Birkaç gün önce sürdürülebilir kalkınma göstergeleri açıklandı. Türkiye’de uluslararası değerlere göre (günde 1,90 dolardan az gelir) yoksulluk sınırı altında yaşayanlar 2010 yılında nüfusun 0,8’ymiş. AKP’nin “çok başarılı” politikaları sonucu azalmış azalmış ve 2019 itibariyle sıfırlanmış. Yoksulluk riski altında olan nüfus oranı yüzde 17.9’dan 13.2’ye gerilemiş. Ulusal yoksulluk sınırı altındaki nüfus oranı da 2010 – 2019 arasında 16.9’dan 14.4’e gerilemiş.

Böyle mi, değil mi?..

Bu derin güvensizlik ortamı içinde haliyle kuşku bulutları doluşuyor kafalara…

Yine bu sürdürülebilir kalkınma göstergeleri içinde var. 20-24 yaş grubunda olup 18 yaşından önce evlenmiş kadınların oranı da 8.2’den 5.1’e düşmüş… Çocuk yaşta evlilikler azalmış görünüyor. Bu da istatistik.

Çalıştığı hastanede kayıtları inceleyen sağlık personeli İclal Nergis’in dehşete düşüren açıklamalarını hatırlar mısınız?

“5 ay 9 günlük süreçte hastaneye gelen 18 yaş altındaki hamile çocuk sayısı 250 civarında. Bu çocuklardan 115’i için emniyete bildirim yapılmadığını tespit ettim…”

Tek bir hastanede yarısı bildirilmemiş!

İstatistiğin neresinde bu 115 çocuk?

Aynı sağlık personelinin verdiği bilgiye göre yılda (tek bir hastaneden söz ediyoruz!) 450 – 500 hamile çocuk geliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2020’de 300 kadın cinayeti işlendi, 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.

Sürdürülebilir kalkınma istatistiklerinin neresinde bu kadınlar?

Bir tarafta istatistik rakamlarına bakarken iyileşme görüyoruz ama kafamızı yana çevirdiğimizde yerde 471 kadın cesedi var!

***

Sayın Nesrin Nas’ı, ARTI TV’deki Ekonomi Politik programında konuk etmiştim. Bazı göstergeleri sıraladıktan sonra, değerlendirmesini almak istediğimde dedi ki, “Doğrusu, açıklanan rakamların ne kadar gerçeği yansıttığını bilmiyoruz. Türkiye ekonomisi için değerlendirme yapmak gittikçe imkansızlaşıyor.”

Önceki gün 2021 Ocak ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK’e göre aylık enflasyon 1.68, Enflasyon Araştırmaları Grubu’nun (ENAG) ölçümüne göre ise 2.99. Rakamlar yakın bile değil! Neredeyse iki katı!

Hangisi doğru tartışmasına girmeyeceğim. Üzerinde durmak istediğim bu değil.

Enflasyon, işsizlik, büyüme….

Yoksulluk, gelir dağılımı göstergeleri…

İktisatçılar çıkarsamalar, analizler yapıyor, politika önerileri geliştiriyorlar.

Fakat benim kafamdan başka bir soru geçiyor o anda:

Ya rakamlar doğru değilse?

Çünkü… Bu konularda bilimsel yöntemlerle ulaşılmış doğru rakamlar olmadan ister devlet yönünden olsun, isterse sivil toplum veya akademiya… Nasıl doğru bir politika önerisi geliştirebilir ki?

Merkez Bankası politika faizini artırırken mevcut enflasyon seviyeleri ve beklentilere bakıyor. Politika faizini birkaç kerede toplamda 10 puan artırdı ve yüzde 17’ye çekti.

Bunun “sıkı duruş” olduğunu söylüyor iktisatçılar.

Evet, yüzde 14.6 veya son açıklanana ocak ayı verisine göre (yüzde 14.97) “sıkı duruş” elbette.

Ancak…. Ya enflasyon 14.97 değil de 15.97 ise veya 16.97 ise?

Ya yüzde 20’yse?

ENAG rakamları daha fazla diyor.

Geçenlerde çok değerli iktisatçılarımızdan Sayın Hakan Kara, son PPK öncesi acaba faiz artışı olur mu, olmaz mı tartışmasının yaşandığı günlerde, mevcut sıkılaştırma seviyesi için, “Para politikası ne kadar sıkı” diye sorduktan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“En basit yöntem reel faizi hesaplamak ve ülke riskini de dikkate alarak yargısal bir değerlendirme yapmak… Dolayısıyla ilk iş TCMB faizinden beklenen enflasyonu çıkarıp reel faiz hesaplamak olmalı. Peki beklenen enflasyonu ne alacağız?

