Son günlerde, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” ile şahlanışa geçen demokrasimizin eşik atladığının işaretleri artıyor. Şu 128 milyar dolar rezerv konusunda muhalefetin pankartları sonrası yaşananlar tarih baba çanına dağ büyüklüğünde bir gürz yankısı bıraktı. Demokrasinin son kırıntıları vinçlerle, iş makineleriyle kazınırken ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu dahil 10 muhalefet milletvekili için fezlekeler de Meclis’e geldi. Sayın Nesrin Nas’ın dediği gibi “Muhalefet etmek (artık) savcılar eliyle yasaklanıyor.”

Bu rezervin nasıl çarçur edildiğini sormak nasıl olur da suç, kabahat kabul edilebilir?

Sormak anayasal hak, cevabını vermek de idarecinin kanuni sorumluluğu.

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu bunun için var.

Tarih 10 Aralık 2003. (AKP iktidarda!) Kanun numarası 5018.

Amaç maddesi:

“Madde 1- Bu Kanunun amacı, (…) kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak(tır.)”

Üçüncü bölümünün başlığı:

Kamu Kaynağının Kullanılmasının Genel Esasları

Madde 7- Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında denetimin sağlanması amacıyla kamuoyu zamanında bilgilendirilir.”

“Hükümet politikaları, kalkınma planları, yıllık programlar, stratejik planlar ile bütçelerin hazırlanması, yetkili organlarda görüşülmesi, uygulanması ve uygulama sonuçları ile raporların kamuoyuna açık ve ulaşılabilir olması (…) zorunludur.

Hesap verme sorumluluğu

Madde 8- Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından (…) kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış̧ mercilere hesap vermek zorundadır.

Kanun böyle.

Bu yüzden… “Deprem vergileri nerede” diye soran mükellefe, derneğe, partiye, vatandaşa “size mi hesap vereceğiz?” diye cevap verilemez!

Kamuoyu, denetimini kurumlarıyla (Meclis, Sayıştay, vergi denetim kurumları, sivil toplum) yapar. Hem anayasadan hem kanunlardan gelen bu hakkın sahibidir. Kullanır.

Kimse, “size mi hesap vereceğiz” diyemez.

Kamu, KKTC’ye pikniğe niye 6 uçakla gittiniz, diye sorar.

Kamu, dünyada en çok makam aracı bulunan Türkiye’de… Daha bir iki hafta önce “ekonomik reform” açıklanmışken, “kamuda araç kullanımında tasarruf edilecek” denilmişken… Gidip, 52 milyon kamu kaynağı kullanarak neden 3 yeni lüks Mercedes aldınız, diye sorar.

Hakkıdır. Alın teridir!

Yasa ve prensip; “kamu kaynağı kullanan kamuya hesabını verir”dir.

Bu nedenle kamuoyu, Varlık Fonu niye Mali Kontrol Kanunu’nda muaftır, diye sorar.

Kamuoyu, “128 milyar dolar nerede” diye sorar. Yasal hakkıdır.

“Pandemiyle mücadele ederken kullandık”  bir cevap değil. ([1]) erime pandemi öncesi başladı. 128’in 33 milyar doları 2019’da eritildi.

“Kasasında duruyor” bir cevap değil. Merkez Bankası her hafta bilanço açıklıyor. Orada yok öyle bir para. (Tablo 1)

“30 milyar doları cari açık finansmanında kullanıldı, 30 milyar dolar ithalatçılara satıldı. 36 milyar dolarlık altın ithalatı yapıldı. 75 milyar doları Türkiye’de yerleşiklere satıldı, 12 milyar dolarıyla portföy yatırımcısı çıktı” demek bir cevap değil. Cevabı aranan soru bu değil.

Kime? Kime? Hangi yolla? Ne zaman? Hangi kurdan?

Tablo 1’e bakın. Merkez Bankası’nın net rezerv eksi 49 milyar dolar.

Şimdi de tablo 2’ye bakın. Merkez Bankası döviz ihalesi açmamış, satmamış gözüküyor, Son müdahale satımı 23 Ocak 2014!

Kamuoyu bunu soruyor işte! Hangi kanaldan satıldı?

Açın rakamları, görelim!

Mali şeffaflık görevinizi yerine getirin.

“Ağbal, bu hesaplara bakmak istediği için görevden alındı” diye dedikodular dolaşıyor. Merkez Bankası’ndan, hükümetten bir açıklama gelmiyor!

