Kadın mücadelesinin yükselişi, iktidar baskısının ve saldırıların arttığı dönemlere denk gelir hep.

1980’li, 1990’lı yıllarla bugünü kıyaslayınca ancak, kat edilen mesafenin ayrımına varılabiliyor.

Kadın hareketi, ünlü, solcu, demokrat pek çok sanatçı ya da iş kadınının Mor Çatı ile adının yan yana gelmesinden ödünün koptuğu yıllardan, hareketin içinde birer aktivist gibi yer alarak mücadeleye güç veren kadınlara uzanan zorlu bir süreçten geçti.

1987-1991 yılları arasında Özal Hükümeti döneminde Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı yapan Cemil Çiçek’in "Flört fuhuştur" ve "feminizm sapıklıktır” açıklamaları üzerine düdükleriyle sokağa çıkan kadınlar, dayak yedi, gözaltına alındı. Ama Çiçek “yanlış anlaşıldım” diye evirip çevirerek geri adım atmak zorunda kaldı.

Yine o yıllardan hatırladığım, kadın hareketinin en önemli başarılarından biri Medeni Kanun’un 159. Maddesinin kaldırılmasını sağlamasıydı.   

Kadının ancak koca izniyle çalışabileceğine hükmeden yasa, halk türküleri sanatçısı bir kadının boşanma davası açması üzerine kocasının çalışma iznini iptal etmesi nedeniyle gündeme gelmişti. Feministlerin açtığı imza kampanyası ve çeşitli etkinlikler sonucu, eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne giden 159. madde iptal edildi.

Yine aynı yıllarda “geceleri de sokakları da istiyoruz” sloganıyla birlikte kadın hareketine damgasını vuran “gece yürüyüşleri” başladı.

Feminist hareketin bugünlere taşınmasında çok emeği olan gazeteci arkadaşımız Saynur Çetiner, o yılları şöyle anlatır:

“8 Mart feminist gece yürüyüşlerine hep katıldım, sayısını yılını saymaya gerek duymaksızın.
Seksenli yıllara veda ederken yükselen kadın hareketinin ve hararetli tartışmaların eşliğinde sokaklara da inmeye başlamıştık. O dönemde öyle yoğun ve çok eylemli günler yaşadık ki, yıllara dair anılarımı toparlamakta zorlanıyorum şimdi.
Neredeyse hemen her gün, kadınlara ve ülkenin sorunlarına dair sözlerimizi sokaklara yaymaya çalışıyorduk.
Çok sayıda kampanyamızın yanı sıra eylemlerimizi sokaklara yaymakla kalmayıp gecelere de yaymak istiyorduk. Bunun için de en uygun gün 8 Mart geceleriydi.
Yanlış hatırlamıyorsam, ilk 8 Mart gece eylemimizi 1989’da Kadıköy sahilde yaptık. Bunun öncüsü de mor kurdeleli şapkalarıyla yürüyen Kadıköylü feminist bir gruptan arkadaşlarımızdı.
Daha sonra 1990, 91, 92 ve 93 yıllarında İstiklal Caddesi’nde yaptığımız feminist gece yürüyüşlerini hatırlıyorum, umarım doğru hatırlıyorumdur.”

O yıllarda Hürriyet, Tan, Günaydın gibi gazetelerin kadına yönelik haberleri ve kullandıkları dil ise “Ursula Hüseyin’i arıyor”, “Katerina Türk erkekleri için geliyor” seviyesindeydi. Sırası gelmişken anmadan geçmeyelim, bu pornografik, cinsiyetçi ve asparagas gazeteciliğin ‘duayeni’ de bugünlerde adı CHP kumpası nedeniyle gündeme gelen, ulusalcıların ‘gazeteci abi’si Rahmi Turan’dı.

Basın tarihinde sanırım ilk kadın sayfası Metin Münir’in genel yayın yönetmenliği döneminde Güneş gazetesinde yer aldı. Ve medya da yine sanırım ilk kez, Metin Münir’in desteği ile politik bir kadın sayfasına dönüşerek, pek çok kadın haberini birinci sayfaya hatta manşetlere taşıdı. Bu ilklerde imzam olduğu için gurur duyduğumu itiraf etmeliyim.

Saynur Çetiner’in dediği gibi, feminist harekete ilişkin hafızalarımızı diri tutmak AKP iktidarının önümüze sürdüğü yeni mücadele alanlarındaki gücümüzü de tazeleyecektir.  

Kartopundan kocaman bir çığa dönüşen kadın hareketi, bunca yıldır sürdürdüğü mücadelenin sonucu olarak elde ettiği kazanımlarını, ne çakma din alimlerinin kara propagandasına ne de çocuk bedeninden gözünü bir türlü ayırmayan erkek iktidarına teslim etmez.

Bianet’in verilerine göre 324 günde, en az 302 kadının öldürülmüşse, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun açıkladığı “Çocuk Raporu”ndaki verilere göre 3 yılda yaklaşık 60 bin çocuk cinsel istismara uğramışsa, nedenini evlenme yaşını 12’ye kadar düşürmeye çalışan, kadın katillerini ‘iyi hal’den yararlandırmaya devam eden zihniyette aramak gerekir. 

İktidar eliyle her fırsatta yeniden ve zoraki tartışmaya açılan çocukların tecavüzcüye teslim edilmesi yasası da, her gün en az bir kadının hayatını sonlandıran erkek şiddeti cins kırımına ulaşmışken İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması talebi de, ayrılan kadını cezalandırmaya yönelik nafakanın sınırlanması niyeti de zihniyet sahipleriyle birlikte çöplüğü boylayacaktır.

İktidarlar gelir geçer, kadın hareketi sürer.