Av. Şahin: İş makinelerinin beyaz kumullara canice saldırması, geçiştirilecek türden bir katliam değildir



Artı Gerçek

Şahin, Salda Gölü'ndeki tahribattan sorumlu tuttuğu Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın istifa etmesi ve istifadan önce Millet Bahçesi projesini durdurduğunu açıklaması gerektiğini söylüyor.


Mehmet KORKMAZ


ARTI GERÇEK- Geçtiğimiz Çarşamba günü Burdur’un Yeşilova sınırları içinde bulunan ve turkuvaz renkli suyu, beyaz kumsalından dolayı “Türkiye’nin Maldivleri” olarak anılan Salda Gölüne iş makineleri girdi. Çıktıklarında ise, geride derin yarıklar ve çukurlar kaldı. Görüntülerin basında ve sosyal medyada yer alması üzerine büyük bir kamuoyu tepkisi oluştu. Tepkiler üzerine harekete geçen Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, çalışmaların durdurulduğunu, yüklenici firma hakkında soruşturma açıldığını açıklamak zorunda kaldı. Salda Gölünde Millet Bahçesi yapılmasına karşı çıkan ve projenin durdurulması için Isparta İdare Mahkemesi’ne ilk başvuranlardan biri olan Çevre Aktivisti Burdurlu Avukat Mustafa Şahin ile Salda Gölünde yapılmak istenen Millet Bahçesini, 15 Nisan Çarşamba günü gölde yapılan kazı çalışmalarıyla gölde oluşan tahribatı ve olası gelişmeler karşısında neler yapılması gerektiği konularını konuştuk. İnsan hakları, hukuk, kentsel yaşam alanlarında faaliyet gösteren çeşitli demokratik kitle örgütlerinde gönüllü çalışan ve Antalya Kent İzleme Platformu Sözcülüğünü yürüten Av. Şahin’e yönelttiğim sorular ve yanıtları şöyle:

-Çevreci vatandaşların tepkileri üzerine açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığını söyledi. Bu açıklama sizi tatmin etti mi?

‘SALDA GÖLÜ'NDE OLUP BİTENLERDEN ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MURAT KURUM SORUMLUDUR VE DERHAL İSTİFA ETMELİDİR”

Açıklamayı yapan kişi bana göre bu gelişmelerin failidir. Projenin sahibidir. Projede bellidir. Şeritlerin çekildiği, kireçlerin boyandığı yerler bellidir. Buralarda neler yapılacağı da bellidir. Şaşkınlık ifadeleriyle olan bitenden habersizmiş gibi, Kamera yerleştireceklerini bundan böyle 24 saat ne yapıldığını görmek isteyenlerin izleyebileceği açıklamalarının ne anlamı olabilir ki? Bu koşullarda “yavuz hırsız ev sahibini bastırır ” deyişini anımsatan bu çıkışlarla “özrü kabahatinden büyük”  bir açıklama yapılmıştır. 

-Antalya’da avukatlık yapan Burdurlu bir çevre aktivisti olarak Salda Gölü’nün Türk turizmindeki önemi ve çevresel etkisi konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Her yetişkin Burdurlu, Salda Gölü’nün ününü, çekiciliğini yakından bilir. Burası ilk fırsatta ziyaret edilen yerlerdendir. Bu alan yalnızca Antalya turizm pratikleri bakımından değil, ulusal ve uluslararası düzeyde ele alınan kriterlere göre değerlendirilmesi gereken hayati derecede önemli çevresel özelliklere sahiptir.  

Turizmdeki yeri ve önemi, bu doğal ortamın nasıl değerlendirilmek istenmesi ile yakından ilgilidir. Bu alanı, karakteristik özellikleri olarak yalnızca turkuvaz mavisi, yeşili gibi görselliğinden, gölünden, havasından yararlanma olarak ele alırsanız yapacağınız değerlendirmeler farklı olacaktır. Buna karşılık eşsiz görsel güzellikleri yanında bu doğal ortamın korunmaya değer özelliklerini de göz önüne alma sorumluluğu ile hareket ederseniz diğer yaklaşıma göre farklı değerlendirmeler yapmak zorundasınız. 

Her iki bakış açısında da turizm, tanıtım, ziyaret söz konusu olacaktır, ama bu aktivasyonların tamamının bambaşka koşullarda hayata geçirilmesi gerekecektir. 

İlkinde, bu kamusal alandaki ilgi ve ziyaretçi akımı esas olarak menfaat çevreleri için zenginleşme aracı olarak ele alınacaktır. İnsan, araç yoğunluğu teşvik edilecek, bu hareketliliğin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik düzenlemeler düşünülecek ve böylece  Salda Gölünün görselliğini pazarlayarak turizme ve ülke ekonomisine hizmet etmiş olacağınızı düşüneceksiniz. 

