Vladimir Putin’in 18 Mart'ta tekrar Rusya devlet başkanı seçimlerini kazanacağı şüphesizdir. Esas gündem olan ise seçime katılımdır. Yani eğer seçmen sandık başına gitmese bu otoriter rejiminin zayıflığının göstergesi olacak.

Milyonlarca Rusyalı seçmen için sandık başına gitmemek, oy kullanmamak da bir nevi tercih anlamına gelecek. Birçok Rusyalı başkanlık seçimine katılmama niyetinde ama bu sonucu değiştirmeyecek.

Belki de Aleksandr Navalny gibi az da olsa karizma sahibi olan bir muhalifin, adaylığının kabul edilmemesi Rusya iktidarı tarafından ona yapılan beklenmedik bir iyiliğe dönüşebilir. O zaman Navalny rahatlıkla seçime katılmayanların oylarını sahiplenebilir.

Seçimlere bir kaç ay kala yansıyan katılım oranın düşüklüğü ülkenin durumunu ve 18 yıl ülkeyi yönetenlerin meşruiyetini tartışmalı hale getiriyor.

Rusya’nın durumu iktidarının istediği gibi iyi mi acaba? Rusya’nın Suriye’deki sözde başarılarına ve stratejik ilerleyişine rağmen krizin sinyalleri ve zayıflıklar ortaya çıkmaya başlamıyor mu?

Rusya’nın Soçi’de gerçekleştirdiği Suriye uluslararası konferansının başarısızlığı askeri alandaki başarının diplomatik başarıya dönüştürülmesinin ne kadar zor olduğunun göstergesidir. Özelikle de Suriye’deki durum ve genelde uluslararası arenada Rusya’nın siyasi olarak zayıflaması bu seçimleri çok etkileyecek gibi duruyor.

Tabi ki Putin seçimleri kazanacak ama daha zayıflamış bir başarıyla. Yakın danışmanları onun devlet başkanlığının dördüncü dönemini reformlar için kullanacağını söylüyorlar. Böylelikle modernizasyon çarı olarak bilinen Ulu Petro’nun tarihteki halefi olarak anılabilir.

Tarihteki yeri Putin için çok önemli olabilir ama onun etrafındaki zenginler için bir şey ifade etmiyor. Bu zenginler gelirlerinin azalmasını kabul etmiyorlar. Yönetimin yolsuzluk aracını kullandığı otoriter iktidarlarda en büyük sorun sistemden çıkabilmektir.

En ilginç olanı şudur ki derin farklıklara rağmen 2018 Rusyası stratejik hedefleriyle ve ekonomik zayıflığıyla SSCB’nin sonunu hatırlatıyor.

Tabi ki Putin Gorbaçov değil. Ve Gorbaçov'un zıddı olarak kendini konumlandırmakta. Ayrıca bugün Rusya’da orta sınıf oluşmuş bulunmakta ve bu sınıf dış ülkelere seyahatlere gidebiliyor. Bir de zengin sınıf ki maddi boyutuyla ve tüketim sevdasıyla kapitalizmin değerlerini çok benimsemiş bulunmakta.

Rejimin ayakta kalmasına rağmen sağlam olmadığı ortaya çıkacak. Böbürlenmesi de sağlam olmadığını anlamasından kaynaklanmakta. Rusya’nın bilinçli bir agresif dış politika yürütmesi ülkenin zayıflığının göstergesi ki böylelikle dış düşmana ihtiyaç duymakta ve bu düşmanı oluşturabilmek için her şeyi yapmakta. Bunu başarabilmek için Putin’in bir haritası var ve o bu haritayı çok iyi kullanmakta. Bu da Rusya halkının muazzamlığıdır. Batı dünyası entel beceriksizliğinden dolayı Rusya’yı "sınırlandırma" politikasından söz ederken bu gerçeğin farkında değiller.

Gerçek şudur ki iktidar erozyonu olayı sadece demokraside değil otoriter rejimlerde de olur. Ruhbanlar İran'ı, Erdoğan Türkiyesi ve Putin Rusyası bu gerçekle yüz yüze ve giderek daha da yüzleşecekler.