Çıkıp, “Hayır, hesabı verilmeyecek bir şey yok. İşte hesaplar, transferler, tarihler, kurlar, alıcılar…” denilmiyor. “Komisyon kuralım, kamuoyunu aydınlatalım” denilmiyor.

Neden?

Kullandığınız kamu kaynağı.

Maaşlarınızı nasıl kullandığınız sorulmuyor.

Eski bakan Sayın Canikli bir açıklama çabasına girdi. “Ekonomi eğitimi veren okulların birinci sınıflarında öğretilen temel kuralları hatırlatmak mecburiyetinde kaldığı için üzgün” olduğunu,  “sansasyonel ve suçlayıcı ifadelerle ekonomide kaotik bir ortam oluşturulmaya çalışıldığını” söylüyor.

Türkiye’yi 128 milyar dolar satılarak müdahale edilen bir ekonomi tablosuna getirmek değil de…

“128 milyar doları nasıl sattınız” diye sormak mı kaotik ortam yaratmak oluyor?

Canikli’nin izahatına bakalım:

“Merkez Bankasının doları ucuza veya pahalıya sattığına ilişkin değerlendirmeler en hafif ifade ile cehalet ürünüdür. 2019 ve 2020 yıllarında dolar kimlere satılmış?

1a: Cari açığın finansmanı için MB 30 milyar dolar döviz satmış.   (2019’da cari denge +6,8 milyar dolar, 2020’de cari açık -36,8 milyar dolardır.) Yani 30 milyar doları ithalatçılar satın almış. 2019 ve 2020 yıllarında toplam 36 milyar dolarlık altın ithalatı gerçekleştirildi.

1b- 75 milyar doları Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişiler tarafından satın alınmış. Yani 75 milyar dolarlık TL cinsinden hesaplarını dolara çevirmişler. Bu 75 milyar dolar Türkiye’deki bankalarda hesaplarda durmaktadır.

1c- Özel sektör dış borcunu ödemek için 43 milyar dolar satın almış (özel sektörün 2018’in sonundaki toplam dış borcu 298 milyar dolar ilken 2020’nin sonunda 255 milyar dolara düşmüş.)

1d- 2019 ve 2020 yıllarında 12 milyar dolar portföy yatırımcısının çıkışı olmuş.

Bu dört kalemi topladığımızda 160 milyar dolara ulaşılmaktadır. Bu durum Merkez Bankasının 2019 ve 2020 yıllarında 160 milyar dolar satış yaptığı anlamına gelmiyor. Çünkü ödemelerin tahakkukunda dönemsel kaymalar ortaya çıkabiliyor. Bu tablo bize 128 milyar doların tamamının yukarıda belirtilen ödemelerin finansmanında kullanıldığını göstermektedir.

(…) Tekrar hatırlatalım Merkez Bankası doğrudan ve dolaylı tüm döviz satışlarını piyasa fiyatından gerçekleştirmiştir. Ucuza dolar satıldı iddiası kocaman bir yalandır.

Döviz satışında hiç kimseye farklılık ve ayrıcalık yapılmamıştır. Piyasanın işleyişi itibari ile böyle bir durumun olması da zaten mümkün değildir.

- Bir doların dahi nereye satıldığı bellidir. Merkez Bankasının doğrudan veya dolaylı olarak sattığı dövizi piyasadan satın alanların kimlikleri ve ne kadar döviz aldıkları devletin kayıtlarında yer almaktadır. (…) Bu kara propagandayı ve dezenformasyonu gerçekmiş gibi sunmaya çalışan iftiracılara sesleniyorum; Bildiğiniz somut bir şey varsa açıklayın yoksa susun. Bu ülkeye zarar veriyorsunuz. Sonuç itibari ile her şey açık ve net, 128 milyar dolar burada sizin aklınız nerede?”

***

Şimdi bu açıklamaya adım adım bakalım:

Türkiye 2001’de dalgalı kur rejimine geçti. Merkez Bankası’nın “döviz kuru politikası” şöyledir: “Döviz kurunun bir politika aracı olarak kullanılmadığı dalgalı kur rejiminde Merkez Bankası, nominal veya reel herhangi bir kur hedefi belirlemez. Bununla birlikte Banka; finansal istikrara yönelik riskleri azaltmak amacıyla, Türk lirasının aşırı değerlenmesi veya değer kaybetmesine karşı tedbirler almaktadır.”

