Suç örgütü lideri Sedat Peker’in “15 Temmuz darbe girişiminin ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun devlet envanterine kayıtlı olmayan silahları sivillere ve AKP gençlik kollarından Osman Tomakin'e teslim ettiği” iddiası, Peker’in açıklamalarında adı geçen Ahmet Onay tarafından‘kısmen’ doğrulandı. Kutlu Adalı cinayetinde adı geçen Korkut Eken’in ‘kısmen’ doğruladığı gibi. 

Daha ne desinler!

Ne korkunç değil mi? Bir gazeteci devletin tetikçileri tarafından öldürülüyor, bu tetikçilerden biri itiraf ediyor, resmi makamlar duymazlıktan gelince bizzat savcılığa gidip ‘zorla’ ifade veriyor. Ve ülkede yaprak kıpırdamıyor.

Kayıp silahlardan daha mı az vahim?

Peker yeni anlattı ama 15 Temmuz’da yandaş sivillere, tarikat mensuplarına silah dağıtıldığını bilmeyen mi vardı?

Yine Peker 15 Temmuz’dan sonra da silah dağıtılmaya devam edildiğini iddia etti ama bunu da daha önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu söylemişti.

2017 yılında, hani YSK’nın sonucun “Hayır” çıkacağı anlaşılınca yasaları çiğneyerek, sayım başladıktan sonra mühürsüz oyları geçerli saymıştı ya,

Hani, Erdoğan’ın “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek bir tür itirafla birlikte meydan okuduğu referandum sonrasında Kılıçdaroğlu isyan eden kitleleri eve göndermişti ya,

Hani AGİT “YSK’nın mühürsüz oy kararından, seçim kurullarının oluşturulmasındaki usulsüzlüğe, HDP’li kurul üyelerine görev yaptırılmamasından muhalefetin eşit ve özgür koşullarda kampanya yapmasının engellenmesine; bir dizi tespiti raporlamıştı ya,

İşte bu zorba rejimin 2017 referandumunda hile ve şerle el koyduğu ülkeyi, bugün adeta tapusuna geçirecek cüreti bulmasında muhalefetin sorumluluğu büyük.

2017 yılında Kemal Kılıçdaroğlu, “Atı alanın Üsküdar’ı geçmesine” boyun eğdiği için tabandan gelen eleştirilere yanıt verirken şunları söylemişti:

Çok net biliyoruz ki iktidar o gece adamlarını silahlandırmıştı, sopalar dağıtmıştı, duyumlar aldık ve arkadaşlarımızla karar verdik, böyle bir hareket yapsaydık kesin kan dökülecek ve süreç bizim kontrolümüz dışında başka bir mecraya akıtılacaktı.. Gençlerin enerjisine gem vurduk biliyoruz, kararımızın doğru veya yanlış olduğuna tarih karar verecek.”

Ama tarih kararını çoktan verdi. Aradan geçen dört yılda, her yıl artarak yükselen “kayıp” silah sayısı 106 bin 704’e çıkarken, silahlı milis yapılar kurumsallaşarak, yayıldı.

Kılıçdaroğlu, silah ve sopa dağıtıldığı istihbaratını Bab-ı âli mensuplarının ve sınırlı sayıda davetlinin katıldığı toplantıda söylemek yerine, kamuoyunun karşısına çıkıp “şaibeyle seçimi almaya çalıştıkları yetmezmiş gibi, milis güçlerini silahlandırdıkları ve halkın üzerine salacakları istihbaratını aldık. Bunlar halkı birbirine kırdırmayı bile göze almışlar, koltuk uğruna” diye ortalığı ayağa kaldırmak yerine susup oturmasaydı şimdi hiç kimse çıkıp “hükümeti teslim etmemekten” söz etme cesareti bulamazdı.

CHP ve ittifaklarının, bugün çok daha fütursuzlaşmış, derinlerden yüzeye terfi ederek alenileşmiş suç örgütü karşısında, gelecek seçimlerde bu tarihi hatayı telafi edebilecek hazırlığı yapıp yapmadıklarını göreceğiz.

