Pale Blue Dot yani Soluk Mavi Nokta, 1977'de fırlatılan Voyager I uzay aracının 1990 yılında dünyaya yaklaşık 6.4 milyar kilometre uzaklıktan çektiği fotoğrafın adı. 
 
Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösteriyor. 
 
İçinde yaşadığımız dünyanın uzay sonsuzluğunun içinde tek başına ne kadar ufak olduğunu anlatır.
 
Aynı zamanda en iyi 10 uzay fotoğrafından biri. Hatta bir nevi dünyanın selfie'si o fotoğraf...
 
Voyager I'in çektiği ve Aile Fotoğrafları (The Family Portrait ya da Portrait of the Planets) olarak adlandırılan fotoğraflar içinde yer alan bu son fotoğraf, ABD'li ünlü astronom Carl Sagan'ın ilham kaynağı oldu. Sagan, bu ünlü fotoğraftan esinlenerek 1994 yılında Soluk Mavi Nokta (Pale Blue Dot) adlı kitabı yazdı. 
 
Sagan, bu kitapta bize aslında gezegende ne kadar küçük olduğumuzu ve bir toz tanesi kadar bile yer tutmadığımızı anlatır. 
 
Carl Sagan, o küçücük soluk mavi nokta olarak tanımlanan dünyayı şöyle dile getirir:
 
"İşte orada.
 
Orası evimiz. 
 
Bizler oradayız. 
 
Sevdiğimiz herkes, tanıdığımız herkes, duyduğunuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını orada yaşadı. 
 
Bütün mutluluk ve kederlerimiz, kendinden emin binlerce din, ideoloji ve ekonomik doktrin, bütün avcı ve toplayıcılar, bütün kahramanlar ve korkaklar, bütün uygarlık kuran ve yıkanlar, bütün krallar ve köylüler ve bütün aşık çiftler, bütün anne ve babalar, umut dolu çocuklar, mucitler ve gezginler, bütün ahlak öğretmenleri, bütün yozlaşmış politikacılar, bütün süperstarlar, bütün büyük liderler, türümüzün tarihindeki tüm azizler ve günahkarlar...
 
Burada... Gün ışığına asılı bu toz zerresi üzerinde yaşadılar. 
 
Dünya, muazzam kozmik alanda çok küçük bir sahnedir. 
 
Tüm o generaller ve hükümdarlar tarafından şeref ve zafer içinde dönemlerinin efendileri olmak için döktükleri kan ırmaklarını düşünün yalnızca küçük bir noktanın, bir bölümünde. 
 
Bu küçük pikselin bir köşesinde yaşayan sakinlerin diğer bir köşenin farkları zorlukla ayırt edilebilen sakinlerine yaptıkları bitmek bilmeyen zorbalıkları düşünün. 
 
Yanlış anladıkları ne çok şey vardı, birbirlerini öldürmeye ne kadar da hevesliydiler, nefretleri ne kadar da ateşliydi. 
 
Afra tafralarımızın hayali ben merkezciliğimizin ve evrende ayrıcalıklı olduğumuza dair yanılgımızın boyunun ölçüsü bu soluk ışıklı nokta tarafından alındı. 
 
Gezegenimiz onu saran devasa kozmik karanlıkta yapayalnız bir noktadır. 
 
Bütün bu karanlık ve enginlik arasında bizi kendimizden korumak için başka bir yerden yardım geleceğine dair hiçbir iz yoktur. 
 
Dünya, şimdilik bildiğimiz tek yaşam barınağı. 
 
En azından yakın gelecekte türümüzün göç edebileceği başka bir yer yok. 
 
Evet, ziyaret edebiliriz. Ama yerleşmek? Henüz değil. 
 
Hoşunuza gitsin ya da gitmesin Dünya, bu zamanda ayakta kalabildiğimiz tek yerdir. 
 
Gökbilimin insanı mütevazi yaptığı ve karakter geliştirdiği söylenir. 
 
İnsan kibrinin ahmaklığını uzaktaki bu görüntüden daha iyi vurgulayan bir şey yok gibi. 
 
Bana göre bu görüntü birbirimize nezaketle yaklaşma ve bu soluk mavi noktayı koruma ve gözetme sorumluluğumuza vurgu yapar.
 
Şimdiye dek bildiğimiz tek yuvayı..."
 
Sagan'ın şu gayet sade ve açık anlatımı, ne çok şeyi aynı anda fark ettiriyor, aslında bildiğimizi sandığımız ne çok şeyi hatırlatıyor.
 
Şu küçücük toz zerresinin içinde ne büyük egolar, ne büyük hiçlikler var. 
 
Herhalde insanın kibrinin ne kadar anlamsız olduğunu bundan daha iyi anlatan ya da daha iyi gösteren bir fotoğraf daha yoktur. Gezegenin evrende kapladığı yeri görüp de, dünyayı paylaşamayanların, açgözlülüğün ve onun peşi sıra gelen açlığın, sefaletin, yersiz yurtsuzluğun, adaletsizliklerin, haksızlıkların, o küçücük toz zerresi üzerinde türetilen yeni yeni savaşların, ölümlerin anlamsızlığını...
 
Evrenin ücra bir köşesinde küçücük bir yer kapladığımızı tekrar tekrar akılda tutmak, dünyanın değerini bu soluk küçücük mavi noktaya bakarak daha iyi görmek umuduyla...