Yargıda savcılık ve hâkimlik koltukları, güç odakları ve tarikat savaşları arasında paylaştırıldı. Adaletin yerine gelmesi için yargının en önemli üçüncü ayağı barolara karşı hazırlanan tasarı ile savunma hakkı da elimizden alınmak üzere. 

MHP ve AKP’li avukatlar dahil, tamamına yakını bu düzenlemeye karşı. Ama iktidar ittifakının umurunda değil.

Bu “umurunda değil” sözcüklerinin ifade ettiği ruh hali, güç odaklarının kararlı şekilde ilerlediği tehlikeli bir yolun işaret levhası gibi.

Çünkü;

*Barolara kayıtlı avukat sayısı 150 bine yakın. Baro başkanlarının uğradığı polis şiddeti, aynı zamanda temsil ettikleri avukatları ve ailelerini karşısına aldı. 

*KHK ile ihraç edilmiş 134 bin kişiye, özel okullardaki işlerini kaybeden ve çalışma izinleri alınan 20 bin öğretmen eklendiğinde 150 binin üstünde mağdur ve aileleri var demektir. 

*AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu güne 4 kat artarak 230 bin 735’e ulaşan cezaevlerindeki mahkûm sayısının üçte birini öğrenciler oluşturdu. 2018’de 70 bine yakın olan mahkûm öğrencilerin 2020’deki rakamları bilinmiyor. 

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçu nedeniyle 100 binden fazla kişiye soruşturma, 30 binin üzerinde dava açıldı.

* Son bir yılda 103 gazeteci, 108 kez gözaltına alındı. Son bir yılda RTÜK'ten bağımsız medyaya 20 idari yaptırım, 16 yayın durdurma cezası çıktı. Bu sayılara mayıstan sonrakiler dahil değil. Ama sonuncusu HALK TV ve TELE 1’e verilen 5 günlük yayın durdurma cezası oldu. Bu kanalları izleyenlerin tepkisi iktidarın umurunda olmayanlardan. 

Hakkında RTÜK’e en çok şikâyet yapılan yandaş kanalların RTÜK’ün kapsama alanında olmadığını ekleyelim.

*Nisan 2020 tarihine kadar DİSK’e bağlı Dev-Yapı İş’in verilerine göre yalnız inşaat sektöründe pandemi nedeniyle en az 15 bin işçi işinden oldu. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba haziran ayı itibarıyla gerçek işsiz sayısının, kayıt dışı çalışanlar hariç, 14 milyona dayandığını söyledi.

Malum olduğu üzere, yandaş müteahhitlerin işlerinde çalışan işçilerin büyük kısmı iktidara yakın çevrelerden olmak kaydıyla işe alınıyor.

*İktidarın yıllar boyunca en önemli destek grubu olmuş esnaf, daha pandemi vurmadan önce kepenk kapatmıştı zaten. Temmuz 2019’dan geriye doğru 5 yılda 570 bin esnaf iflas ederken, sadece 2019 yılında takipteki KOBİ kredileri yüzde 91 artarak 51 milyar TL’yi aşmış. Pandemi sonrasına ilişkin resmi veriler bilinmiyor ama iflas rakamlarının arttığını tahmin etmek zor değil.

*Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Erken emekli olacak gidecek başka bir işte de çalışmaya devam edecek. Yani çift dikiş. Böyle bir şey olamaz" dediği EYT’li (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) sayısı 5,5 milyona yakın. 

*Bir ara her akşam alkışlanan on binlerce sağlık emekçisinin, ‘ayrımcılığa son verilerek 3600 ek gösterge rakamlarının sağlık ve sosyal hizmet iş kolunda çalışan tüm emekçileri kapsaması’ talebi karşılanmadı.

*AKP’nin oy deposu sayılan Rize, Trabzon, Giresun illerinde 1 milyon aile çay üretimi yapıyor. Ama örneğin Rize’de “Çayın Susurluk’u” yaşanabiliyor. Bir TIR’ın devrilmesiyle ortaya çıkan kaçak çay girişi, meğerse yıllardır bilinen ama ‘nedense’ konuşulmayan bir gerçekmiş.

