Avrupa, enerjide Rusya’ya bağımlılığına alternatif arayışında. 

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri operasyonla başlattığı işgal krizi Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltma politikalarına hız verdi.

Elbette savaşın insani yönü çok ağır, evleri enkaz haline gelen milyonlarca insan bir gecede yerinden yurdundan oldu, Avrupa’da son yılların en büyük zorunlu yer değiştirme hareketi yaşanıyor. 

Bu acı deneyimlerin yanı sıra yeni dünya sistemi içindeki rolü gereği Avrupa, enerji meselesinde kalıcı bir çözüm üretmek zorunda. 

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından pek çok alanda Rusya’ya yaptırımlar devreye giriyor. Yaptırımlar gündeme geldiğinde en büyük soru işareti enerji alanında yaptırım olup olmayacağıydı. 

Rusya dünyanın en büyük üçüncü petrol üreticisi, doğalgaz üretiminde ABD’den sonra ikinci sırada. Dolayısıyla Rusya’ya karşı atılacak her adım, küresel enerji piyasasının istikrarı ve zaten yüksek seyreden fiyatlar açısından büyük önem taşıyor.

AB, ithal ettiği petrolün yüzde 27’sini, kömürün yüzde 47’sini, doğalgazın yüzde 45’ini Rusya’dan sağlıyor. Kömür ve petrolün alternatifi belki daha kolay bulunabilir ama mevcut boru hatlarına bağlı olarak temin edilen bir enerji kaynağı olduğu için doğalgaz pek öyle değil.

Nitekim, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Avrupa’nın Rus gazına olan bağımlılığının “ekonomik ve siyasi bir silah” olarak kullanıldığını kaydetti. Hemen akabinde de Avrupa’nın enerji güvenliği konusunda 10 maddelik bir plan (https://www.iea.org/reports/a-10-point-plan-to-reduce-the-european-unions-reliance-on-russian-natural-gas) yayımlandı.

Hem alternatif kaynaklara atıfta bulunuluyor hem de enerjiye olan ihtiyacın azaltılması için atılması gereken adımlara yer veriliyor. Ancak, bu plan iklim ve çevre mücadelesi verenler tarafından eleştirilecek önemli noktalara da sahip. Üstelik, AB Yeşil Mutabakatı ile de çelişen tarafları mevcut. 

Avrupa’daki bu U dönüşü ile nükleer santrallerin hatta kömürlü termik santrallerin bile ömürleri uzatılabilir.
Plan, Avrupa'nın fosil yakıtlara olan bağımlılığının ve enerji verimliliğindeki yavaş ilerlemenin sona ermesi gerektiğinden, bu önlemlerin Rusya harici doğalgaz veya nükleer ve biyoenerji kaynaklarındaki herhangi bir geçici artışı tamamlamak için kritik olduğunu vurguluyor.

Her zamankinden daha fazla Rus fosil yakıtlarından ve genel olarak fosil yakıtlardan kurtulmak şart. 

Elbette bu hızlı biçimde savaşın çıkması, insanların ölmesi beklenmeden olmalıydı. 

Diğer yandan, Avrupa’nın genel olarak nükleer enerjiyi nereye koyacağını bilememesi, vazgeçecekmiş gibi yapıp tekrar çıkışı nükleerde araması iklim mücadelesi açısından büyük bir hayal kırıklığı oluşturuyor. 

10 maddelik planın 5’inci maddesinde yer alan ifadeler şöyle:

“Nükleer enerji, AB'deki en büyük düşük emisyonlu elektrik kaynağıdır, ancak birkaç reaktör, bakım ve güvenlik kontrolleri için 2021'de devre dışı bırakıldı. Finlandiya'da tamamlanmış reaktörün ticari operasyonlarının başlamasının yanı sıra, bu reaktörlerin 2022'de güvenli operasyonlara döndürülmesi, AB nükleer enerji üretiminin 2022'de 20 TWh'ye kadar artmasını sağlayabilir.

Bununla birlikte yeni bir reaktör kapatma turu, üretimdeki bu toparlanmayı engelleyecektir. 2022'nin sonunda dört nükleer reaktörün ve 2023'te bir başka nükleer reaktörün kapatılması planlanıyor. Güvenli çalıştırılmalarıyla birlikte nükleer santraller, AB’nin aylık gaz talebini yaklaşık 1 milyar metreküp azaltabilir.”

