‘Suçlu sensin’



Artı Gerçek

Binlerce şiddet kurbanına göstermedikleri ‘hassasiyeti’ Ceren ve Özgecan’dan niyeyse esirgemediler.


-Şili’de feminist örgüt Las Tesis’in başlattığı ve dünyaya yayılan danslı protesto eylemini İstanbul Kadıköy’e taşıyan kadınlara polisin şiddet kullanarak engellemeye çalışması, iktidarın kadına yönelik politikasının özeti.

Müdahalenin zamanlamasına dikkat çekerim. Kadınlar “Suç bende değil, her neredeysem, ne giydiysem suç bende değil. Tecavüzcü sensin! Öldüren sensin!” sözlerini haykırarak parmaklarıyla tam da erkek egemen sistemi ve temsilcilerini işaret ettikleri an polisin müdahalesi başlıyor. Danslı protesto eyleminin yapıldığı hiçbir ülkede olmayan Türkiye’de oluyor.

Polise bu emri verenler daha dün, Ceren Özdemir cinayetinden sonra demeçler veriyor, iktidar medyası şaşırtıcı biçimde kadına şiddeti gündeminin ilk sırasına alıyordu. Ama bugün Ceren Özdemir’in katiline takılmayan ters kelepçe kadınlara takılıverdi.

Aslına bakarsanız iktidar medyası Ceren Özdemir cinayetini tartışırken bile “kadın erkeğe emanettir” türünden dini referansları ve hiç tanımadığı biri tarafından öldürülmesini merkeze alarak Ceren’in “masumiyeti” üzerinden kadına yönelik şiddet iklimini beslemeye devam ettiler.

Anımsarsanız Özgecan Arslan cinayetinde de benzer bir toplumsal tepki olmuş, o zaman da yetkili ve ilgililer benzer açıklamalarda bulunmuştu.

Ayşe Tuba Arslan ya da Emine Bulut gibi binlerce şiddet kurbanına göstermedikleri ‘hassasiyeti’ Ceren ve Özgecan’dan niyeyse esirgemediler.

Çünkü,

-Ceren de Özgecan da arkadaş, sevgili, koca, eski eş, baba, abi tarafından değil hiç tanımadıkları biri tarafından öldürüldü.

-Sığınabilecekleri hiçbir “tahrik” gerekçesi yoktu.

-İkisi de okuldan çıkmış evlerine gidiyordu.

-Üstlerinde mini etek ya da şort yoktu.

-Muhafazakâr yaşam süren bir kadının da başına gelebilirdi.

Yani Şule Çet ve benzer örneklerde olduğu gibi polisin, savcının, yargının katili hoş göreceği, katille empati kuracağı  “iyi bir hal” bulamadıkları için, ailenin ve kadın kurumlarının baskısı gerekmeden gündemlerine aldılar.

Kadınla erkeği eşit görmeyen erkek egemen sistemin kodlarında evinde oturup çocuk yapmakla yetinmeyen, erkeğin otoritesini kabul etmeyen, kendi hayatını kurmak isteyen her kadın mutlaka şiddeti davet edendir, hak edendir. Aile kurumu dediğin babaya, abiye, kocaya itaati şart görür. Ve kadının mutlak itaati ile sürebilir ancak. Aileye başkaldırmak demek, sistemin en önemli taşıyıcısına da başkaldırmak demektir. Bütün varoluş nedenlerini sarsmak demek.

O halde acilen boşanmaları önleme komisyonları kurulsun önlemler alınsın. Kadın eğitimden ve iş yaşamından uzaklaştırılsın ki erkeklere yer açılsın, nafaka yasası değiştirilsin ki sürünmekten korkup boşanmaya kalkmasın, infaz yasası değiştirilsin ki küçücük kızlar saldırganları ile evlenmek zorunda kalsın…

Bu arada AKP’li kadın milletvekilleri cinsel şiddet mağduru bir çocuğun arada 10 yaş fark olması şartıyla saldırganla evlendirilmesine izin veren infaz yasası taslağına destek verdiler. Bu destek bile iktidarın erkek milletvekillerini tatmin etmeye yetmedi, aradaki yaş farkını 15’e çıkardılar.

Kız çocuklarını ateşe atan bir düzenlemeye yol veren kadın milletvekilleri utanç duyuyor mu, vicdanları sızlıyor mu bilemem ama Ceren Özdemir olayının iktidar eliyle bu denli gündemde yer bulmasının bir nedeni de buydu. Kadınlar aleyhine çıkarmaya çalıştıkları yeni düzenlemeleri, kazanılmış hakların budanmaya çalışılmasını örtmek, yükselen tepkiyi sönümlendirmek.

Boşa uğraş, biz biliyoruz:

“Suç bende değil, her neredeysem, ne giydiysem suç bende değil. Tecavüzcü sensin! Öldüren sensin!”

 

 

 

YAZARIN TÜM YAZILARI