Karadeniz’de köylülerin direndiği HES’leri, diğer bölgelerdeki çiftçilerin yaşadıkları sorunları eklemeye gerek yok sanırım. 

*Ve son olarak Erdoğan’ın gençlerle sosyal medya buluşmasında “oymoyyok” etiketiyle 400 bine yakın dislike gelince “sosyal medyaya sansür” tasarısı hızlandırıldı. 

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Kerem Altıparmak, Evrensel’e yaptığı değerlendirmede, zaten Meclise gidip gelen taslak olduğunu belirterek şunu söylüyor: 

“Planları sosyal medya trafiğini kısmaktı. Bunu yüzde 5’e çekeceklerdi. Yani sonuç olarak Twitter’a, YouTube’a yine giremeyecektik. Asıl amaçları sosyal medya şirketlerine Türkiye’de ofis açtırıp, şirketlerin kendi isteklerini kabul etmesini sağlamak. Sosyal medya şirketleri eğer teklifi kabul ederse kullanıcı verilerini de paylaşacak. Bu kullanıcılar için büyük bir tehlike oluşturuyor. Sosyal medyaya erişimi tamamen kesmektense iktidarın böyle bir yol izleyeceğini düşünüyorum. Böylelikle sosyal medya şirketleri sansüre malzeme olacak.”

Bu tasarı kaç kişiyi ilgilendirir derseniz, DİJİLOPEDİ sitesinin We Are Social ve Hootsuite’in birlikte yayımladığı 2020 Türkiye İnternet Kullanımı Sosyal Medya, Mobil Kullanım ve E-Ticaret İstatistikleri raporundan derlediği rakamlara bakalım. 

Türkiye nüfusunun yüzde 74’ü, 62 milyon internet, yüzde 64’ü 54 milyon sosyal medya kullanıcısı, yüzde 92’si 77 milyon mobil kullanıcı.

Bütün bunları niye sıraladım biliyor musunuz; iktidarın karşısına aldığı kesimlerin çokluğunu ve çeşitliliğini sergileyebilmek için.

Kürt-Türk, işçi-işsiz, laik-islamcı, Alevi-Sünni, kadın-erkek, yaşlı-genç bütün kesimleri içinde barındıran ve öbek öbek genişleyen memnuniyetsiz kitleler…

Peki, niye umurunda değil iktidarın, niye bu seçmenlerden vazgeçmiş görünüyor? 

Eğer durum buysa, bütün bu yasak ve baskıları yeniden değerlendirmek gerekir.

Ya seçimi bile rafa kaldıracak, dolayısıyla seçmene ihtiyaç bırakmayan bir rejime geçilmesi var hedefte ya da sandıktan istediği sonucu alabilecekleri devasa bir kontrol mekanizması adım adım tamamlanıyor.

Örneğin baro tasarısıyla avukatlar, bölünmüş barolardan avukat tutanlar fişlenirken, internete tahmin edildiği gibi bir düzenleme gelirse internet kullanıcıları da fişlenecek. Hepsi bu da değil; seçim sonuçlarını takip edecek ve iktidar platformlarına karşı gerçek rakamları açıklayacak mecralar da susturulmuş olacak.

Bitmedi.

Daha sırada Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal ettiği güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması için kanun teklifi var. İktidar referansı olmayan hiç kimse kamuda çalışamayacak, belki özelde de çalışması engellenecek. Mesela 10 yaşındayken attığınız bir tweet nedeniyle bile 10 yıl sonra yargılanabilirsiniz.

Ama yasanın en vahim yanı, bu yolla muhalif olduğu tespit edilen kişilerin milletvekili olması, parti kurması, parti başkanı hatta üye olmasının engellenebilecek olması. 

Tamamlayıcı rejim sigortalarıyla tam teşekküllü istihbarat rejimi! 

Başka deyişle “Ülkemizin, medya ve siyaset virüslerinden” kurtarılması.