Düşük emisyonlu olarak nitelendirilen biyoenerji ile birlikte bu iki kaynaktan ilave 70 TWh elektrik üretimi gerçekleştirilerek, elektrik için gaz kullanımının 13 milyar metreküp azaltılabileceği hesaplanmış.

Henüz daha ortada savaş yokken, şubat ayında AB mevzuatında yapılan değişiklikle doğalgaz tesisleriyle nükleer enerji santrallerine yapılan yatırımları “iklim dostu” kabul etme kararı almıştı. 

Bu konudan şu yazıda bahsetmiştik.

Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, AB’nin 2050’deki “net sıfır” hedefi için fosil yakıt kullanımının büyük ölçüde azaltılması, mevcut kömür, petrol ve doğalgaz yataklarına yenilerinin eklenmemesi gerekiyor.

AB’nin ne yeşil geçiş hedefleriyle ne de demokratikleşme ile uyumlu olmayan, iklim mücadelesinde yeni egemenlik alanları yaratan bu karar Avrupa kamuoyunda ciddi eleştirilerin hedefiyken şimdi Rus fosil yakıtlarına alternatif olarak gösterilmesi iklim hedeflerini epeyce geriye düşürüyor. 

Nükleer ve doğalgaz sadece enerji krizi açısından değil tüm dünyayı etkisi altına alan iklim krizi bağlamında dünya için çözüm olmayan aksine tam anlamıyla mevcut durumu daha da kötüleştiren kaynaklar. 

Son yıllarda yeni nükleer enerji yatırımlarının yapılması iklim değişikliği sorunu karşısında nükleer enerjinin “karbonsuz enerji” olduğu iddiasıyla gerekçelendirilmek isteniyor ve fosil yakıt kullanımına alternatif olarak gösteriliyor. 

Oysa iklim krizine neden olan faktörler sadece karbon emisyonu oranıyla sınırlı tutulamaz. Bu bağlamda, iklim krizi şartlarında nükleer enerjinin tercih edilmesinin neden olacağı riskler gözden kaçırılıyor.

Nükleer, karbonsuz olmadığı gibi pahalıdır, yapım süreleri zamanında tamamlanamadığı için ekstra maliyetlidir, herhangi bir enerji türünün alternatifi olamayacak kadar tehlikelidir, nükleer atıklar bertarafı için halen dünya üzerinde nihai bir çözüm bulunamamıştır.

Rusya’nın Ukrayna sınırları içinde yer alan Çernobil’den sonra Zaporizhzhia nükleer santralini de ele geçirdiği ve Avrupa başta olmak üzere tüm insanlığa karşı bir tehdit unsuru olarak kullandığı günlerde bu kararlar alınmış olması son derece trajik. 

Doğrudan sivillerin güvenliği tehdit altında.

ABD’nin Ukrayna Büyükelçiliği, Rusya’nın santrala yönelik saldırısını “savaş suçu” olarak nitelendirdi.

Bu gelişmenin ardından uzmanlar, ısrarla politika yapıcılardan iklim kriziyle mücadele için reaktör inşa etme planlarını bir kez daha gözden geçirmelerini istiyor.

Her ne nükleer taraftarları aksini söylese de, nükleer enerji santralleri savaş olasılığına karşı inşa edilmemişlerdir. 

Zaten son yaşananlar da, nükleer enerjinin ölümcül radyasyonu serbest bırakabilecek saldırılara karşı nasıl savunmasız olduğunu da gösterdi.

Tüm bu olanlar yetmemiş olsa gerek, aynı günlerde Finlandiya’da Olkiluoto 3 nükleer santrali üretime başladı. Burası Avrupa’da 12 yıl sonra açılan ilk nükleer santral.

Avrupa, nükleerle ilgili eğilimiyle günü kurtarma peşinde. Ancak, küresel sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlandırılması için 2050’den önce karbondioksit ve diğer sera gazlarının durdurulması şart. Bunun nükleerden ve fosil yakıtlardan vazgeçmeden olmayacağını herkes biliyor, vakit daralıyor, zaman aleyhimize işliyor.

Bundan sonra Avrupa, iklim hedefleriyle çelişen, maliyetli, tehlikeli, üstelik Rusya’nın bir tehdit unsuru olarak kullandığı nükleer santrallerin kapanma tarihlerini ileri alacak mı, yenilerini inşa edecek mi? Göreceğiz…

Ama bu iş biraz Bülent Ortaçgil şarkısı gibi:

Bu iş zor, çok zor Yonca
Çünkü bizler istemeyince
En çok bağıran en doğru sayılır
İnsanlar işitmeyince
Bu iş zor Yonca