‘SALDA GÖLÜ’NÜN BİR DÜNYA MİRASI, AÇIK HAVA MÜZESİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ ZORUNLDUR’

Diğer seçenek ise Salda Gölü ve çevresinin sahip oldukları doğal özellikleri itibariyle, bir dünya mirası, bir açık hava müzesi olarak değerlendirilmesinin kaçınılamaz bir zorunluluk olduğunu düşünerek hareket edeceksiniz.  

Çok çeşitli aktivasyonların, korunması gereken tabiat varlıklarına en ufak bir zarar vermeden milli park statüsünde düzenlenecek kurallar dahilinde hayata geçirilmesi mümkündür. Bu alanın ziyaret edilmesi, gözlemlenmesi, kano ile gölde dolaşılması, ayakla dahi basılmaması gereken alanlar dışında kalan parkurlarda yürüyüş yapılması, bisiklete binilmesi gibi ziyaretçi akımını bir yandan dinlenme, rahatlama ve hoşça vakit geçirme imkanları sunarken bir yandan da bu alanın eşsiz güzelliği ve özellikleri hakkında bilgilenmelerini sağlamak mümkündür.    

-Salda Gölü’nde Millet Bahçesi yapılması fikri kimden, nereden çıktı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son 2019 yerel seçimleri öncesi seçim kampanyalarında kullandığı bir terim. Özellikle kent merkezlerinde yaşanan yoğunluk ve bunaltıcı ortamlardan uzaklaşmak amacıyla, yine kentlerde oluşturulmak istenen park, bahçe gibi dinlenme, rahatlama ve yakınlarımızla bir araya gelmeyi sağlamak üzere düşünüldüğü ifade edilebilir.    

‘MİLLET BAHÇESİNİN HUKUKİ BİR KARŞILIĞI BULUNMAMAKTADIR, YASALARDA TANIMLANMIŞ DEĞİLDİR’

Ancak Millet Bahçesinin hukuki bir karşılığı da bulunmamaktadır. Örneğin bir temalı park  gibi yasalarda tanımlanmış değildir. İşlevi ve konumlanışı itibariyle nasıl, nerede hayata geçirileceği konusunda standart bir uygulaması yoktur.    

-Antalya Kent Yazıları sayfasında yazdığınız yazıda, Salda Gölü’nde yapılmak istenen Millet Bahçesi’ni kast ederek, “Milletin can derdinde olduğu, kendini dışarıya kapadığı bugünlerde, Salda Gölü’ne musallat olan "iktidar virüsü" ise ne yazık ki boş durmuyor…” diyorsunuz. Ne demek istediğinizi açar mısınız?

Yönetme erkini elinde bulunduranların kendinden menkul yaklaşımlarla, hak, hukuk, tanımaması, toplumsal değerlerimize, korunması gereken tarihi ve doğal varlıklarımıza zarar veren karar ve uygulamaları da ölümcül bulaşıcı virüsler kadar tehlikelidir. 

‘DERE YATAĞININ İÇİNE DENİZİ SOKACAĞIM, ANTALYA’YI UÇURACAĞIM DİYEN İKTİDAR VİRÜSÜ PRATİĞİ, İKTİDAR VE ÇEVRESİNE NEMALANMA FIRSATI SAĞLAMIŞTIR’

Örneğin Antalya’da Boğa Çayı projesinde bu durum yaşanmıştır. Dere yatağının içine denizi sokacağım, yat limanı yapacağım, ekonomiyi canlandırıp, Antalya’yı uçuracağım diyen  iktidar virüsü pratiği, kamu bütçesine çok pahalıya mal olurken, iktidar ve çevresi içinde ziyadesiyle nemalanma fırsatı elde etmiştir. Dere yatağında deniz ve liman hayali gerçekleşmemiştir ama inadından ve menfaat çevrelerine verilen sözlerden dönmemek uğruna dere yatağı gölet haline getirilmiştir. Durgun su, koku, haşarat üretirken, dibi yosunlaşmıştır. Hepsinden önemlisi Konyaaltı sahillerinin erozyona uğramasına, kıyının daralmasına neden olmuştur. Bu virüs etkilerini hala sürdürmektedir. Seçmen iradesi bu virüsü iktidardan uzaklaştırmışsa da, bu yapay gölet yerli yerinde durmaktadır.