Merkez Bankası, “aşırı oynaklık” halinde müdahale satışı yapar. Piyasanın döviz talebini karşılamak gerekiyorsa, karşılar… Ama bunu kendisi ve açık piyasa işlemleriyle yapar.

Soru şu:

Tedbir alma, müdahale etme yetkisi varken…

Bu yetkiyi daha önceleri çok kere kullanmışken…

Her zaman müdahalenin büyüklüğü, kaç lira kurdan yapıldığı tablo tablo yayımlanırken…

Bu kez, neden (hala nasıl olduğu tam bilinmeyen) “arka kapı”dan satış yapıldı?

Neden hangi kanaldan ve kaç lira kurdan satıldığının bir dökümü açıklanmıyor?

“Hiç bir ülke Merkez bankası döviz rezervlerinin hepsini, hatta fazlasını ülkede bir savaş veya temel ihtiyaç malzemesi krizi gibi bir durum olmadığı sürece kullanıma sürmez. Hiç bir Merkez bankasının döviz piyasalarına müdahalesi aylarca sürmez. Bugün Türkiye’de uzun yıllar bakanlık yapmış kişilerin Türkiye’nin hangi döviz rejiminde olduğunu bile bilmediğini görüyoruz. Bu konudaki tek gerçek, faiz ve dövizi aynı anda kontrol etmek gibi imkansız bir şeyi başarmak ve serbest piyasa ile girilen savaşı kazanmak için vatandaşın parası ile finansal kumar oynandığı ve kaybedildiğidir.” (K. Rota)

***

Bu tartışma üzerine son günlerde üç saygın iktisatçı (finansçı) yazdı. Onların değerlendirme ve soruları da buraya aktarıyorum.

128 milyar dolar rezerv kaybını, “Türkiye’nin en büyük finansal skandalı” olarak değerlendiren, eski Bankacı, Gelecek Partisi Ekonomi Politikalar Başkanı Kerim Rota’nın “Rulet masasına geri dönüş mümkün mü?” başlıklı yazısında, Canikli’nin “Bu rezervle cari açık karşılandı, vatandaşa satıldı” açıklamalarının gerçek dışılığı şöyle anlatılıyor:

“Bunun kocaman bir yalan olduğunu baştan yazalım. Bu iddiaları ciddiye alıp üzerinde tartışmak gereksiz olsa da 2003-2020 arasındaki cari açık verilmeyen tek yıl olan 2019 yılında bu mekanizma ile 33 milyar dolar satıldığını not edelim. Oysa 2003-2018 arasında verilen birikimli 540 milyar dolar cari açığa rağmen, TCMB swap sonrası net rezervleri aynı dönemde 30 milyar dolar arttı. Aynı şekilde yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatları 2003-2018 arasında 50 milyar dolardan 160 Milyar dolara yükselirken de TCMB net rezervi arttı. TCMB doğrudan yaptığı döviz müdahalelerini günlük olarak açıklar(dı). TCMB’nin kendi sitesinde son doğrudan döviz müdahalesi 23 Ocak 2014 tarihini taşıyor. Bu tarihten sonra piyasaya doğrudan bir döviz satışı yapmadığını iddia ediyor. Oysa biliyoruz ki 2019 başından 2020 Kasım ayına kadar 126,3 Milyar dolar satıldı. (…) Kime ne kadar satıldığını bilmek artık yeter mi? Üzerinde şüphe olan işlemlerin detayı gün gelecek açıklanacak. Bugünkü iktidar döneminde olması zor görünmekle beraber bu kadar “itibar açığı” biriktiren bir Merkez Bankasının neyi ne zaman yapmak zorunda kalacağı da belli olmaz. Bu mekanizmanın sorumluları mutlaka gün gelip hesap vermek zorunda.”

Rota’nın soruları da şöyle:

1- TCMB hangi kuruma hangi tarihte, ne miktarda ve fiyattan döviz satışı yaptı?

2- Alan kurum/kurumlar bunu aynı tarihlerde kime sattı? Bilançolarında kalan fazla varsa bunu ne yaptılar?

3- Bu satışlar ortalama olarak ve tek tek işlem olarak hangi fiyattan yapıldı?

4- Bu kurum/kurumlardan döviz alan kamu bankaları aynı gün içerisinde döviz piyasasına hangi fiyattan ne kadar döviz sattı?

