Büyümeyi yüksek; işsizliği, enflasyonu, yoksulluğu düşük gösterme; Merkez Bankasının net rezervlerinin eksiye düştüğünü bilanço kalemleri içine gömme, bütçeye dolar boru hattı döşemiş müteahhitlere garanti ödemelerini, sözleşmeleri gizleme, çarpıtma, çelişkili salgın sonuç tabloları… Kurlarda olduğu gibi gözden kaçırılamıyorsa, “dış mihraklara” yıkma… Bu gibi işlerden umulan şey, açık ki hükümeti “rekortmen, en başarılı” göstermek… Ama hepsinin siyasi, ekonomik etkileri, sonuçları var. Kamu kanaatinin çarpıtılmasından ibaret değil bu. 

Mesela enflasyon…

Enflasyonu düşük göstermek aynı zamanda bir gelir tırpanı gibi çalışıyor. Çünkü enflasyon rakamları ücret ve maaş zamlarına baz oluşturan bir rakam. 

Açıklanan rakamlar gerçeklikten uzaklaştıkça, tırpanın her defasında koparıp götürdüğü gelir kaybı da artıyor.

Biz çarşıda pazarda fiyatları coşmuş görüyoruz ama TÜİK, enflasyonun kıpırdamadığını söylüyor bize. Geçen yıl ilk 6 ayın enflasyonu 5.01, bu yıl ilk 6 ayın rakamı 5.75! 

Temmuz itibariyle “düştü” diyor TÜİK.

İşte bu rakam tırpan gibi çalışıyor: 

“Zilin sesini duydunuz mu ahali, TÜİK açıkladı enflasyon yüzde 5.75 olmuş. 4 vermiştik… Alın 1.75 farkınızı daha. Bak yine ezdirmedik sizi enflasyona…” 

İlk 6 ayın enflasyonu gerçekten 5.75 mi?

Kimse inanmıyor. 

İnanmıyor ama, çıkıp da “Hayır 5.75 değil, 9.75’ti” de diyemiyor.

Çünkü hesabı yok. Gerçekçi bir enflasyon hesabı yok.

Eğer gerçekte 5.75 değil de 9.75 idiyse, 4’lük tırpan demek bu. Eğer gerçekte yüzde 15 idiyse 9.25’lik tırpan demek…

Evet, uzun zamandır enflasyon rakamlarının inandırıcılığı tartışılıyor. Evet, bu doğru ama… Geçeklikle açıklanan arasındaki makas hiç bu kadar yakıcı olmamıştı.

Durum ciddidir. Ben bu yüzden sendikaların, bir sistematik kurup, alternatif enflasyon ölçümlemesini savunuyorum. Elbette hükümet sendikaların rakamını baz almaya yanaşmaz. Ancak gerçekçi rakamlar ciddi bir savunma argümanı oluşturur. Daha direngen bir hak savunmasını destekler. Gerçek tabloyu görebiliriz. Açlık – yoksulluk sınırı hesaplama tekniği, enflasyon hesaplamaya geliştirilebilir. İktisatçıların destek olacaklarından kuşkum yok.

Sendikalar, işçi – memur – emekli için hesaplama yapabilir. Böyle bir çalışma, gelir dağılımı gruplarının harcama kalıplarını yansıtacağı için de çok daha gerçekçi bir tablo ortaya koyar. Zam sisteminin sakıncalarından bir başkasıdır bu. Paçal, ortalama enflasyon oranı baz alınıyor. Oysaki gelir dilimlerinin harcama kalıpları farklı. Ayşe teyzenin enflasyonu ile patron Hüseyin beyin enflasyonu aynı değil. Genel enflasyon oranı, gelir dilimlerine götürüldüğünde, bazı kesimlerin gerçekliğine uzak, bazılarına yakın düşebilir. Hangi dilime yarayacağından bağımsız olarak gerçekçi rakamlara ihtiyaç var.

Şu tabloya (Kaynak: HT) bakalım. En düşük gelirli yüzde 20’lik dilimde gıda ve alkolsüz içecek harcamalarının payı yüzde 30.7. Bu oran en yüksek gelirli yüzde 20’de yüzde 15.3. Yani yarısı düzeyinde. Konut ve kirada sırasıyla yüzde 31.2’ye karşılık 20.1. Ulaştırma harcamalarında tam tersi bir durum var. Dar gelirli toplu taşıma kullanıyor. Yüksek gelirli özel araç kullanıyor. Hatta şoför kullanıyor. Bu da ulaştırma harcamalarının yüksek gelirli grupta payını artırıyor. Lokanta otel harcamaları, eğlence kültür harcamaları zenginlerde yüksek. Dar gelirli parasını gıdaya, kiraya, metro, otobüs, tren biletine harcıyor. Bu kalemlerde aylık ve yıllık fiyat artışları, doğal olarak gelir gruplarını farklı etkiliyor. “İşçimizi memurumuzu enflasyona ezdirmedik” diyorlar. Oysaki her yıl ücretliden, memurdan birkaç puan çalınıyor.

Faiz baskısıyla dar gelirlinin üç kuruşunu pula çevirdiler.

Buna daha önce de dikkat çektim. Bu dönemde dar gelirlinin cebinde açılan ikinci delik de bu oldu. Biri bu çarpıtılmış enflasyon rakamlarıdır. Artık 2 – 3 puan kayıptan söz edilmiyor. Muhtemelen çok daha fazlası… Bir diğeri de işte bu uyduruk “faiz – enflasyon” teorisiyle üç – beş kuruş TL tasarruf edip bankaya yatırılan kefen paralarının pul edilmesidir. Merkez Bankası, baskıyla faizleri düşürdü. Enflasyon yüzde 12 seviyelerindeyken, politika faizleri yüzde 8.25 seviyelerine çekildi. 

Böylece… Merkez Bankası düşük faizden piyasayı fonlayınca, bankalar fırsatı kaçırmadı. Vatandaşın tasarrufuna enflasyonun yarısı kadar faiz verdiler. Kefen parasını bankada tutan milyonlarca küçük tasarruf sahibinin parası eridi. “Patronlara ucuz kredi verelim, yatırım yapsınlar, memleket büyüyor gözüksün, havamız yerinde olsun” diyenler, Ayşe teyzenin üç kuruşunu erittiler.

Elbette büyük tasarruf sahibi de zarar etti ama dar gelirli kefen parasını kaybetti. Ayşe teyzenin tasarrufu patronlara ucuz kredi olarak akıtılmış oldu. 

Son söz… Birçok resmi veriyi uluslararası kuruluşların da ciddiye aldığını sanmıyorum. Ağır tabloyu gizlemek için, gözlerimizin içine baka baka rakamlar çarpıtılıyor. İşe gelmiyorsa hiç vermiyorlar. Gerçeğe saygısızlıkta bu kadar rahatlık görülmemiştir.