Dere yatağının doğal işlevini bozmaya, çevresine, sahil şeridine zarar vermeye devam etmektedir. Aynı iktidar virüsü son günlerde Kanal İstanbul projesi ile de kendini göstermiştir. Covid-19 bulaşıcı hastalığı nedeniyle milletin can derdinde olduğu günlerde Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin rekonstrüksiyonu ihalesi yapılmıştır. Bu arada sosyal mesafe, izolasyon önlemleri söz konusudur ve maskeli, plastik eldivenli görüntüleri ile yapılan işin şaibesini ortaya koyacak kadar ironik bir görüntü verilmiştir. Zira sokağa çıkma yasağını uygulayamayacak kadar halkına maddi destek sağlamaktan yoksun kamu bütçemizden sorumlu siyasi iradenin, kamusal alanların piyasalaştırılmasında, kamu bütçesinin sermaye hareketliliği için kullanılmasında hiçbir engel tanımama kararlığını sürdürmek istediği bir kez daha ortaya çıkmıştır. 

‘İKTİDAR VİRÜSÜNÜN BU KEZ SALDA GÖLÜNE MUSALLAT OLDUĞUNU KAMUOYU İLE PAYLAŞMAK ZORUNLULUĞU DOĞDU’

Kanal İstanbul ihalesinden kısa bir süre sonra bu kez Salda Gölünde kendini gösterdi iktidar virüsü. Ölümcül salgın hastalık nedeniyle teyakkuz halinde olduğumuz, “kendini koru”, “evde kal”, “en az temas” uyarılarıyla, gerekirse hayatı durdurmamız gerektiğinin ifade edildiği günleri yaşıyorduk. Salda Gölü Projesinin iptaline ilişkin devam eden davamızda da yerinde keşif yapılmasına karar verilmişti. TOKİ’nin ise adeta yangından mal kaçırır gibi ben yaparım olur biter anlayışı içinde  proje alanını müteahhit firmaya teslim ettiği ortaya çıktı. Salda Gölü kıyısında, Halk plajının girişinde 20’ye yakın işçi, Konteynırlar yerleştirerek, kazma, kürek çalıştırılması, şantiye yapılarını yerleştirmeleri, kazık çakmaları ve kireçli sınır çizgilerini çekmişlerdi. Bu nedenle “iktidar virüsünün bu kez Salda Gölüne musallat olduğunu” kamuoyu ile paylaşmak zorunluluğu doğdu.    

 -Bir başka yazınızda, AKP iktidarının yapmak istediği Millet Bahçesi için  “bu projeye katliam projesi demek bile azdır” demişsiniz. Neden katliam projesi demek bile az?

‘İŞ MAKİNELERİNİN MALDİVLER OLARAK ANILAN BEYAZ KUMULLARA CANİCE SALDIRMASI, GECİŞTİRİLECEK TÜRDEN BİR KATLİAM DEĞİLDİR’

Önceki sorunuzda sözü edilen “iktidar virüsünün” şantiyeyi kurduktan sonra tesviye işlemlerine başladığı tespit edilmiştir. Tesviye edilen alanda milyonlarca yılda oluşan beyaz kumullar kepçelerle kazılmaya, kamyon kamyon taşınmaya başlanmıştır. O nedenle bu proje sahaya indiği daha ilk anda katil suçlamasının muhatabı olmuştur. Daha da ötesi, gelişmeler ve neden oldukları sonuçları itibariyle gerçekten de bu projeye katliam projesi demek bile azdır. Şantiye tesislerinin tamamlanmasından sonra, bulaşıcı virüs nedeniyle projenin uygulanacağı sahaya ziyaret yasağı getirildiğinin ilanı ve hemen sonra da iş makinalarının Maldivler olarak anılan beyaz kumullara canice saldırması, cehaletle, denetimsizlikle veya idarenin bilgisi dışında olduğu gibi dayanaksız açıklamalarla geçiştirilecek türden bir katliam değildir.

‘CANLI NİTELİĞİNDEKİ KUMLARIN İŞ MAKİNELERİYLE KAMYONLARA YÜKLENEREK TAŞINMASI, MİLYONLARCA CANLININ YOK EDİLMESİ ANLAMINA GELİYOR’ 

Zira Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği ile Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanlığını yürüten göl uzmanı Dr. Erol Kesici’nin bilimsel tespitlerine göre, “canlı niteliğindeki biyomineralizasyonla oluşan kumların iş makineleriyle kamyonlara yüklenerek taşınması milyonlarca canlının ezilerek yok edilmesi anlamına geliyor. Kumların alındığı yerler adeta bir canlının vücudunda açılan yaralar olarak kalacak, yok edilen beyaz kumlar, taşındıkları yerde kararacak ve restore edilmesi mümkün olmayacak. “ açıklaması yaparken,