5- Kamu bankaları aynı gün içerisinde belli bir miktarın üzerinde talep eden müşterilerine hangi fiyattan ne kadar döviz sattılar?

6- Kamu bankalarının o günkü alış maliyetinden daha düşük fiyattan yapılan satışlar varsa bunlar kimlere yapıldı?

7- Alan bankaların o günlerde TL üzerine açtıkları türev pozisyonları nelerdi?

Uğur Gürses’in yazısında ise şu sorular sıralanıyor:

  • Satılan, eritilen döviz rezervi miktarı tam olarak ne kadardır? 128 milyar doların üzerinde midir?
  • Hangi yollarla MB’den çıkarılmıştır?
  • MB’nin kendi bünyesi dışında yapılan satışlara ilişkin bir Banka Meclisi kararı, Yönetim Komitesi Kararı almış mıdır? Satışlarla ilgili bir Karar Defteri tutulmuş mudur?
  • Ülke rezervlerinin finansal güvenliği tehlikeye atacak düzeyde bu kadar eritilmesine siyasi direktif var mıdır? Kim vermiştir?
  • Merkez Bankası’ndan çıkarılan dövizler nereye aktarılmıştır? Hangi mekanizmalarla satılmıştır? Bankalar arasında mı? Döviz brokerleri aracılığı ile mi? Uluslararası banka ya da finansal kurumların oluşturduğu trading sistemleri aracılığı ile mi? Satışa aracılık edenler ‘blind broker’ mıdır? Yoksa alıcı ve satıcı taraflar birbirlerini bilebilecek bir eşleşme ile mi satışlar gerçekleşmiştir?
  • Dövizlerin günlük olarak işleyişte satışına kimler karar vermiştir?
  • Hangi kurdan ne kadarlık miktarlarla satılmıştır, kim karar vermiştir?
  • Satışla alınan TL’ler ne yapılmıştır? Hemen Merkez Bankası’na aktarılmış mıdır? Üzerinden faiz, komisyon elde edilmiş midir?
  • Satışların alıcıları bilinmekte midir? Alıcılar biliniyorsa döviz satışları sırasında satıcının aleniyeti ile işlem ilişkisi örtülenmiş midir?
  • Blok satışlar yapılmış mıdır? Yapıldıysa kimlere, ne kadar, hangi kurdan satılmıştır?
  • Uzlaşmalı, pazarlıklı satış yapılmış mıdır?
  • Yapılan satışlardan oluşan kur zararı (Hazine üzerine alınan pozisyonlar dahil) ne kadardır

Yüzlerce milyar kamu zararı oluştu

Olayın bir başka boyutu kamu zararıdır. Nurettin Canikli, olup biteni çok da sorun olmayan, önemsiz bir iş gibi anlatıyor. Uluslararası finans uzmanı M. Murat Kubilay, “128 milyar doların akıbeti” başlıklı yazısında, konuyu genişçe ele aldı. “Tüm bu satışlar şeffaf olmayan bir şekilde yapıldı, bu açık bir usulsüzlük. Ötesi, uygulanan bu politika başarısız oldu. Yalnızca döviz kuru ve faiz oranlarındaki yükseliş değil; milyarlarca doların düşük fiyattan satılmasıyla kamu zararı oluştu” diyen Kubilay, “Ne derece büyük bir zarar var?” sorusuna şu cevabı veriyor:

“Bunu hesaplamak için ortalama satış fiyatını bilmek gerek ki TCMB satışları kabul etse de fiyatları hala açıklamıyor. 2019’da dolar kurunun gördüğü en yüksek değer 6,20 idi. Bunun anlamı şu: 2019’da satılanların en yükseğinin bile fiyatı 6,20’nin altında. (…) Şu andaki dolar kuru ise 8,15. Bu durum kamu zararının onlarca milyar TL olduğunu gösteriyor. Üstelik bu rezervlerin önümüzdeki dönemde çok daha yüksek kur seviyesinden yerine konabileceğini düşünürsek zarar belki de yüzlerce milyar TL’yi aşacak.