Mesela, durmadan savcıları göreve çağıracaklarına, MHP ve AKP il ve ilçe başkanları ve üyelerinin sosyal medya hesaplarını takip edip, kaleşnikoflarla çekilmiş fotoğraflarını savcılara bizzat götürseler en azından somut bir eylemde bulunmuş olurlar.

Onu da geçtik, geçen yıl eylül ayında “Cüppeli Ahmet Hoca” diye bilinen Mahmut Ünlü, Türkiye'de iki bin selefi derneğin bulunduğunu, bu grupların silahlandığını ve ayaklanma çıkarma planı yaptıklarını iddia etmiş ve savcılıkta 3 saat ifade vermişti. Millet İttifakı’ndan takip eden oldu mu acaba?

İki yıl önce de CHP Milletvekili Gamze Taşçıer’in kayıp silahlarla ilgili soru önergesine “kayıp eşya ve belge projesine işlenerek ülke genelinde arandığı” yanıtını veren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, iki yıl sonra aradığını söylediği silahların dağıtılmasında odak olduğu iddiası ayrı bir ironi de “kayıp eşya ve belge projesi” onun da ötesi. Sanki İETT’nin kayıp eşya bürosu!

Bahsedilen kayıp silah sayısının ‘resmi’ bilgi olduğunu, resmi kayıtlara hiç girmeyen, nereden gelip kimlere gittiği bilinmeyen silahların da olduğunu tahmin etmek güç değil.

Çünkü İYİP Genel Başkanı Meral Akşener’in 2018 yılında “Tokat ve Konya’da silahlı eğitim verilen kamplar olduğu duyumları aldığını” söylediği kampların ABC gazetesinde fotoğraf ve belgeleri yayınlanmıştı.

Haberde kampların sadece Konya ve Tokat’ta olmadığı,, Düzce, Kocaeli, Kayseri, İstanbul ve Orta Karadeniz’de bir ilde de olduğu bilgisi yer almıştı. ABC gazetesi haberinde bu kampların SADAT, 1970’li yıllarda kısa adı Ak-Genç olan İslamcı Akıncı Gençler Derneği ve ülkücülerden oluşan karma bir yapısı olduğuna dikkat çekiyordu.

Bu karma yapılara ve Sedat Peker’in iddialarına birlikte bakılınca, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selim Temurcu’nun, kayıp silahlar meselesine ilişkin TV5’de yaptığı değerlendirme çok daha önemli hale geliyor.

Peker’in Süleyman Soylu’nun silah dağıttığını iddia ettiği 15 Temmuz döneminde AKP İstanbul İl Başkanı olan Temurcu “Benim gençlik kolları başkanım eğer bu işin içindeyse asıl bu işin içinde olan Soylu’dan çok Berat Albayrak’tır” diyor ve hiç dolandırmadan can alıcı soruyu soruyor:

“Cumhurbaşkanı’nın bilgisi olmadan AKP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı’nın aracının kasasına kaleşnikof doldurup dağıtabilecek bir Allah’ın kulu var mı bu ülkede?”

Ama Gelecek ve Deva partililerin soru sormaya hakları yok. Tersine kamuoyuna yanıt vermeleri gereken konumdalar.

15 Temmuz öncesi ve sonrasında ne olduğunu, kayıp ve kayıt dışı silahlar, dağıtıldığı kişi ve kurumlar hakkındaki bilgilerini açıklamaları gerekir. Bildiklerini açıklamadan ve özeleştiri yapmadan bu rejimin inşasına katkılarını affettiremezler.

CHP ve “dostlarının” ise, bahsettikleri milis kampları ve “silahlı adamlar” hakkında bildiklerini, edindikleri istihbaratı kamuoyuyla paylaşmamak, geniş bir demokrasi hattı oluşturmamaktaki ısrarlarına “tarih”, 2017’de verdiği kararı bugün bir kez daha teyit etti bile.