Prof.Dr. Doğan Kantarcı ise “değil göle girmek, kıyısına ayak bile basmayın” dediği Salda Gölü iki milyar yıl önce oluşan ve oksijen üreten tek hücreli siyanobakterilerinin dünyada yaşadığı iki yerden biri olduğu, kepçelerle kazı yapılan Salda Deresi ağzındaki Karakova Sazlığının göl tarafındaki gölün eski tabanı olduğunu belirtmektedir. Buranın “Huntit minerali yatağı” durumunda olduğu, Huntitin ısıya karşı yalıtım ve yangına karşı dayanıklı kumaş yapımında kullanılmakta olup, ihraç edilen bir mineral olduğunu, bu mineralin yola serilmesinin, kum olarak kullanılmak istenmesinin bilim dışı olduğunu, çünkü üzerine basılmasının sonucu olarak bir süre sonra toz haline geleceğini, bu durumun solunum yoluyla  insan sağlığına zararlarının ayrıca araştırılması gerektiğinin altını çizmektedir. 

Biyo-mineralizasyon olarak ifade edilen canlı organizmaları içeren bu beyaz kumulların katledildiği bu kadar açık ve içleri sızlatırken, resmi makamların özürleri kabahatlerinden büyük açıklamalar yapmaları hiç kuşku yok ki suçluluk hissiyle, kendilerini kurtarma iç güdüsüyle hareket ettiklerinin göstergeleridir.

‘BURADA KELİMENİN TAM ANLAMIYLA TASARLANMIŞ BİR OPERASYONDAN BAHSEDİYORUZ’

Burada kelimenin tam anlamıyla tasarlanmış bir operasyondan bahsediyoruz. Projeye bağlanmış, projenin uygulanması için ihalesi yapılmış, ihaleyi alan firmaya uygulamaya başlaması için yer teslimi yapılmış, şantiye tesisleri tamamlandıktan sonra coronavirüs tedbirlerinden yararlanarak proje sahası ziyarete kapatılmış, akabinde 35 kamyon canlı organizma kepçelerle kazınarak kamyon kamyon sahil yoluna dökülmüş veya kum olarak kullanılmak üzere biriktirilmiş. 
Bu organize suç silsilesinde hangi aşama bu katliamın dışında tutabilir? Ziyaret yasağını koyan Yeşilova kaymakamlığı mı? Yapılan işin çevre düzenlemesi olduğunu açıklayan Burdur Valiliği mi? Cumhurbaşkanının talimatı ile millet bahçesi projesini üstlenen ve yapım işini TOKİ’ye devreden, öngörülen yapılaşma ve düzenlemeler nedeniyle ekolojik yapıya neden olacağı etkiler konusunda hiçbir araştırma yapılmamasını sağlayan, bilimsel hiçbir itirazı kaale alamayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı mı? Yoksa hedef tahtasına konulması yeterli görülen iki bürokrat ve müteahhit firma çalışanları mı? 

-Millet Bahçesi Projesine AKP Burdur milletvekilleri Bayram Özçelik ve Yasin Uğur’un öncülük ettiği, buna karşılık CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in change.org’da imza kampanyası başlatarak ve idare mahkemesine başvurarak bunu durdurmaya çalıştığı görüldü. Bu gelişmeler ışığında Salda Gölü’nün AKP ile CHP arasında bir siyasi çekişme malzemesine dönüştüğü söylenebilir mi?

Millet Bahçesi projesini iktidar/muhalefet çekişmesi olarak görmek yanıltıcı olur. AKP’yi ve bürokrasiyi hizalayan olgu iktidarı temsilen Cumhurbaşkanının talimatlarıdır. Kayıtsız şartsız uyum, emir komuta zincirinde hareket, iktidar unsurlarının varlık nedenleri olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. 

‘SALDA GÖLÜ'NE BİLİM İNSANLARI, DOĞASEVERLER, ÇEVRECİLER, MESLEK ODALARI, DERNEKLER, SENDİKALAR VE SİYASİ PARTİLER SAHİP ÇIKMAKTADIR’    

Ancak Salda Gölü'ne geniş bir oluşum sahip çıkmaktadır. Bilim insanları, doğaseverler, çevreciler, uzmanlık kuruluşları, meslek odaları, dernekler, sendikalar ve siyasi partiler. CHP de bu bileşenlerden birisidir. 
Takip ettiğimiz iptal davaları ve suç duyurularında müvekkillerimiz Yeşilova sakinleridir. Ayrıca Burdur Barosu, Antalya Mimarlar Odası, Peyzaj Mimarlar Odası da iptal davası açmışlardır. TMMOB Genel Merkezi geniş bir rapor hazırlamıştır. 
Katliamla ilgili olarak müvekkillerimiz gibi CHP milletvekili Mehmet Göker, Ankara Barosu, Peyzaj Mimarlar odası ve Antalya Mimarlar Odası suç duyurusunda bulunmuşlardır. Bunun dışında kişisel olarak Yeşilova Cumhuriyet Başsavcılığı’na pek çok suç duyurusunda bulunulduğu bilgisi gelmiştir. Aynı şekilde çeşitli çevreler imza kampanyaları da  düzenlemişlerdir.

