Ali Akay’ın Bıkkınlıklar makalesini dönüp dönüp okumalı. Sizi bilmem ama bu yazı benim duygu ve düşüncelerime bir hayli tercüman olmuş… Yaşadığımız gündelik gerçekleri de birebir yansıtıyor:

“Sosyal medya sayesinde arzularımız, beğenilerimiz, zevklerimiz, hoşlandıklarımız, algoritmalar sayesinde oluşturulup bize reklam olarak geri dönüyor. (…) Bizim rızamızla bize satılmak istenen şeyler o kadar çok ki (…) Bir kitap mı arıyoruz? Karşımıza kitaplar çıkıyor.”

Kitap demişken, büyük ve gizemli yazar, insan ruhunun derinliklerinde dolaşırken asla didaktik olmadan çağımızın tüm gerçeklerini gözler önüne acımazsızca seren, yepyeni anlatı yollarında keskin zekasıyla okurunu ürpertiyle gezdiren, bize bizi anlatan, son kitabı tüm dünyada bilmem ne kadar satan, edebiyatın asi kalemi, Sendemi Brutis’in yeni kitabını almadıysanız hararetle öneririm. Sadece 35 TL. Cıscıvık Yayınları'ndan yeni çıktı. Tüm kapalı kitapçılarda ve her gelene açık internet sitelerinde. Hem de %5 indirimle. Alana yazarın imzalı posteri bedava.

Nerede kalmıştık? Ha, Ali Akay…

Banka ile işimiz mi oldu? O bankadan reklamlar ve bankanın verdiği kolaylıklar çıkıyor karşımıza; hatta bu yetmezmiş gibi bir de telefonla aramayı ihmal etmiyorlar. (…) Günde birkaç defa sabit veya cep telefonunuza koşturuyor ve sonunda istemediğiniz bir şirket veya müşterisi bile olmadığınız bir banka size yeni koşullarını anlatmaya çalışıyor. (…) Bunları atladığınızda ise bu sefer başka kurumlardan da bayram veya doğum günü tebrikleri geliyor.”

Yeri gelmişken, Soygun Bank hayırlı günler diler…

Reklam ve tanıtım kuşatması öyle bir hal aldı ki, favori günlük sanal gazeteniz Artı Gerçek’i bile gerek web sitesinden gerek cep telefonu yazılımından okurken, her makale birden fazla reklamla bölünüyor.

Kürt hareketi tam yükselirken üzerimize çöken tüm baskıyı gevşetmek için havaya biraz Üniter Fısfısı sıkıyorsunuz, mis gibi kokuyor ve içiniz açılıyor: Üniter, bir Derin Şirket mamulüdür, bu hafta indirimde.

Zaten sendikal hareketin son dönemlerdeki keskin mücadelesi sayesinde de Momo daha Kızıl Boyuyor, sendikalı proleterin boyası Momo, tüm gazete bayilerinde…

Ve tam en sevgili köşe yazarınız Keskin Hiçşaşmaz’ın bu haftaki ciddi kestirimlerini merakla okurken, karşınıza internetten en son sipariş verdiğiniz donların başka renklerinin tanıtımını yapan imrenilesi karın kaslı bir manken fotoğrafı çıkıveriyor. (Don Yeni Türkiye, üç vakte kadar rejim çökecek, iyisi mi üç al iki öde)

Şu yeni mafya dizisi de olmasa, sıkıntıdan patlayacağız gerçekten. Aslında tam da Devlet Baba serisini bir daha izlemenin zamanı. Son sezonu merakla bekliyoruz: “Çöküş: Ve İşte Beklenen Muhalefet” eminim herkesi mutlu edecektir.

Demem o ki, şu reklamlar artık işin cılkını çıkardılar. Bıkkınlık had safhada. Bıkkın Kola, yerli ve milli şerbet. Şimdi artık battal boyda.

Rivayete göre yakın gelecekte paragraflar arasına değil, düpedüz cümlelerin ortasına bile reklam alınacakmış. Gerçi… Alıştık artık, ne zararı olabilir ki? Atlaya atlaya okuyoruz zaten.

Bütün mesele şu: Yazının içine yedirilen reklamlardan yazarın payına ne düşecek?

Reklam payı yüzdeleri yine okunma katsayılarına göre mi bölüştürülecek? Öyle olursa, en çok izlenen parlak ve yaratıcı reklamlar yine en çok okunan yazarlara gitmez mi? O zaman da diğerleri daha güdük reklamlar yüzünden daha da az okunur hale gelmez mi? Ve bu durum yazarlar arası haksız bir rekabet oluşturmaz mı?

Çünkü rekabet etmek istiyorsanız, fark yaratmalısınız. Fark yaratmanın yolu da İkrah yazılımlarından geçer. İkrah yazılımları sayesinde en pespaye yazılarınız bile on binlerce okura ulaşır, tıklama sayınız tavan yapar.

Yazılarınız artık illallah dedirttiyse, bu gündemden bıktıysanız, o zaman siz de İkrah kullanın. Farkı göreceksiniz.

Yoksa siz henüz bu reklam dünyasından ikrah etmeyenlerden misiniz?