Beklenen enflasyon TCMB anketinden alınabilir. Fakat anket son 10 yılda enflasyonu genelde düşük tahmin etti. Anket katılımcıları ortalamada 1 yıl sonra enflasyonun yüzde 8.3 olacağını tahmin etmiş. Ortalama enflasyon gerçekleşmesi ise yüzde 10.2 olmuş. Yani neredeyse 2 puan fark var. O zaman soru şu: Beklentide sistematik sapma varsa faizi hesaplarken hangi değeri kullanacağız. İki alternatifli bir yöntem:

Anket beklentisinin üzerine 2 puan ekleyebiliriz: Mevcut beklenti yüzde 10.5, iki puan eklersek yüzde 12.5

Son gerçekleşen enflasyonu kullanabiliriz: Yüzde 14.6

Özetle mevcut durumda reel faiz birinci yönteme göre yüzde 4, ikinci yönteme göre yüzde 2 çıkıyor. Ortalaması yüzde 3

Reel faizin negatif olduğu dünyada, bu para politikası duruşunun ‘sıkı’ olduğu söylenebilir. Fakat risk primi dikkate alındığında ‘aşırı sıkı’ olmadığını ifade etmek mümkün.”

Bu değerlendirmeyi okurken kafamdan yine o soru geçti:

Ya enflasyon rakamları doğru değilse?

Eğer enflasyonda 1 – 2 puanlık bir sapma bile varsa, beklenti ve TÜİK enflasyonuna göre “sıkı” görülen politika tutumu, sıkı olmaktan çıkıyor. Eğer enflasyon yüzde 14.6’ysa, o zaman reel faizden söz etmek mümkün hale geliyor. Peki ya enflasyon gerçekte politika faizine daha yakın, eşit veya üzerindeyse? O zaman aynı ölçüde sıkılıktan söz etmek mümkün olamıyor.

Bu aslında başka yönlerden de önemli. Parasını bankaya koyup, diyelim enflasyon oranından biri iki puan daha fazla faiz alan bir küçük tasarruf sahibi, “Tasarrufum erimedi” diye teselli buluyor olabilir ama bu doğru mu acaba?

İşsizlik rakamları…

Hükümet ikide bir istihdam paketi açıyor.

İktisatçılar tartışıyor.

Peki ama işsizlik konusunda herhangi bir politika önerisinin isabeti için ilk şart işsizlik rakamlarının doğruluğu değil midir? Geniş tanımlı işsizlik hesapları da TÜİK’in verdiği rakamların toplanıp çıkarılmasıyla yapılıyor. Elde gerçek işsizlik tablosu olmadan, işsiz sayılanların durumlarını tam yansıtan bir veri seti olmadan… Nasıl, “şu kadar yıl içinde, şu kadar ortalama büyümelerle, şu şu teşvik tedbirlerini içeren bir politikayla düşürülebilir” denilecek de o politika isabetli olacak?

Büyüme rakamlarının tartışması yapılıyor.

Efendim Türkiye şu kadar büyüdü, bu kadar küçüldü vs… Demek ki fren yapmak lazım… Yok en iyisi gaz verelim.

Peki ama bu rakamlar güvenilir mi?

Sektör ayrımları, üretim, harcama yönünden rakamlar doğru mu?

TÜİK milli hasıla hesaplama yöntemini değiştirdiğinde… Bazıları bu konuda TÜİK bünyesinde daha önce çalışmalar yapmış saygın 6 profesör çağrı yaptı, üçü kalkıp bizzat TÜİK’in kapısını çaldı. “Böyle muhasebe kayıtları üzerinden milli hasıla hesaplaması yanlış olur” dediler. Çaylarını içip döndüler.

Şimdi büyüme, sektörler, teşvik sistemleri üzerine politika geliştirirken baz alınan rakamların güvenilirliği tartışmalıysa… Politika nasıl isabetli olacak?

TÜİK, geçtiğimiz günlerde kurum dışından uzmanların da katılacağı teknik bir çalışma başlattı. Bu çalışmadan nasıl sonuçlar elde edilir bilemiyoruz. Ancak öyle sanıyorum ki… Türkiye’nin bütün seviyelerini çökerten AKP iktidarı öncesi döneme rastlayan bir baz yılı alınarak birçok istatistiği yeniden hesaplamak ve revize etmek gibi devasa bir iş bekliyor.