Tartışma, Kanal İstanbul projesi üzerinde koptu. Muhalefet, “parasını ödemeyiz” deyince, Cumhurbaşkanı “devlette devamlılık esası”nı hatırlattı. “Tahkime gider sizden söke söke alırlar” dedi. Ben başka esasları da hatırlatmak istiyorum.

Mesela hesap verme esasını...

Halkın rızasını alma esasını…

Anketlere göre halkın çoğunluğu bu projeye karşı.

Memleketin bilinen, dünyaca tanınan, en iyi uzmanları, toplumun güvenini kazanmış bilim adamları, analistleri çevresel, siyasal, jeopolitik… Birçok büyük riske dikkat çekiyor, onlar da karşı.

Bu tabloya rağmen, “isteseniz de istemeseniz de yaparız” demek, halkın rızası esasına uyuyor mu?

Boğazlar, Marmara ve Karadeniz’in kilidi.

Anahtarı da memleketin elinde. Niye bu kilidi kırıyorsunuz?

Niye Türkiye’yi durup dururken süper güçler rekabetinin ortasına atıyorsunuz?

“Çok para kazanacağız” deniliyor.

Boğazlar gibi güvenli, geniş, derin, bilinen bir su yolundan ücretsiz geçebilirken, beton kanaldan kim, niye para ödeyip geçsin?

“Efendim, gemi trafiği artıyor, Boğazlar için tehlike yaratıyor.”

Halka yanlış bilgi verilir mi? Nerede kamu sorumluluğu?

Hayır, artmıyor, azalıyor. Devletin resmi rakamları tabloda. Gemi tonajlarındaki büyümenin normal bir sonucu olarak geçen gemi sayısı azalıyor. Daha da azalacak.

Asıl tehlike büyük çevresel riskler! Marmara’yı kaybetme riskiyle yüzyüzeyken, bu denizi doğrudan etkilemesi muhtemel yeni riskler alınır mı?

Niye uluslararası ölçekte itibarlı bir kuruluştan değerlendirme alınmadı?

Yandaş şirketten alınmış yarım yamalak bir ÇED’le bu riskler ne uğruna alınıyor?

CHP’li Faik Öztrak, “Tahkimde kaybedersek 7 sülalenizden alırız” dedi.

Eee çünkü “devlette devamlılık” gibi bir esastır bu da. Kamunun kör kuruşu, yerine konulmak zorundadır!

***

Ne diyor Mali Kontrol Yasası, Madde 8?

“Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar, kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.”

Görüyoruz ki kamu kaynağını kullanan;

  1. Etkili kullanacak
  2. Verimli kullanacak
  3. Hukuka uygun kullanacak
  4. Muhasebeleştirecek
  5. Kötüye kullanımı önleyecek
  6. Yetkili mercilere hesap verecektir.

Burada 15 milyar dolar (132 milyar lira) kamu kaynağı kullanılacak. Etkili ve verimli kullanılıp kullanılmadığından elbette emin olunması gerekiyor. Ama yine aynı sözleri duyuyoruz: Çok para kazandıracak! Cebimizden para çıkmayacak!

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri için sürekli söylendi bu sözler. Ne oldu?

Tabloya bakalım. Bütçe rakamlarıdır. Önümüzdeki yıllar yapılması muhtemel garanti ödemelerinin projeksiyonu:

2022 öngörüsü 34,6 milyar. Çarpalım 25 yılla, etti 900 milyar. Yani 100 milyar doları geçen bir yükten söz ediyoruz.

Daha 6 – 7 proje de yeni devreye giriyor. Çanakkale Köprüsü, Ankara – Niğde Otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu filan içinde yok!

Bütçe hepimizin cebi değil mi? Devletin bütçesini 150 milyar dolara yakın garanti yükü altına sokanlardan hesap sorulmasın mı? Yasa çiğnensin mi?

Tamam, devlette devamlılık esas… Peki yılda 4 yolcu inen yere 100 yolcu garantisi verenden hesap sormak esas değil mi? Bu hebası yapan bürokratlar hesap vermeyecek mi? Bunlar müteahhidi mi kolladılar, kamuyu mu?.. Buna bakılmayacak mı?