‘SERMAYE PİYASASI İÇİN KONUMLANMIŞ BİR İKTİDAR ANLAYIŞI KARŞISINDA TOPLUMSAL DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKAN DUYARLI ÇEVRELERİN MÜCADELESİ SÖZKONUSUDUR’ 

Bu bakımdan rahatlıkla söyleyebiliriz ki sermaye piyasası için konumlanmış bir iktidar anlayışı karşısında toplumsal değerlerine sahip çıkmak isteyen, kamusal çıkarlardan yana tutum alan duyarlı çevrelerin mücadelesi söz konusudur.   

-Yapılacak Millet Bahçesine alınan ÇED Raporu için “usulsüz” ifadesini kullanmışsınız. Rapor için neden “usulsüz” dediğinizi açıklar mısınız?

‘BAKANLIK BU PROJE NEDENİYLE ÇED RAPORU ALINMASINI ENGELLEMİŞ, BÖYLECE TOKİ’YE TANINAN MUAFİYETLERDEN YARARLANMAK İSTENMİŞTİR’ 

Salda Gölü ve Corona Talanı başlıklı yazımda geçen bölümde, ÇED raporu “usulsüz” olduğunu değil de, bakanlığın davamıza verdiği savunmada, “ÇED gerekli değildir” kararı olduğunu o nedenle, ÇED raporu alınması zorunluluğu olmadığı belirtilmiştir. Bakanlık bu proje nedeniyle ÇED raporu alınmasını engellemiştir. Bu işi TOKİ’ye yaptırmasının nedenlerinden biri de budur. Böylece TOKİ’ye tanınan muafiyetlerden, istisnalardan yararlanmak istenmiştir. 

Nitekim ihalenin iptali davamız bu nedenle ret edilmiştir. Gerekçeli kararında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının gerekli görmesi halinde bu tür işleri TOKİ’ye yaptırabileceği, yapılan işlemlerde usulsüzlük görülmediği, muafiyet hükümleri gereği, plan kesinleşmeden, ÇED raporu alınmadan da ihale yapılabileceği, bu alanda Mekansal Planlama Genel Müdürlüğünün Mart 2019 tarihinde millet bahçesi olarak düzenlenmesine ve Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nün Ağustos 2019 tarihinde bu projenin ÇED sürecine dahil olmadığına ilişkin kararları göz önüne alınarak davanın reddine karar verildiği açıklanmıştır.  

Aslında bu karar hukuk düzenimizin de kılıfına uydurulmuş düzenlemeleri onaylama mercii gibi işletilmek istenmesinin acı örneklerinden biri olmuştur. Çünkü üst mahkemeye yaptığımız itirazımızın 45 günlük bir zaman diliminde sonuçlandırılması ve kararın kesinleştirilmesi bu kanımızı daha da pekiştirici bir gelişme olmuştur.  

-Millet Bahçesi projesini durdurmak amacıyla Isparta İdare Mahkemesi’ne başvurduğunuzu öğrendik. Bu konuda bilgi verir misiniz?

Salda Gölü, jeolojik oluşumu ve ekolojik yapısı gereği dünyada örneği az buluna son derece özel ve önemli bir alandır. 
Millet Bahçesi kararı verilmesinden sonra, Salda gölü ve çevresi 1/100 000 ölçekli üst ölçekli Planından başlayarak alt ölçekli bütün planlarda değişikliklere gidilmiştir. Bu nedenle de söz konusu plan düzenlemelerinin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açılmıştır.