Hepsi bu mu? Maalesef değil, çünkü net rezervlerin ekside olması küresel piyasalarda olası bir şok halinde dış borçları ödeme ve ithalatı gerçekleştirme riski yaşamaya neden olabilir. Geleceğin ne getireceğini kestirmek kolay değil. Ötesi, savaş, ambargo veya yaptırım gibi bir durum yaşasak uluslararası ödemeleri ve silah alımı gibi işlemleri yapamayabiliriz. En açık ifadeyle eksi 50 milyar dolara düşmüş net rezervler tartışmasız bir milli güvenlik riski.” ([2])

Şöyle düşünelim…

Rezervi düşük kurdan sattınız. Şimdi 8 liranın üstünde kurla, önce eksi 50 milyar doları yerine koyacak, üstüne de bir 40 – 50 milyar dolar net rezerv oluşturacaksınız. Nerden baksanız 90 – 100 milyar dolar almanız gerekiyor. 1 lira kur kaybınız olsa 100 milyar lira kayıp demek bu.

2019’da 6.20’den dolar sat, şimdi 8,15 liradan yerine koy! Kubilay’ın dediği gibi kur zararı belki de birkaç yüz milyarı bulacak.

Bir maliyeti de faiz yüküdür. Türkiye devleti ve şirketleri, şimdi benzer ülkelerden 4 – 5 puan fazla faizle ancak borçlanabiliyor. Rezervlerin boşaltılmasının yarattığı kırılganlığın sonucu oluşan faiz yükü acaba kaç yüz milyar?

İşte bunun kamuoyuna hesabının verilmesi gerekiyor. Onun parası!

Canikli sayıyor, ithalatçıya şu kadar, altına şu kadar…

Birilerinin sattığını, birilerinin aldığını, bir yerlerde kullanıldığını herkes biliyor.

“Birileri…” diyorum çünkü hala Merkez Bankası -net rezervi eksi 50 milyar dolar ama- satmış gözükmüyor!

Çünkü hala (“ithalatçılara, borç ödeyen şirketlere” değil) hangi ithalatçıya, şirkete satıldığını bilmiyoruz.

Hangi şirkete veya kişiye, kaç lira kurdan satıldığını bilmiyoruz.

Müdahale günü, miktarı gibi konularda birileri içeriden bilgi alarak kur ticareti yaptı mı?

Mesela birilerine al sat tüyoları gitti mi? Bilmiyoruz! Belki her şey doğru yapıldı, bilmiyoruz!

Merkez Bankası’nın kefen parasını bile alıp kullanan iktidar, “paraya sıkıştık, getirin birkaç milyar dolar” diyerek, doğrudan alıp kullandı mı?

Bu olamaz, olmamıştır diyebilir miyiz? Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, dün sosyal medyada paylaştı:

 “2010’da Arjantin hükümeti kontrolden çıkan kamu harcamaları ve borç ödemelerini karşılamak üzere MB’den rezervlerin hükümete devrini istedi. Bşk. M. Redrado itiraz ederek istifa etti ve kitap yazdı. Ama hükümet rezerve el koydu. $128 milyar nerede’ye yol gösterebilir.”

Benim sorum da bu:

Bu rezervin bir kısmını hükümet mi kullandı?


[1] Ekonomist Haluk Bürümcekçi’nin hesaplamasına göre satılan 126,3 Milyar doların 33 milyar doları pandemi ortada yokken 2019’da satıldı.

[2] Önemli bir konu da bilgi kirliliği. M. Murat Kubilay, buna işaret ederek şöyle diyor: “Rezervler bir tip kamu harcaması değil. Ortada bir mal veya hizmet alımı içeren sözleşme yok. Bu nedenle bu rezervlerle gidip aşı alabilirdik veya SMA hastaları için kullanabilirdik gibi önermeler finansal açıdan bütünüyle yanlış. Bu tip sözlerle hatalı politikaların topluma anlatılması amaçlansa da iktidar çevresinin itirazları halinde haklıyken haksız duruma düşmek gayet mümkün. Ötesi, satılan 128 milyar dolar karşılığında TCMB kasasında hala 128 milyar dolar ederinde para var, ancak döviz değil TL olarak. Yani para yerinde ama döviz değil TL şeklinde.  Mesele şu ki yeryüzünde TL basma imtiyazına sahip tek kurum TCMB ve TL’nin uluslararası düzeyde bir karşılığı yok. Yani TCMB kasasındaki döviz ve altının bir anlamı varken TL’nin hiçbir anlamı yok. İşte bu nedenle “Rezervler peşkeş çekildi” cümlesi hatalı olsa da “Rezervler çarçur edildi” cümlesi doğru. Çünkü TCMB istediği her zaman TL üretebilir, bunun için döviz rezervlerini heba etmeye gerek yok.”