanelerinin en somut örneği olduğu Kamu Özel İşbirliği Projelerimizin başarısı, tüm dünyanın takdirini kazanmıştır. Bu uygulamayı bir üst seviyeye taşımak amacıyla, Kamu Özel İş- birliği Kanununun çıkarılmasını planlıyoruz.”

“Tüm dünyanın takdiri” derken, o takdir eden kimdir, bilmiyoruz ama KÖİ batağının en berbat örneği, batağın yarısını oluşturan Şehir Hastaneleridir. Şu ana kadar tahmini 140 – 150 milyar dolarlık kamu yükü oluşturan bu projeler, “bir üst seviyeye taşınarak” devam ettirilecekmiş. Gözümüz aydın mı desem?

Muhalif belediyelere sürpriz çıkabilir

Bu reform işinden, korkarım ki muhalif belediyelerin elini kolunu bağlayan uygulamalar çıkacak. Birkaç gün önce, Danıştay, belediyelerin kendilerine bağlı şirketlere, Meclis’lerinin onayını almadan atama yapamayacaklarına karar verdi. İktidarın, muhalif belediyeleri kuşatma derdini biliyoruz. Adil siyasi rekabet fıtratlarında yok! Yardım toplama engelleri, borçlanma engelleri… İşte bu son ikisi “reform” metnine girmiş gözüküyor. Uygulamada nasıl bir hal alacağını bekleyip göreceğiz.

Reform sunumunda deniliyor ki, “Mahalli idarelerde mali disiplini güçlendirecek ve borç stokunun artmasını önleyecek düzenlemeler yapıyoruz.”

Şunu gördük; iktidar belediyeleri rahat borçlanırken, İstanbul, Ankara gibi meclis çoğunluğu iktidar ittifakında olan muhalif belediyelerin borçlanmaları meclislerinde engellenebiliyor. Ama bir de İzmir gibi başkanlık da meclis çoğunluğu da muhalefette olanlar var. İşte bu “reform” bu durumdaki belediyelerin borçlanmalarını merkezden engellemenin hazırlığı olabilir.

Yine, “reform” sunumunda yardımlar konusunda şöyle deniliyor: “Merkezi ve yerel yönetimlerin sosyal yardım verilerini Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemine entegre ederek, veri paylaşımı” sağlanacak.

İstanbul’da Halk Ekmek büfeleri açmayı bile engelleme, yardım hesaplarına el koyma işlerini gözönüne alırsak… Bu “reform” ile muhalif belediyelerin bütün sosyal yardım faaliyetlerini kontrol altına alma, merkezi olarak engelleme… Ya da… (ki bu fıtratlarına daha uygun!) “AKP’nin yardımı”na dönüştürme amaçlı düzenlemeler görmemiz sürpriz olmaz.

Atamalarda ‘AKP’li olma şartı’ kalkıyor mu?

Üst düzey kamu görevlerine atanmada aranan mesleki tecrübe şartlarının güçlendirilmesi...”

Reformun biri de bu.

Ne anlayalım bundan?

Bu görevlere atanma şartlarının AKP’lilerin tahsil tecrübe durumuna göre ayarlanmasından vaz mı geçilecek? Liyakat sistemine mi geçiliyor? AKP’li olma şartı kalkıyor mu?

Kamu görevleri siyasi eğilimlerine bakılmaksızın, her yurttaşa açılıyor mu? Rum, Ermeni, Musevi yurttaşlarımız da üst düzey kamu görevlisi olabilecekler mi? Alevi yurttaşlarımız da bakan, bakan yardımcısı, vali, kaymakam olabilecek mi?

Makalesiz rektörler dönemi bitiyor mu?

Boğaziçi’nde Melih Bulu atamasını geri mi çekiyorsunuz?

Devlet yurtlarına başvuran çocuklarımıza, AKP gençlik kolları ile teşriki mesaisi olup olmadığı sorulmayacak mı?

Mülakat dümeniyle kamu kurumlarına akraba taullukat doluşması bitecek mi?

AKP’lilere ikişer üçer dağıttığınız kamu görevlerini hakkı çalınmış layık yurttaşlarımıza iade mi edeceksiniz?..

120 bin KHK’lıya zulmün hesabı mı verilecek?

Hiç hayale kapılmayalım. Bunlar elbette olmayacak.

Güreşçiden bankacılar görmeye devam edeceğiz.

AKP liyakata dönemez.

Dönemez çünkü… Atamalardaki derdi kamu hizmetlerini en iyi şekilde gördürmek değil. Son görevlisine kadar değiştirip güvenebileceği, sadık bağlı partililerle devlete yerleşmek... Layık kimseleri değil sadık kimseler atamayı sürdürecektir. Kamu görev ve maaşlarını AKP’ye, Erdoğan’a bağlılık ödülü olarak kullanmayı sürdürecektir. Vatandaşın vergilerini yandaş kayırmaya harcamayı, çevresini tahkim etmeyi sürdürecektir. Çünkü Rubicon çoktan geçildi. Ekonomide şeffaflığa, hesap verebilirliğe dönemez. 150 milyar dolarlık KÖİ batağının hesabını veremez, yandaşlara verilmiş binlerce ihalenin hesabını veremez, 60 milyarlık deprem vergilerinin hesabını veremez, 128 milyar dolarlık rezerv kaybının hesabını veremez. Aynı nedenle… Ne hukukta ne siyasette ne ekonomide reform filan yapamaz. Bu iktidarın 18 yıllık icraatı o kadar büyük hukuksal sorumluluklar yarattı ki, hak – hukuk o kadar fazla çiğnendi, o kadar fazla ihlal edildi ki… Hukuka dönemez. Rubicon, 9 -10 yıl önce geçildi. O günden sonra hukuktan kaçış, kurtuluş planı işliyor.