‘GÖLÜN 1. DERECE SİT ALANI ÖZELLİKLERİ BİR KENARA BIRAKILARAK, ÖZEL PROJE ALANLARI OLUŞTURULARAK YOĞUN BİR YAPILAŞMAYA İMKAN TANINMIŞTIR’ 

Gölün mutlak korunması gereken alan, 1. Derece doğal sit özellikleri bir kenara bırakılarak Günübirlik Alan  kararı ile rekreasyon alanları getirilmiş alanlarda Özel Proje Alanları oluşturularak yoğun bir yapılaşmaya imkan tanınmıştır. 
Kıyı kenar çizgisi ve “sulak alan ekolojik bölgesi” yasaklarına uyulmamıştır.  Kamping ve konaklama ünitelerini içermeyen duş, oturma alanları, piknik masaları, soyunma kabini, mescit, WC, kafe-bar, pastane, lokanta, çayhane, bulaşıkhane, yönetim birimi, büfe, mutfak, oyun alanları, bungalov, karavan alanları, özellik taşıyan el sanatları ürünlerinin sergi ve satışlarını içeren yapı ve tesisleri, açık spor alanları, giriş kontrol birimleri, otopark gibi, bir kısmı mutlak koruma alanları üzerinde, bir kısmı etkileşim bölgelerinde olmak üzere sahil şeridinin ikinci 50 m.sinden sonra yoğun yapılaşmalar öngörülmüştür. 
Planlanan alanın 140.496 m2. olması ve E=0.20 emsal ile açık alan düzenlemeleri hariç 28100 m2 kapalı alan yapılması imkanı sağlanmıştır. 

‘BAKANLIĞIN BURADA MİLLET BAHÇESİ ADI ALTINDA, ADETA DİSNEYLAND TİPİ BİR YAPI YARATMAYA NİYETLİ OLDUĞU ANLAŞILMIŞTIR’

Söz konusu yoğun bir yapılaşma ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın burada Millet Bahçesi adı altında adeta DİSNEYLAND tipi insan ve yapı yoğunluğunu taşımaya niyetli olduğu anlaşılmıştır. Bu yaklaşımın bu alanın çok kısa bir süre içinde doğal yapısını ve güzelliğini ortadan kaldıracağı düşünceleriyle iptal davası açılmıştır.  

Salda gölü ve çevresinin doğal sit alanı olarak peyzaj özellikleri, sulak alan olarak sahip olduğu biyolojik çeşitliliği, jeolojik ve kimyasal özellikleri bakımından barındırdığı endemik ve nesli tehlike altındaki türlerin barınma, beslenme ve üreme alanı olarak önemli doğa ve önemli kuş alanı kriterlerine sahip olması, Mars gezegeninin yüzey özelliklerini taşıyan dünyadaki iki bölgeden birinin Salda Gölü olduğu gerçeklikleri, bu alanda ziyaretçi akımının teşvikini değil, kontrol altına alınmasını, nemalanma fikriyle değil, bir açık hava müzesinden farksız değerlendirme fikriyle hareket edilmesini zorunlu kılmaktadır
Göl 1989’da SİT Alanı ilan edilmiştir. Alana ait Sulak Koruma Bölgesi Sınırları belirlenmiş olup Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından onaylanmıştır.

Gölün güney kısmında 12 hektarlık bir alanda Salda Gölü Tabiat Parkı bulunmaktadır. Salda Gölü Tabiat Parkı’nın korunması ve yönetiminde ana sorumlu kurum Orman ve Su İşleri Bakanlığı VI. Bölge Müdürlüğü, Burdur Şube Müdürlüğü’dür.
Bu bölgeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Burdur İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’nün de sorumluluk alanındadır. Gölün güney kıyıları Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi’dir ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da sorumluluk alanındadır. Gölün güneybatısında kalan alan ise Düden Koruma Alanı statüsündedir.

Alan koruma, canlı türlerinin sağlıklı topluluklar oluşturmaları ve yaşam döngülerini devam ettirmeleri için gerekli tüm coğrafyanın doğal özellikleri bozulmadan saklanmasını esas alır. "Önemli Doğa Alanı" (ÖDA) kavramı bu ilkeyi esas alarak doğadaki canlı türlerinin nesillerini sürdürebilmeleri için özel önem taşıyan coğrafyaları tanımlar. Bu kavram, canlı türleri ve doğal kaynaklarla birlikte yeryüzünün en özel doğal alanlarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu alan aynı zamanda Uluslararası Doğayı Koruma Birliği   (IUCN) tarafından koruma altına alınmış bir alandır

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kendi sitesinde de bu alanın flora ve fauna açısından oldukça zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olduğu, türleri  ve özellikleri belirtilmektedir. 
İlginçtir Cumhurbaşkanı bu alanı Millet Bahçesi olarak ilan etmeden önce yoğun ziyaretçi akımının antropojenik (insan faaliyetleri sonucunda meydana gelen) baskıyı arttırdığı, bu kapsamda tedbirler geliştirmek üzere çalışmalar yapıldığı bu sitede açıklanmıştır.  
 
