Türkiye dünya silah pazarında satışlarda lider olmak istediğine ilişkin planlarının olduğunu gizlemiyor. Ankara’nın en çok alıcıları eski Sovyet cumhuriyetleri olan Türki devletler ve Ukrayna’dır. Şu anda Türkiye jeopolitik vurucu güç olarak sadece İran ve Rusya’ya karşı durmuyor. Aynı zamanda Çin’in "Bir kuşak bir yol" adlı kıtalararası inisiyatifi önünde engelleyici güç olarak da görülmektedir.

Jeoatlantik stratejiye göre şu anda oluşmakta olan Ankara ve Bakü arasındaki Pantürkist birlik 80 milyonluk nüfusun üçte biri etnik Türk (Azeri) olan İran’ı içeriden patlatabilir. İran nüfusunun çoğunluğu Şii olmasına rağmen İranlı Azerilerin içerisinde Pantürkizm, Panosmanlıcılık ve bölünme eğilimleri çok yüksektir.

Eğer İran yıkılırsa Hazar’da, Güney Kafkaslarda, Karadeniz bölgesinde ve Orta Asya’da Türkiye’nin konumu çok güçlenecek. Böyle bir gelişme olduğu takdirde kaçınılmaz olarak Türkiye ve Rusya arasında askeri çatışma başlar.

1941-1945 arasında faşist Almanya’ya karşı SSCB’nin kanlı savaşı döneminde böyle bir senaryo Anglosakson elitleri tarafından hazırlanmaktaydı. O zamanda bugünde böyle bir gelişmenin uzun vadeli olarak uluslararası bilgi-finans mafyasının ve dünya derin devletinin plan ve çıkarlarına uygun düşeceği belidir. Olumsuz bir gelişmenin önü alınması için sadece diplomatik girişimler ve ülkenin savunmasını güçlendirmek yetersizdir bunun yanı sıra ülke içindeki etnik faktörün istikrarsızlık rolünün ve yasadışı göçün önü alınmalı, etnik yolsuzluk, çetecilik yok edilmeli.

Tabii ki politik Türk elitlerine üçüncü bir taraftan yana kontrolsüz genişlemenin ne kadar zararlı olacağı anlatılmalı.

En önemli soru da Erdoğan Türkiye’nin ikinci dünya savaşı öncesi Hitler Almanya’sına dönüşme senaryosunu tekrarlayıp tekrarlamayacağıdır. Bu sorunun cevabı ise Türkiye elitlerindedir. Bu gelişmenin hangi yönde seyir alacağı ise önümüzdeki zamanda belli olacak.