Yavuz Köprüsü açık… Bütün mecburi tutmalara (ve navigasyon dümenlerine) rağmen yılda geçen araç sayısı 15 milyon civarında. Garantisi 49 milyon 275 bin araç! Yani gerçekleşenin (gerçekleşebilir olanın) 3 katından fazla!

Devlette devamlılık esas da bu garantiyi verenden hesap sormak esas değil mi?

Bu hesabı kim yaptı? Bakılmayacak mı?

Peki… Osmangazi Köprüsü’nde mümkün olanın iki katı garanti veren bürokrat, yetkili her kimse, yetkisini doğru mu kullanmıştır? Otoyol dahil bu projede kamuya 11 – 12 milyar dolar garanti yükü getiren yetkililer, bunun hesabını vermeyecek mi?

Zorlama önlemlerle 7 – 8 milyon araç geçen bir köprü için nasıl olur da 14.6 milyon garanti verilir?

Devamlılık esas da hesap vermek esas değil mi?

Bu ülkede devletin 900 hastanesi var. 30 tane daha yapmasının önündeki engel neydi?

Müteahhitlere bina yaptırıp kiralık hastaneye çıkmak da nedir? Kimin aklına geldi bu parlak fikir?

Yatak başına yıllık (kira hizmet bedeli) 100 bin dolara geliyor. 25 yıl müteahhitlere 70 milyar dolar ödenecek bütçeden. 70 milyar dolarla 700 hastane yapılabilirdi. “En büyük” havası için yapılmış devasa hastaneler, kamu kaynağını verimsiz kullanma örneklerinin şahikasıdır. Dünyanın deneyimleyip terk ettiği bir ölçektir. Sorulmayacak mı bu, hiç mi çevrenize bakmadınız?

Ankara’da, 5 – 6 çalışan hastaneyi kapatıp bir şehir hastanesi açmak, kamu kaynağını verimli kullanma sorumluluğunun neresine uyuyor?

Eskişehir’de 995 yataklı mevcut devlet hastanesini kapatıp sadece 86 yatak fazlalı bin 81 yataklı Şehir Hastanesi’ne kiraya çıkmanın mantığı nedir? Mali Kontrol Yasası’nın öngörüsüne uygun mudur?

AHL’nin kapasitesi dolmuştu. Kabul. Yeni kapasiteye de ihtiyaç vardı. Kabul. Peki neden Sabiha Gökçen’i büyütmediniz? Bölge uygun, arazi Hazine’nin… Birkaç milyar dolara önemli bir ilave kapasite yaratılabilirdi.

Ödüllü, birkaç milyar dolara ancak kurulabilecek, eko sistemi oturmuş harika bir liman niye çöpe çıkarıldı? Gidip pistlerini kırıp üstüne hastane yaptınız. “Yabancıya pist üstü hastane” buluşu tarihe geçecek bir iştir.

Hükümetteki parti, koalisyon kim olursa olsun… Kamu, “kör kuruşa” sahip çıkmazsa, “yetimin hakkı” kollanmazsa, devletin bütçesini haramiler yağmalamaz mı? Mali Kontrol Yasası, Meclis denetimi, Danıştay, Sayıştay bunun için var. Hesap verme esası bunun için var.

Bizde olmaz ya… Diyelim gözden, dikkatten kaçtı, oldu.

Mesela şeytana uymuş bazı kamu görevlileri ihale fiyatlarını şişirerek devleti soymaya kalkıştı…

Mesela bir kamu kurumu, bir şirkete abone gibi ihale verdi, mesela 40 belediye bir şirkete çalıştı…

Bir kamu yöneticisi akrabalarına devletten kıyak işler bağlayıp, arkada kırıştı,

Bir kurum yöneticileri, birbirlerini işten atıp tazminat dümeniyle çalıştıkları kurumu soymaya kalktı,

Mesela bir hükümet yetkilisi nüfuz ticaretiyle semiz kodaman oldu,

İyice yoldan çıkmış bazı kamu yöneticileri suç örgütleriyle teşriki mesaiyi ilerlettiler,

Bizde olmaz ya… Diyelim oldu. O zaman kamu zararı gerekiyorsa 7 sülaleye kadar giderek tazmin edilmeyecek mi? Mali Kontrol Yasası 8. Madde ne diyor?

“Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar (…) kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur ve yetkili kılınmış mercilere hesap vermek zorundadır.”