‘BİLİM ÇEVRELERİ SALDA GÖLÜNÜ EŞSİZ YAPAN BİYOMİNERALLERİN CANLI OLDUĞUNU, YAPILAŞMA VE ZİYARETÇİ SAYISININ ARTMASIYLA 5 YIL İÇİNDE  BU ÖZELLİĞİNİ KAYBEDECEĞİNİ BELİRTMİŞLERDİR’

Bilim çevreleri de yaptığı açıklamalarda “Salda Gölü'nü eşsiz yapan, güzelliğini sağlayan biyo-minerallerin canlı bir oluşum olduğu, yapılaşma ve ziyaretçi sayısının artması ile bu canlı mekanizmanın en fazla 5 yıl içinde yok olacağı, millet bahçesi  yapımı ile daha fazla turist çekilse bile bu durumun 5 yıl için geçerli olacağı zira bundan sonra gölün özelliğinin kalmayacağı” belirtilmiştir. 
 
Bir tarafta Salda Gölünün doğal yapısı ve özellikleri, bir tarafta da buraya getirilmek istenen yapılaşma ve insan yoğunluğu sonucunda hepimize ait olan bu eşsiz güzelliklere ve özelliklere sahip alanın yok edilmek istenmesi karşısında başlatılan yargı süreci devam etmektedir. İsparta İdare Mahkemesi’nde açılan davada keşif kararı alınmıştır. Koronavirüs tedbirleri sona erdikten sonra keşif yapılacaktır.  

-Geçtiğimiz yılın eylül ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ile birlikte Salda Gölü’nü gezen Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, gölün çevresinde ziyaretçilerin ihtiyaçlarını karşılayacak portatif yapılar inşa edileceğini, betonlaşmaya izin verilmeyeceğini açıkladı. Emine Erdoğan da bakanın bu taahhüdüne güvendiğini ifade eden sözler sarf etti. Bütün bu açıklamalar gölün millet bahçesi projesinden olumsuz etkilenmeyeceği yolunda güven vermiyor mu?

‘ÇİVİ ÇAKILMADAN DA YAPILAŞMA VE İNSAN  YOĞUNLUĞUNA NEDEN OLURSUNUZ VE BU ALANIN YOL OLUŞUNU HIZLANDIRIRSINIZ’

Elbette meseleye nereden baktığınız ile ilgili bir konu bu. İtiraz etmemeye yeminli bir bağlılık, yalan mı söyleyecekler diye başlayan bir saflık, “mutmain olmak” sözünün sihrine kapılmak gibi etkenler söz konusu ise diyecek bir şey olmaz. Mesele çivi çakmak, betonlaşmaya izin vermemek meselesi değildir. Çivi çakılmadan da yapılaşma yoğunluğu ve insan yoğunluğuna neden olursunuz ve bu alanın yok oluşunu hızlandırırsınız. Bu süreçte bungalov ve kamp alanlarından vazgeçmeleri, yapılaşmayı seyreltmeleri idarenin yanlışlarını görmelerindendir. Bunlar da çivisiz yapılardı ama konunun çivi ile ilgili olamayacağı çok açıktır. Hedeflerinde bir sezonda 2-3 milyon insanı ağırlamak olan bir yapılaşma, kanalizasyon sistemi, fosseptik çukurları, portatif yapıları sabitlemek üzere bu alanda girişecekleri diğer katliamlar, bu yapılaşmalar ile neden olacakları insan yoğunluğunun, üzerinde dolaşmanın bile zarar vereceği bilinen beyaz kumullar üzerinde yaratacağı baskı,  bunların hiç birinin hesap edilmediği ortadadır.  
Kaldı ki çivi çakmayacağız deyip de kepçeyle canlı organizmaları kazanlara, buna neden olanlara niye güvenelim ki? 

-Geçtiğimiz günlerde yüklenici firma tarafından Salda Gölü kıyısında konteynerler kuruldu ve iş makineleri ile gölün kıyısında kazı çalışmaları başlatıldı. Ancak çevrecilerin tepkisi üzerine çalışmalar durduruldu. Salda Gölünde o gün tam olarak neler olduğunu biliyor musunuz?

Bu süreç şöyle başladı. Mart ayının başlarında önce Covid-19 ölümcül salgın hastalık nedeniyle önlemlerin alınmaya başlandığı sıralarda konteynerler parça parça kurulmaya başlandı. Zorunlu olmadıkça evden çıkmayın, yakın temas kurmayın, maske takın, kendinizi izole edin denildiği, 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı ilan edildiği günlerde, proje alanının sınırları sahaya uygulanarak beyaz kireçlerle çizgilerin ve şeritlerin çekilmeye başlandığı gözlemlendi. 11 Nisan akşamı Salda Gölüne ziyaret yasağı getirildi. Ziyaret yasağının ertesi gününde kepçelerle beyaz kumulların kazılmaya başlandığı, kamyonlara doldurularak, halk plajı yoluna döküldüğü tespit edildi. 

Bu durumun fotoğraflanması ve kamuoyu ile paylaşılmasında etkin rol oynayan Salda Gölünü Koruma Derneği öncülüğünde çeşitli girişimlerde bulunuldu. 

’35-40 CİVARINDA KAMYON DOLUSU BEYAZ KUMULLARIN KEPÇELERLE KAZILARAK TAŞINDIĞI, YOLA SERİLDİĞİ TESPİT EDİLDİ’ 

12 Nisan günü Dernek başkanı, Burdur CHP Milletvekili Yeşilova Kaymakamı ve C.Savcısı ile görüşüp, durum anlaşılmaya çalışıldı. Aynı gün, yapılan işlemlerle ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunuldu. Daha sonra resmi makamlarla görüşme yapan heyet yerinde incelemeler yaptı. 35-40 civarında  kamyon dolusu beyaz kumulların kepçelerle kazılarak  taşındığı, bir kısmının yola serildiği, bir kısmının da belirli bir alana döküldüğü tespit edilip fotoğrafları çekildi.  
Bu arada konuya ilgi gösteren duyarlı çevreler  ile medya pek çok koldan, pek çok platformda  gelişmeleri ve tepkileri kamuoyu ile paylaştı. 

-Çevreci vatandaşların tepkileri üzerine açıklama yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, sorumlular hakkında soruşturma başlatıldığını söyledi. Bu açıklama sizi tatmin etti mi?

‘SALDA GÖLÜNDE OLUP BİTENLERDEN ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI MURAT KURUM SORUMLUDUR VE DERHAL İSTİFA ETMELİDİR”

Açıklamayı yapan kişi bana göre bu gelişmelerin failidir. Projenin sahibidir. Projede bellidir. Şeritlerin çekildiği, kireçlerin boyandığı yerler bellidir. Buralarda neler yapılacağı da bellidir. Şaşkınlık ifadeleriyle olan bitenden habersizmiş gibi, Kamera yerleştireceklerini bundan böyle 24 saat ne yapıldığını görmek isteyenlerin izleyebileceği açıklamalarının ne anlamı olabilir ki? Bu koşullarda “yavuz hırsız ev sahibini bastırır ” deyişini anımsatan bu çıkışlarla “özrü kabahatinden büyük”  bir açıklama yapılmıştır. 
İşi TOKİ’ye veren kendi bakanlığıdır. Projeyi onaylayan kendisidir.  İhalenin yapılmasından da, İhalenin yapılması nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuz zaman soruşturma izni verilmemesinden de sorumlu olan kendisidir. Şimdi mızrak çuvala sığmadığı anlaşılınca bürokratlarına bu kez disiplin soruşturması açmakla sorumluluğu savuşturmak söz konusu değildir. 
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma yasanın 65. Maddesi çok açıktır. Koruma alanını tahrip eden bir projeyi onayladığı ve ısrarla uygulanmasına ön ayak olduğu son derece açıktır. Planlama esaslarına aykırı bir süreç işlettiği de böylece ortaya çıkmıştır. ÇED Raporu alınmamasının acı sonuçlarını bu yolla bertaraf etmek mümkün değildir.  
Durum çok nettir. Çevre ve Şehircilik Bakanı derhal istifa etmelidir. İstifa etmeden önce de bu projeyi iptal ettiğini açıklamalıdır. 

-Salda Gölü’nün dış etkilerden, tehlikelerden korunması ve doğal güzelliğinin korunması için neler yapılması gerekiyor? İlgililere neler öneririsiniz? 

Bu alan korunmalıdır. Daha fazla tahribata neden olmadan gelecek nesillere kalması sağlanmalıdır. Bu havzayı bir açık hava müzesi olarak değerlendirmek en iyisi olacaktır. Atılacak her adımda, bu alanda sahip olunan değerler üzerindeki etkilerini ortaya koyacak bilimsel değerlendirmelere göre hareket edilmelidir. Kamusal fayda her türlü özel beklentinin önünde görülmelidir. 

‘YEŞİLOVA SAKİNLERİNİN DUYARLI ÇEVRELERLE DAYANIŞMA İÇİNDE DİRENME HAKLARINI KULLANMALARI HAYATİ ÖNEMDEDİR’    

Son olarak Yeşilova sakinlerinin bu alanın kıymetini bilmeleri, duyarlı çevrelerle dayanışma içinde direnme haklarını kullanmaları buranın yaşatılması ve korunması için hayati öneme sahiptir. 

YAZARIN TÜM YAZILARI